Romantizm Müzik Akımı – Müzikte Romantik Çağ

Romantizm Müzik Akımı – Müzikte Romantik Çağ Hakkında Bilgiler

Beethoven’in çağdaşlarından Ludwig Spohr, (1784 – 1859), ve Johann Hummel, (1778 – 1837) yaşamları sırasında sözü edilen besteciler olmalarına karşın, bugün artık önemlerini yitirmişlerdir. Yine bu besteciler arasında yer alan Muzio Clementi (1752 – 1832) bugün hâlâ anılmaktaysa da, yalnızca piyano öğrencileri ilk çalışmalarını onun besteleriyle yaptıkları içindir ki, bu da bir sanatçı için pek olumlu bir anılma biçimi sayılamaz.
Erken Romantik Çağın büyük bestecilerinden birisi de Frederic Chopin’dir (1810 – 1849). Annesinin Fransız olmasına ve yaşamının çoğunu Fransa’da geçirmesine karşın, Polonya’da doğmuş ve yaşamının ilk yıllarını bu ülkede geçirmiştir. Kendisini hep bir PolonyalI sayardı. Kompozisyonlarında, özellikle mazurka ve polonezle- rinde Polonya halk müziğinin esintileri vardır. Chopin’in uyarladığı diğer müzik parçaları ise, balad, şerzo, vals ve noktürn’dür.Noktiirn türünü, İrlandalI besteci John Field’den almıştır. Piyanodaki anlatımının üstünlüğü nedeniyle kendisine “piyanonun ozanı” adı verilmiştir.
Macar asıllı Franz Liszt (1811 -1886) ise tuşların üzerinde, bir ozandan çok bir icracı olarak dikkati çekmiştir. Çağının en parlak piyanistlerinden biri olarak dinleyicileri büyülemesini bilmişti. Liszt, bir müzik adamı olarak da büyük önem taşır. En önemli çalışmalarından biri,Beethoven’in senfonilerini piyanoya uyarlamasıdır.

Liszt’in on dokuz Macar rapsodisi ve İspanyol radsodisi vardır. Bu besteler özellikle klasik müzikten yeni tad almaya başlamış kişilerin çok seveceği türden müziklerdir. Liszt’in müziği gerçek bir Macar müziği niteliğinde değildi. Macar asıllı olması nedeniyle Liszt, Macar duyarlığını ve Macar Müziğini bir arayış içinde özellikle piyano yorumculuğundaki üstünlüğüne dayanarak besteler yapmıştır. Rapsodi,aslında dağınık bir müzik türüdür. Birdenbire içten geliveren bir duyarlığı yansıtır. Orta Avrupa romantizminin izlerini Liszt’in Macar rapsodilerinde izlemek kolaydır.


ORKESTRANIN GELİŞMESİ

Romantik besteciler yalnızca piyanoyla ilgilenmekle kalmadılar. Beethoven döneminde oldukça gelişmiş bir orkestra, onlara büyük olanaklar sunuyordu. Bu besteciler, tıpkı en güzel gölgeleri ve nüansları yakalamak için bir ressamın boyaları birbiriyle karıştırması gibi, enstrümanları yeni bir yöntemle bir araya getirme yolunda arayışlara girdiler, önceki besteciler, belli bir olayı ya da tarihsel olguyu betimlemek için yapıtlar verdiler, örneğin,Haydin Yaratılış Oratoryosunda, evrenin yaratılışından önceki kaosu anlatan çok ilginç bir sarça yazmıştı. Beethoven’in Pastoral Senfonisinde fırtınayı betimleyen bir bölüm yer alır.
Franz Schubert (Şubert) (1797 – 1828) ise, onların tam tersine,ne yaşamı boyunca,ne de ölümünden sonra hiç bir nam san bırakmadı. Oysa günümüzde yeryüzünün en büyük bestecileri arasında sayılmaktadır.
Schubert görkemli melodiler içeren besteler yaptı. Gerçekten de onun melodileriyle karşılaştırılabilecek güzellikle müzik yapan çok az sanatçı vardır. Altı yüz kadar şarkı besteledi ve bunlar büyük bir anlatım gücüne sahip olan,dünyanın en güzel besteleri arasındadır. Bir iki tanesi dışında, hemen hepsi piyano eşliğinde solo sesler için yazılmıştır. Schubert şarkılarının sözlerini Goethe ve Heine gibi büyük Alman ozanlarının şiirlerinden almıştır. Bu ozanlar, romantik ozanlar sayıldıklarından, şarkıları söz konusu olduğunda Schubert de romantik hareketin temsilcilerinden sayılmaktadır. Sanatta romantik deyimi, klasiğin carşıtı anlamını taşır. Romantik müzik akımı temsilcileri, duygu ve düşüncelerinin anlatımını, anların nasıl anlatılacağından daha önemli sayarlardı. Gerçek klasik müzik her türlü duygusal içerikten arınmıştı. Oysa romantik müzik, bütünüyle sevgi, neşe, keder gibi konuları işlemekteydi. Schubert şarkılarına Almanca bir sözcük olan Lieder adını vermişti. Lieder yepyeni bir biçim denemesiydi ve Schubert’ten sonra başka besteciler de bu biçimle besteler yaptılar. Bunlar arasında Schumann, Brahms, Strauss ve Hugo Wolf gibi sanatçılar vardır.
Bunlardan birincisi, Robert Schumann (1810 – 1856) ellerinden birini yitirmeden önce çok ünlü bir piyanistti. En iyi besteleri piyano için yazılmıştır. Karnaval adını taşıyan bir grup piyano müziği iki ayrı kişiliğin bir bileşimini yansıtır. Şunlardan biri imgeci ve ozan,diğeri ise atak ve serüvenci kişilik nitelikleridir. Ne yazık ki, onun kişiliğindeki bu ikilem, giderek bir akıl hastalığı boyutuna ulaştı. Bestelerinden Karnaval ve Kelebekler adını taşıyan parçalar yaşam dolu romantik albenisi olan yapıtlardır.
Ama, bir tabloyu bir ressamın anlatımına denk güzellikte betimleme konusunda hiç kimse Felix Mendelshon – Bartholdy ile karşılaştırılamaz. (1809 -1847) Bunun en güzel örneğini Shakespe- are’nin Bir Yaz Gecesi Rüyası adlı oyunundan esinlenerek yazdığı uvertüründe vermiştir. Bu uvertürü bestelediğinde henüz on yedi yaşındaydı. Bir başka betimsel müzik parçası da Hebrides uvertürü ya da Fingal Mağarası olarak bilinir. Bu Uvertür İskoçya’da ünlü bir mağaraya denizin dalgalarının çarpışını anlatır.
Fransız asıllı Hector Berlioz (1803 -1869) ise Mendelshon’dan da daha atak bir orkestra dü- zenleyicisiydi. Yapıtları çağının müzikseverleri için fazla gelişkin ve devrimci olduğu için Berlioz onları icra ettirmekte büyük güçlüklerle karşılaştı. Ama o da tıpkı Wagner gibi kendisinden sonra yetişen müzisyenler için orkestrasyon konusunda büyük ufuklar açmış bir sanatçıydı. Fantastik Senfoni ve Harold İtalya’da adlı çalışmaları ünlüdür.

VİYANA OKULU
Johannes Brahms (1833 – 1897) Berlioz’e hiç benzemiyordu. O esin kaynağı olarak, kendisinden önce yetişmiş bestecilerin geleneğine eğildi. Hamburg’da doğdu ama sonraları Viyana’ya göçerek burada yerleşti. Mozart, Beethoven ve Schubert gibi sanatçılar da ondan önce bu kentte yerleşmiş ve besteler yapmışlardı. Bugün Viyana Okulu üyeleri olarak kabul ettiğimiz bu büyük besteciler kuşağının bir devamı olarak görüyordu Brahms kendisini. Bu da ona büyük bir sorumluluk duygusu yüklüyordu. İlk senfonisi üzerinde tam yirmi yıl çalıştı. Çünkü insanların bu yapıtı Beethoven’in son senfonik çalışması olan Choral Senfonisiyle karşılaştıracağından korkuyordu ve yapıtının bu senfoniden aşağı kalmamasını istiyordu. Diğer besteleri üzerinde bu kadar uğraşmadı. özeleştiriye çok önem verirdi ve bestelerinin pek çoğunu yayınlamadan yok ettiği söylenir. Dört büyük senfonisi, iki piyano konçertosu, bir keman ve çello konçertosu ve diğer irili ufaklı müzik parçaları vardır. Tüm bu yapıtlar çok ağır ve düşünce yüklü çalışmalardır. İyice değerlendirilmeleri için dikkatle dinlenilmeleri gerekir.
Bu açıdan bakıldığında Brahms’ı Beethoven’le karşılaştırmak yanlış olmayabilir. Ancak Brahms, Beethoven’in devrimci ve ateşli kişiliğinden yoksun, tersine daha lirik ve yumuşak bir müzik kişiliğine
sahip bir sanatçıydı. Piyano için yazdığı parçalar, Schuman ve Mandelsson’unkilerle karşılaştırılabilecek ölçüde zarif ve duygu yüklü bestelerdir.

RİCHARD WAGNER
On dokuzuncu yüzyılın en büyük Opera bestecilerinden biri de Richard Wagner (1813 – 1883) dir. Wagner,Opera’dan başka hiç bir müzik türüyle uğraşmamıştır. Wagner’in Opera türünde bir devrim yarattığı söylenir. Coşkulu ve atak bir sanatçı olarak bilinen Wagner, ilk operası olan Ni- belung’un Yüzüğü’nü bestelediğinde sahnelenme çalışmalarını yakından izlemiştir. Konusunu Norse ve Jtoton mitolojisinden alarak bütünüyle kendisi kaleme aldı. Sahnelenme çalışmaları o güne kadar görülmemiş bir boyut ve zenginlik içinde sürüp giderken, Wagner her şeyi yüzüstü bırakıp bir başka opera bestelemeye başladı. Bu ani girişiminin sonucunda ortaya Tristan ve İsolde ile Nuremberg’in Usta Şarkıcıları adlı iki büyük opera ortaya çıktı. Wagner orkestrayı genişletti. Her enstrümanın solo yapıyormuşçasına bir ustalıkla çalınmasına özen gösterdi. Leitmotive adını verdiği bir müzik parçası geliştirerek geleneksel aryayı ortadan kaldırdı. Leitmotive müziği uyumlu bir bütünlük içersinde birbirine bağlıyordu. Kendi uyum (harmoni) duygusuyla Wagner müzikde büyük bir çığır açmıştır.


BÜYÜK İTALYAN OPERASI

Wagneı ‘in etkisi o denli büyük olmuştur ki, XIX. yüzyılın ikinci yarısında opera türünde egemenliğini kayıtsız koşulsuz sürdürdüğü görüşü öne sürülür. Aslında durum böyle değildir. Çünkü İtalyanların, Alınanlardan daha eski ve köklü bir opera geleneği vardı. Daha on dokuzuncu yüzyılın başlarında Ugaetano Donizetti (1797 – 1848) Vincenzo Bellini (1801 – 35) veGioacchino Ros- sini (1792 – 1868) gibi İtalyan besteciler çok güzel operalar yaratmışlardı. Rossini özellikle başarılıydı.
Müzik çalışmalarıyla büyük bir servet kazandı. Ancak William Teli adlı operasından sonra müzik yaşamını bıraktı ve daha kırk yıl yaşamasına karşın başkaca yapıt vermedi. Guiseppe Verdi (1813 – 1901) yetiştiğinde Rossini güzel bir emeklilik dönemini sürüyordu. Verdi, bir besteci olarak kabul edilmekte oldukça güçlüklerle karşılaştı. Nabucco adlı operası Roma’da büyük bir başarıyla sahnelenmesine yakın opera besteciliğinden elini bütünüyle çekmeye karar vermişti. Bundan sonra Rigoletto ve İl Trovatore adlı operalarını yazdı ve kendisini kabul ettirdi. Aida adlı operasını yazdığında ise çoktan büyük bir ün kazanmış durumdaydı. Bu opera Süveyş Kanalının açılması onuruna bestelenmişti ve ilk kez 1871 yılında Kahire’de sahnelendi. Ancak Verdi’nin müzik kişiliği, yalnızca gösteri amacına yönelik operalar bestelemenin çapını bir hayli aşıyordu. Verimli sanat yaşamının en olgun dönemlerinde ise Shakespeare’nin ünlü oyunu Othello’dan esinlenerek yazdığı büyük operası Othello büyük ve yetkin bir müzik çalışmasıydı. Yine Shakespeare’ den kaynaklanan Falstaff’ı yazdığında ise hemen hemen seksen yaşındaydı. Bu opera, komik bir operadır. VVagner gibi, Verdi de son operalarında orkestraya büyük önem vermiştir.
İtalyan opera geleneğini daha da ileriye götüren besteci Giacomo Puccini (1854 – 1924) olmuştur. Orkestrayı kullanma konusunda Puccini Verdi’yi bile aşmış bir sanatçıdır. Puccini’nin ayrıca tiyatro konusunda da büyük bir yeteneği vardı. Bu nedenle La Boheme, Tosça ve Madame Butterfly Operaları bütün dünyada bugün bile en sevilen ve çok sahnelenen operalar arasındadır.

STRAUSS, BRUCKER VE MAHLER
Puccini’nin Verdi’nin yoluna gitmesi gibi, Alman operasında da, Richard Strauss,Wagner’i izlemiştir (1864 – 1949). Strauss’un en sevilen operası Der Rosenkavalier adını taşır. Bu operada birbirinden güzel valsler yer alır. Richard Strauss’un, Tuna Dalgaları, Viyana Ormanları Masalları gibi ünlü valslerin bestecisi Johann Straus’la bir akrabalığı yoktur. R. Strauss, Don Juan Till Eulens- piegel adlı senfonik şiirlerin de bestecisidir.
Wagner hiç senfoni yazmamakla birlikte XIX. yüzyıl senfoni bestecilerini büyük ölçüde etkilemiştir. Bu bestecilerden birisi de Anton Bruck- ner’dir (1824 -1896). Bruckner inanmış bir kato- likti ve bestelerinde mistik bir hava eser. Yapıtlarının hemen hepsi uzun senfonilerdir ve Wagner’ in müziğini büyük ölçüde çağrıştırır.
Gustav Mahler (1860 – 1911) yahudi asıllı olmakla birlikte daha sonraları katolik olmuştur. Akıl sağlığı büyük ölçüde bozuk olan sanatçı,dokuz senfonisinde bu ruhsal çalkantısını da yansıtır.

Yorum yazın