Portre Nedir – Nasıl Çizilir

Portre Nedir – Nasıl Çizilir

Portre NedirBir kimsenin, özellikle de yüzünün, gravür, desen, yağlıboya, vb’yle yapılan tasviri.
Çağdaş sanatçıların pek ilgi göstermedikleri portre, kökeni çok eskiye dayanan sanat türlerinden biridir; çoğu zaman, bir halk ya da bir uygarlığa, tarih ve ikonografi açısından tanıklık eden bir belge niteliği taşır. İster mezarları süslesin, ister dinsel bir düşünceyi yansıtsın, isterse ünlü bir kişiliğe adanmış bir külte tanıklık etsin, portre, konunun yıllar hatta yüzyıllar boyunca varlığını sürdürmesine olanak sağlar. Batı sanat dünyasında, bir portre sanatçısının ölçülü, gözlem ve ruhsal çözümlemelere yatkın olması gerekir.

Resim ve heykelcilik alanında eski ustalardan günümüze çok sayıda portre kalmıştır. Bunlar arasında Mısır uygarlığına özgü, firavunların baş resimleri, Yunanistan’daki bireysel portreler ve bunların Roma’daki daha gelişmiş biçimleri sayılabilir. Roma’da, cumhuriyet ve imparatorluk dönemlerinde yaşamış hemen hemen bütün önemli kişiler, şaşırtıcı derecede gerçekçi bir üslupta yapılmış portrelerinden taranmıştır.
Batı dünyasında uzun yıllar bir kenara itilmiş olan portre sanatı, XIV. yy’da bir tinsellik belirtisi olarak ke^ dini gösterdi ve gelişti. Ama aynı zam-manda iktidarı ellerinde tutan kişileri de konu alan, siyasal portreler yaygınlaşmaya başladı. Bu arada ilk şövale portresi gerçekleştirildi (kral İyi jean ’m portresi); Alpler’in kuzeyinde gerçekleştirilmiş olan, bilinen bu en eski portreyle, portre türü başladı ve özellikle Fransız okulunda büyük saygınlık kazandı. Aynı tarihlere doğru Siena’da Simone Martini (1285-1344) kondotiyere Gvidoriccio da Fogliano ’ nun portresini gerçekleştirdi.

PORTRENİN GELİŞMESİ

XV. yy’da portrede genel bir gelişme oldu. Flandre’da yetişen sanatçıların bu türü yetkinleştirdikleri görüldü; Van Eyck, benimsediği titiz ve kesin bir üslupla, modelinin kişiliğini tam anlamıyla yansıtmaya çalıştı (Arnol-fini’lerin Portreleri, 1434); Van der Weyden’in daha öznel bir tutumla daha çok duyguları yansıtmaya yöneldiği görüldü (Laurent Froimont’un Portresi). Mihrap arkalıklarına, aynı aileden çeşidi bireylerin portrelerinin yapılması düşüncesi de Flandre’da doğdu. Frans Pourbus ve Martin de Vos gibi Flaman ressamlar, modern anlamda aile portrelerinin yaratıcıları oldular. Fransa’da da XV. yy’da usta portreciler yetişti; bunlar arasında
Maître de Moulins (XV. yy. sonu) ve özellikle de jan Fouquet sayılabilir. İtalya’da başlamakta dan hümanizm hareketi bireysel portrenin büyük ölçüde gelişmesine yol açtı; Antonello da Messina (1430-1479), Condottiere’ yi yaptı (bu yüzün taşıdığı tutkulu ve aynı zamanda kibirli anlatım, ilk Rönesans dönemlerine özgü gururu yan-sıür). Leonardo da Vinci, Raffaello gibi büyük yarahcılar da çağdaşlarının portrelerini yaptılar (Kardinal Alido-si, 1512; Baldassare Castiglione, 1516). Öte yandan, Tiziano, aşağı yukarı Avrupa’nm bütün saraylarının portrecisi oldu ve sırasıyla François I, Karl V, papa Paulus III, vb’nin portrelerini yaph; Tintoretto’nun, portrelerindeki keskin bakışlarla, modelin tüm iç varlığını bir noktada topladığı görüldü; özentici doğrultuda çalışan ressamlar yapıtlarında hemen hemen her zaman kaygıyı ve ruhun gizemini vurgulamaya dikkat ettiler (Tintoretto’nun Kendi Portresi).

KARAKALEMLER

Fransa’da bireysel portre, daha çok Fransızlara özgü bir anlatım biçimi olan “karakalem portre”ye yöneldi;bu tür çalışmalar XV. yy’m sonlarında kral René d’Anjou’nun sarayında ortaya çıktı ve ancak Louis XlII’ün hü-kümdarlığınm ilk yıllarında ortadan kalktı; Clouet ve tilmizleri, bu teknikten yararlanarak, Fransa krallık sarayının bellibaşlı üyelerinin portrelerini yaptılar.

Almanya’da XV. yy’da birçok büyük portre sanatçısının yetiştiği görüldü. Büyük Lucas Cranach ve her iki Holbein, yaşadıkları döneme ait pek çok ünlü kişinin portrelerini yaptılar. Kendi Portresinde derin metafizik endişeyi gözler önüne sermiş olan A.Dü-rer de, ilgi çekici pek çok tipte portre yaptı (Oswolt Krel’in Portresi; Bir Genç Adam Portresi). Küçük Holbein’ le birlikte portre öykülü anlatımdan kurtularak insan boyutuna ulaştı (Richard Southwell, 1536).

XVII. YÜZYIL

XVII. yy’da portre, türler sıralamasında, tarihsel resmin hemen ardında yer aldı; artık bu tür kadar başarıya ulaşan portrede kadın modeller de ön plana çıktı. XVII. yy’m ilk yarısında, “ruhsal gerçeklik”le ilgüenen Philippe deChampaigne(1602-1674),yüzün ve ellerin derinlemesine incelenmesine dayanan katı nesnelliği vermeye çalıştı. Bu yüzyılın büyük portre sanatçıları arasında François de Troy (1645-1730), Nicolas de Largillière (1656-1746) ve özellikle de Hyacinthe Rigaud (1659-1743) gibi ressamlar, modele olduğu kadar, onu çevreleyen aksesuarlara da önem verdiler. Flandre’da Rubens göz kamaştırıcı üs-lubuyleher iki karısının (Hélène Four-ment ve Çocukları; İsa belle Brandt) portrelerini yaptı; daha aristokratça bir yapıma yönelen öğrencisi Van Dyck’in, modellerini idealleştirdiği görüldü (İngiltere Kralı Charles I). Öte yandan, Rembrandt da eşsiz portreler yaptı (Kendi Portresi, Gece Devri-yesi, vb.);Frans Hals, İhtiyarlar Yurdu Yönetidleri’ni gerçekleştirdi.

İNCELİKLER

XVIII. yy’da Fransız portre sanatı, moda haline geldi. Jean-Marc Nattier işlediği konuya, Olympos tanrılarım ustaca katmayı büdi (Su Perisi Kılığm-da Matmazel Clermont). Pastel sayesinde Maurice Quentin de La Tour ve Perronneau (1715-1783) insanın iç dünyasının en derin gizlerine sızmayı başardılar. XVIII. yy’m sonlarında, Mme Vigée-Lebrun (1755-1842) uluslararası üne kavuştu. İngiltere’de Sir Joshua Reynolds, Thomas Gainsborough (1727-1788) ve George Romney (1734-1802) gibi çok sayıda büyük sanatçı yetişti. İspanya’da Goya, Bour-bon sülalesinin son üyelerinin unutulmaz portrelerini yaptı (Carlos IV’ün Ailesi). Aynı tarihlere doğru, ressam David yeni-klasik üsluptaki portrelerinde Eskiçağ’a özgü ağırbaşlılıkla XVIII. yy’a özgü zarifliği birleştirdi (Madam Recamier).
Büyük romantikler ateşli bir biçimde, dönemin ünlülerinin (Napolyon, vb.) resimlerini yapmaya yöneldiler. Fransız karakalem geleneğini yeniden ele alan İngres, teknik ve anlatım açısından birer harika sayılan, binden çok etüt çizdi.

PORTRE VE ÇAĞDAŞ SANAT AKIMLARI

izlenimci evrende, portre artık ışık oyunlarının incelenmesi için bir bahane sayıldı ve izlenimci ustalar, insan figürünü küçümsediklerini gizlemediler. Renoir, Manet ya da Degas, yapmış oldukları portrelerde çok seyrek olarak ruhsal bir çözümlemeye giriştiler. Fotoğraf makinesinin icadı da portre sanatının gerüemesinde önemli bir etken oldu. Çağdaş sanat akımlarıysa portreden kesinlikle uzaklaştılar.

TÜRK RESMİNDE PORTRE

Avrupa resminde gerçekliğin ele geçirilmesi ve doğanın keşfiyle yaşıt olan portrecilik, teknik ve estetik açıdan modele bağımlı bir gözlemciliğin, fizyonomiyi yansıtmaya yönelik bir gerçekçüiğin ürünü olarak çağdaş sanata kadar uzanan köklü bir deneyimden kaynaklanır. Temelinde insanbi-çimci bir eğilimin geniş payı vardır. Batüı sanat kavramlarıyla ilk köklü ilişkileri XIX. yy’m başlarında kurmuş olan Türk resmi. Batı sanatının yaşadığı bu köklü deneyimi kısa bir tarih dilimi içinde, batılılaşma çabalarının paralelinde yaşamak ve özümlemek durumunda kalmıştır.

İslam kültürüne dayalı, bir “ümmet” toplumu olan Osmanlılar dönemindeki kitap ressamlığı, figürün “mücessem” bir biçimde, kişüiği yansıtıcı öğeler eşliğinde gösterilmesine engel olduğundan, Batılı anlamda bir portre ressamlığı doğal olarak gelişememiştir. Ancak minyatür ressamlığının dar kalıpları içinde, tek bir figürün ele alındığı ve portrecilik eğiliminin bir ölçüde canlandırıldığı birbirinden kopuk bazı gelişmelere de tanık olunmaktadır. Bu gelişmeleri, XV. yy. Fatih dönemine kadar geriye götürme olanağı vardır. Fatih, İtalya’dan davet ettiği ressamlara ve bu arada özellikle G. Bellini’ye kendi portresini yaptırmıştır. Dönemin ünlü minyatür ressamlarından Nakkaş Sinan’ın Fatih portresi, bu portrecilik anlayışının geleneksel sanata yansımış tipik örneklerinden biridir. Kanuni’yi silahtarlarıyla birlikte gösteren Niyazi’nin minyatürü de aynı çabanm XVI. yy’daki benzer bir örneğidir.
XVIII. yy. başlarında, minyatürdeki bu portrecilik eğiliminin giderek kökleşmeye başladığını gösteren Ahmel III dönemine ait Silsilename minyatürleri ve gene aynı yüzyılda yetişmiş olan Levni’nin tek figüre bağlı düzenlemeleri portrecilik çabalarının uzan-tileridir. Ancak çağdaş anlamda portre türüne giren resimlerin Türk sanatındaki örnekleri, yeni bir dünya görüşünün, doğa ve insan karşısındaki yeni bakış açısının, birbirini bütünle-yen, haklı çıkaran eğilimlerin doğal bir oluşumunu akla getirmelidir. Portre türüne giren ilk yağlıboya resimlerin, İstanbul’daki azınlık sanatçıları tarafından yapıldığı bilinmektedir. Askeri okulları bitiren ilk Tür t ressamları, daha çok doğa konulan m işleyen peyzaj türüne ağırlık verdiklerinden, önceleri portre, sayılı örneklerle sınırlı kalmıştır. Batı anlayışım dönük Türk resminde Mühendishane ve Harbiye çıkışlı ressamların önemli bir bölümü İstanbul konulu manzaralar ve natürmortlar üstünde yoğunlaşan bir çalışmayı temel aldıklar: için portre çalışmalarına pek seyre! yer vermişlerdir.

Şeker Ahmet Paşa, Halil Paşa ve şehzade Aldülmecit ilk dönemin aynı zamanda portre de yapmış olan sanat çılan arasında sayılabilir.

Portre konusuna derin bir ilgiyle yönelmiş ilk Türk ressamı kuşku yok k Osman Hamdi Bey’dir. Portrelerinde Arap-Osmanlı giysileri içinde Osmanlı üst düzey insanlarım ya da doğru dan doğruya model aldığı kendi görüntüsünü yansıtmış, bu arada aile çevresinden kişilere de yer vermiştir. Mi mozalı Kadın portresi onun bu türde ki yapıtları arasında en çok bilinenlerden biridir.

Osman Hamdi portrelerinde konu aldığı kişinin fizik yapısını en ince ayrıntısına kadar gerçekçi bir tutumle vermeye özen göstermiştir; ayrıca gerçeğe uygunluğu sağlamak için fotoğraftan da yararlanmıştır.

Halil Paşa, Haşan Rıza, ilk Türk kadın ressamlardan Müfide Kadri ve Mihri Müşfik, Rifat Çeteci, Ruhi Are de portre türüne yönelmiş ilk sanatçılar arasında sayılabilir.

Çağdaş Türk resminde manzaranın yanı sıra etkin bir tür olarak portre resimlerinin ağırlığını duyurması, Sanayii Nefise Mektebi’nin (Güzel Sanatlar Akademisi) kurulması ve burayı bitirdikten sonra 1910’da Fransa’ ya giden sanatçı kuşağıyla yakından ilgilidir. Canlı modelden resim yaptırılan Sanayii Nefise Mektebi’nde ilk zamanlar, model sıkıntısı çekilmiş olmasına karşın, portrecilik Türk ressamlarını yakından ilgilendirmiş, Cumhuriyetin kurulmasından sonra devlet adamlarının portrelerini yaptırma yolundaki girişimleri ve bu alandaki özendirici çabaları, giderek belli bir hoşgörü anlayışının da yerleşmesiyle etkili olmuştur. İbrahim Çallı, Feyhaman Duran, Namık İsmaü, Aye-tullah Sümer, bir ölçüde de Nazmi Ziya ve Avni Lifij bu dönem portrecili-ğinin beilibaşlı temsilcileridir. Çallı, Atatürk ve İnönü portreleri başta olmak üzere kendi döneminin kültür ve siyaset alanında sivrilmiş kişilerin portrelerini yapmıştır. Yeni Batılı yaşam biçimine uyum sağlamış, modern figürlü genç kadın portrelerinde ve çıplak figürlerde de başarılı olmuş; bu yolda kendi döneminin sanatçılarına ışık tutmuştur.

Aym zamanda bir peyzaj ve natürmort ressamı olarak da bilinmesine karşın, daha çok portreleriyle ün yapmış olan Feyhaman Duran bu tür resimlerde bir “kalıp”, bir de “anlam” görüyor, ikisinin de mutlaka bir arada bulunması gerektiğine inanıyordu. Ayrıca bu resimlerin ticari bir anlayışla yayılmasına karşı çıkıyordu. Akil Muhtar Portresi onun bu türdeki önemli resimlerinden biridir. Namık İsmail, genç kadın portrelerinde “monden” bir tipi çizmeye çalışmıştır. Geniş fırça tuşlarının örttüğü bu portreler yaşam karşısında duyulan hazlarm, zengin duyumların ürünüdür.
Avni Lifij’in bir elinde şarap Kadehi tutan ezik bakışlı, bohem tavırlı kendi portresi, sanatçıya yaygın bir ün sağlamış ve ressamları kendi portrelerini yapmaya yöneltmiştir denebilir. Müstakiller Grubu ressamları ve onları izleyen sanatçı kuşakları için portre, konu ayrımının kişiliği etkilemediği bir tür olarak hemen her sanatçı tarafından belli ölçülerde denenmiş ve kişisel anlayışlardan ödün verilmeksizin zaman zaman uygulanmıştır. Eşref Üren, Cevat Dereli, Cemal Tollu, Şefik Bursalı, Malik Aksel, Nurullah Berk, Sabri Berkel, Abidin Elderoğlu, Zeki Kocamemi, Ali Çelebi bu ressamların başlıcaları arasında sayılabilir.

1930 kuşağı olarak belirtebileceğimiz bu sanatçıların arkasından gelenler peyzaja oranla figüre daha büyük bir ağırlık vermenin ve yöresel eğilimlerin de katkısıyla portre resimlere yeni bir canlılık getirmişlerdir. Bedri Rahmi Eyüboğlu ve Nuri İyem bu sanatçılar arasında daha ayrıcalıklı bir yer tutarlar.

Bedri Rahmi Eyüboğlu özellikle yaşamının son döneminde otoportreler üzerinde geniş bir çalışmaya girişmiş, kendi yüzünün çeşitlemeli oluşumlarım bir dizi portreye konu yapmıştır. Nuri İyem’deyse portre kişiliğin aynası, sanatçı görüşünün odaklaştığı verimli bir alandır. İstanbul’un gecekondu semtlerinde yaşayan kadınlan, Anadolu’dan büyük kente göçmüş gurbetçileri konu alan portreleri, bir yandan aıjlatimci, öte yandan yöresel insan olgusunu derinleştirici bir gözlemle yansıtır.
Ali Karsan ve Edip Hakkı Köseoğlu gibi sanatçılar zaman zaman portre türüne ağırlık verdikleri resimlerinde klasik birikimlerin yerini göz önünde tutmuşlardır. Buna karşılık Şükriye Dikmen çizgisel anlayışı geliştirdiği portrelerinde daha yenilikçi bir eğilimin sanatçısı olarak görünür. Onun genç kız portrelerinde belli kişilerin yüz çizgilerinden çok günümüz kadınının uçarı ifadesini buluruz. 1950 kuşağının önde gelen sanatçılarından Orhan Peker’i portre türündı etkinlik sağlamış bir ressam olaral görmek gerekir. Onun portrelerindi her yüz ayrı bir kişinin iç dünyasın aktarır. Değişik resim gereçleriyle el aldığı bu portrelerinde gözlem gücii nün payı egemendir.
Genç kuşak ressamlarındaysa portre cilik bir figür olgusu eşliğinde ele alın makta, anlatımcı öğeler belirli bir eği limaçısmdandeğerlendirilmektedir.

Yorum yazın