Rönesans Heykel Sanatının Genel Özellikleri

Rönesans Heykel Sanatının Genel Özellikleri – Rönesans Heykel Sanatı

Çeşitli dünyaların kesişme noktası olan ve Akdeniz’e doğru uzanan İtalyan yarımadası, Roma İmparatorluğumun kalbi olmuştu. Roma batı Hristiyan dünyasının merkeziydi. Kuzey İtalya, özellikle Venedik, Ortadoğu’ya ve doğuya açılan bir kapı olmuştur. İtalyan sanatçıları Batı Avrupa’ya egemen olan gotik sanatını hiçbir zaman tümden benimsememişlerdi. Bunun nedeni de, çevrelerinde Klasik Dönemin yapıtlarının yoğun olarak bulunması ve Bizans sanatının etkisine açık oluşlarıydı.
13. yüzyılda İtalyanlar daha sonra Rönesans denilen yeni bir akımı başlatmışlardı. Yeniden doğuş anlamına gelen Rönesans akımı, ortaçağ Bizans sanatından büyük ölçüde etkilenmiş olmakla birlikte sanatta klasik yaklaşımı yeniden canlandırmayı amaçlıyordu.

Rönesans akımının sanata getirdiği en önemli değişiklik, insan betisinin yüceltilmesini verdiği ağırlıktır. Artık heykelcilik, yalnız meleklerin ve azizlerin ülküleştirilmiş betilerini yansıtmaya çalışmakla yetinmiyordu. Ortaya çıkan yeni yapıtlar, yaşamdaki örneklere daha çok yakındılar.
Nicola Pisano’nun (1220-1284) kabartma heykelleri yeni bir çağın habercileri olmuştur. Pisano, 13. yüzyılda, bir kilisenin mimberine çıplak erkek betileri işlemişti. (Roma’nın çöküşünden sonra çıplak insan yontusu yapılmamıştı). Pisano, klasik sanatı kendine örnek almıştı ama anatomi bilmediğinden heykellerindeki orantılar gene de ortaçağ ya da Bizans heykellerindeki orantıları andırıyordu.
15. yüzyılda Rönesans sanatı yaygınlaşmış ve yerleşmişti. Roma çağından sonra ilk üç boyutlu heykel Donatello’nun yaptığı bronzdan Davud heykelidir. Donatello anatomiyi çok iyi biliyordu ve Davud’u çok rahat bir duruş içinde canlandırabilmişti. Fakat 16. yüzyılda bir başka Floransalının, Michelangelo Buonarroti’nin yaptığı Davud ile büyük bir anatomi bilgisine dayanan heykel sanatı doruk noktasına ulaşmıştır.
Donatello’nun çağdaşları Lorenzo Ghiberti (1378-1455) ve Jacopo della Quercia (1378- 1438) kabartma ve Uç boyutlu insan betisini heykellerinde büyük bir ustalıkla işlemişlerdir.
Bu heykel ustalarının yanında çok sayıda heykelin çalışmış ve birçok genç sanatçı yetişmiştir. Bu dönemde mezarlardan havuzlara, portrelerden mitolojik konulara değin pek çok yapıt ortaya konmuştur. Luca della Robbia (1400-1482) ve ötekiler çok güzel görünümlü oluşunun yanı sıra mermerden daha ucuz bir malzeme olan cilalanmış pişmiş topraktan heykeller yapmışlardır.
16. yüzyılda heykel sanatının tartışma götürmez yücelikteki heykelcisi Michelangelo’dur ve pek çok kimseye göre bu sanatın, tarih boyunca yetiştirdiği en büyük ustasıdır.
Michelangelo’nun İtalya’daki ve başka yerlerdeki çağdaşları, onları izleyenler, daha çapraşık desenli, daha süslü bir heykel türü geliştirmişlerdir. Bu akıma maniyerizm denmiştir.

Etiketler:

Yorum yazın