Rönesansta Süsleme Sanatı

Rönesansta Süsleme Sanatı
Rönesans bir keşifler çağıydı. Kâşifler dünyanın çevresinde dolaşıyorlar, gökbilimciler uzayı araştırıyorlardı. Sanatçılar da yeni anlatım yolları bulmak zorunda kaldılar. İtalya’da sanatçılar Eski Yunanlıların ve Romalıların klasik sanatına eğildiler. Mimaride, klasik yapıların sütun başlıkları ve taş oymacılığı etkili olmaya başladı. Rönesans dönemindeki bu klasik döneme dönüş, süsleme sanatlarına da yansıdı. Eski Yunanın aşk tanrısı Cüpid (Eros) ve çeşitli melek figürleri şimdi de Rönesans mobilya ve metal eşyalarını süslüyordu.
Rönesans’ta kilise eski gücünü yitirmişti. Sanat kişilerin olduğu kadar kilisenin de hizmetindeydi artık. Kilise için güzel süslemelere gerek vardı, öte yandan tacirler ve varlıklı soylular da süs eşyaları satın almak istiyorlardı. Kitapları için güzel ciltler, kabartmalarla süslü zırhlar, altın, gümüş, kâseler, tabaklar, gösterişli mobilyalar ve pahalı takı eşyaları çok aranır olmuştu.
Rönesans döneminin süslemediğinde en fazla işlenen madde metaldi. Bronz, demir, altın, gümüş, çeşitli tekniklerle işleniyordu. Çoğunlukla döküm bronz kullanılıyordu. Dökümcülükte kullanılan en yaygın yöntem cire perdue idi. Bu yöntemde balmumundan ya da balmumu ile kaplı kilden bir kalıp yapılırdı. Sanatkâr kalıbını hazırladıktan sonra bu kalıp kalın bir alçı ya da kil tabakasıyla kaplanırdı.
Bu kil ya da alçı tabakasının üzerine delikler açılırdı. Sonra da kalıp ateşe tutulur ve içindeki balmumunun eriyerek deliklerden dışarıya akması sağlanırdı. Bundan sonraki aşamada, ısıtılarak ergitilmiş olan bronz bu kalıp içine akıtılırdı. Bronz soğuyup sertleşince üstteki alçı kalıp kırılarak alınırdı. Geriye, çok güzel bir şamdan, kapı tokmağı ya da tabak kalırdı

Yorum yazın