Rönesans Müziği

Rönesans Müziği Hakkında Bilgi

Ortaçağ boyunca kilise insanlara, kişinin görevinin Tanrı’ya hizmet ve öte dünyaya hazırlanmak olduğunu salık veriyordu. Ancak XIII. yüzyıldan itibaren önce İtalya’da başlayıp, giderek tüm Avrupa’ya yayılan bir kültür ve sanat uyanışı olan Rönesans hareketiyle Avrupa aydını, insanı ön plana çıkarıp, kişinin öte dünyaya hazırlanmak için yaşaması yerine bu dünyada yararlı ve doğru bir yaşam sürmesi, mutlu olması gerektiği düşüncesini benimsemeye başladı. Bu yeni dünya görüşünün felsefesini oluştururken de kendilerine antik çağın kültür mirasını örnek aldı. İnsanlar dine ve Tanrı’ya büsbütün yüz çevirmediler, ancak, dünya, dünyasal yaşam, insanın toplumdaki, doğadaki yeri ve işlevi üzerinde daha fazla düşünmeye ve fiziksel çevrelerini daha fazla merak etmeye başladılar. Bu çağda resim, yontu, mimari ve edebiyatta dev sanatçılar yetişti. Felsefede çok büyük düşünürler ortaya çıktı.
Müzikte ise, Guillaume de Machaut gibi besteciler daha o zamandan Rönesans ruhunu yansıtan yapıtlar vermeye başlamışlardı. Rönesans bestecilerinin yetişme sürecinde ilkönce İngiliz besteci John Dunstable’in adına rastlıyoruz. Müzikteki etkisi o denli büyüktü ki, onun izinden giden sanatçı grubuna Burgondiyalılar adı verildi. Çünkü Dunstable, Fransa krallığının Burgondi sülalesi sırasında saray için çalışmış bir sanatçıydı.
Burgondi grubunun en önemli üyelerinden olan Guillaume Dufay (1400 – 1474) çok sayıda şanson yazdı. Şanson, Fransızların şarkıya verdikleri addır. Bunlar bütünüyle din dışı bir müzik türü oluşturmaktaydılar. Ortaçağda en önemli enstrüman insan sesiydi, bu bedenle en çok koro müziği yapılırdı. Rönesans döneminde bazı ilkel müzik aletlerinin de müzik alanına girdiğine tanık oluyoruz. Yine de Rönesans döneminde eşsiz güzellikte koro ve kilise müzikleri de yapılmıştır.
Josquin des Pres (1450-1521) ve Roland de Lassus (1530 -1594) bir başka Müzik Okulu olan Hollanda Okuluna bağlı iki müzisyendi ve her ikisi de çok yetkin koro müzikleri yazdılar.
Rönesans döneminin diğer önemli bir bestecisi de Giovanni Pierluigi da Palestrina (1525 -1594) dir. Bu besteci çok sayıda kilise müziği bestelemiştir.

REFORMASYON DÖNEMİNDE MÜZİK
Reformasyon hareketi başlayıncaya kadar tek kilise Katolik Kilisesiydi. Martin Luther öncülüğünde başlayan Reformasyon hareketiyle kilise bölündü ve Protestanlar kendi kiliselerini kurdular. Martin Luther geleneksel kilise müziğinin yerine ayinler sırasında kaynağını Alman Halk Müziğinden
alan melodiler eşliğinde söylenen ilahiler söylenmesine özen gösterdi. Bu ilahilere “chorales” adı veriliyordu. Daha sonraları Bach’ı büyük ölçüde etkileyen bu müzik türü kilise müziği açısından bir devrim yaratmıştı.
İngilizler Reformasyon hareketinden sonra kendi kiliseleri olan Anglikanizm i kurarak Katolik kilisesinden koptular. Ancak bu çeşitli kiliseler arasında amansız bir çekişme sürüp gidiyordu. Bu dönemin önemli İngiliz bestecilerinden William Byrd (1543 – 1623) ve Thomas Tallis (1505- 1585) zaman zaman her iki kilise için de beste yapmak zorunda kaldılar. Byrd aynı zamanda İngiliz Madrigallerinin de ilk yaratıcısıdır. Madrigaller genellikle yedi ya da sekiz kişilik gruplar tarafından müzik eşliğinde söylenen şiirlerdi. Avrupa’nın diğer bölgelerinde de Madrigaller söyleniyordu,ama hiç bir melodi zenginliği ve çeşitlilik bakımından İngiliz Madrigalleriyle boy ölçüşemiyordu. Thomas Morley (1557 – 1632), Thomas Weelkes (1575 – 1623), Orlando Gibbson (1583- 1625) ve John VVilbye (1574 – 1638) adlı besteciler eşsiz güzellikte Madrigaller bestelediler.
John Dowland’ın (1563 -1623) şarkıları daha da güzeldi. Bu şarkılar çoğunlukla solo için bestelenmişti, lavta adı verilen ve gitarı andıran bir müzik aleti eşliğinde söyleniyordu Dovvland bu müzik aletini o kadar seviyordu ki, yalnızca bu lavta için yazılmış besteler yaptı.

OPERA NIN DOĞUŞU
XVI. yüzyılda Floransa’da yaşayan Giovanni Bardi adında bir kont, eski Yunan söylencelerini müzik eşliğinde sahnelemeyi düşündü. Bu düşünce diğer İtalyan ozanları ve bestecilerinin de hoşuna gitti. Böylelikle kendilerine Camerata adını verdikleri bir grup oluşturdular. Ünlü fizik ve astronomi bilgini Galileo Galilei’nin babası Vincen- zoGalilei (1520-1591) bu grubun bir üyesiydi.
Opera böyle ortaya çıktı. Opera bir tiyatro ve müzik bileşimidir. Uygulanması için bir sahne ve bir de orkestra olması zorunludur. İlk Opera bestecilerinden birisi Jacopo Peri’dir (1576 – 1633) Peri’nin operalarında dramatik devinim müzikten daha baskındı. Ancak Claudio Monteverdi (1567 -1643) ile birlikte müzik operanın başlıca unsuru haline gelmiştir.
Monteverdi Venedik’te yaşadı ve çalıştı. Venedik o çağlarda enstrüman çalgılarıyla ün yapmıştı. Monteverdi hemen bundan yararlandı ve orkestrası için en iyi çalgıcıları topladı. Ondan önce pek orkestra yok gibiydi. Gerektiğinde tek tek müzisyenler bulup müziğe eşlik etmeleri sağlanıyordu. Orkestra,düzenli olarak bir atada çalan bir grup müzisyene verilen addır. Bunun yararı,gerektiği zaman bir araya gelip, zor bir müzik parçasını çalmayı öğrenen, sonra da dağılan müzisyenlerden daha iyi çalıp daha iyi müzik icra etmeyi öğrenen müzisyenlerin yetişmesi oldu. Monteverdi’nin operaları orkestrasyon açısından çok zengin bir yapı gösteriyordu. Monteverdi’nin konusunu Yunan Mitologyasından aldığı Orfeo adlı operası hâlâ sahnelenmektedir.
Jean – Baptiste Lully (1632 – 1687) İtalyan asıllı bir Fransız besteciydi. Yeteneği, XIV. Lui tarafından fark edildi. XIV. Lui, krallığının çok parlak bir dönemi simgelemesi açısından Güneş Kralı – Le Roi Soleil – diye adlandırılıyordu. Sarayına birçok sanatçıyı toplamayı severdi. Lully böyle bir toplantıda büyük Fransız oyun yazarı Molier’le tanıştı. Bu tanışmanın sonucunda Fransız opera tarzı ortaya çıkmış oldu. Bu tarzda önce bir uvertür, (orkestrayla yapılan bir giriş bölümü) çalınır, arkasından baladlar söylenirdi. Bu opera türünde koronun yeri büyüktü. Lully ‘nin etkisi Avrupa’da çabuk yayıldı. Onun kuşağının İngiltere’deki en yetenekli temsilcisi Henry Purcell (1659 – 95) çok çeşitli müzik türlerinde besteler yazdı. Ode’ler, kantatlar, şarkılar ve kilise müziği. Truva Savaşından esinlenerek yazdığı bir de operası vardır: Dido ve Aeneas. Purcell 200 yıl boyunca İngiltere’de aşılamıyan bir besteci olarak kaldı.

Yorum yazın