Ortaçağda Bilim ve Sanat

Ortaçağda Bilim ve Sanat

AYDINLIK BİR ÇAĞ BAŞLIYOR
İnsanlık tarihini, düşüncenin engel tanımayan gelişimi biçimlendirmiştir. Lascaux mağaralarının duvarlarını hayvan resimleriyle süsleyen ilkel insandan, Ayda yürüyen çağdaş insana kadar uzanan tarih sürecinde, aşamalarla evrimleşen düşüncenin, bu uzun yolculukta en önemli duraklarından birisi Rönesans’tır.
Bugün, ilkel insanın büyülerle dize getirmeye çalıştığı hastalıklar, kolayca sağaltılabiliyorsa, doğaüstü güçlerle açıklamaya çalıştığı uzay, kapı komşusu olmuşsa, maddenin en küçük biriminin adı konmuş, ağırlığı ölçülmüş, parçalarına bölünmesi gerçekleşmişse, insanlık bunu biraz da Rönesans’a borçludur. Rönesans uygarlık yolunda sonsuza doğru yarışan insana yeni bir soluk, bu kutsal koşuda atılan dev bir adımdır. Ayrıca sanatın büyülü dünyasıyla tanışmak isteyenler için de Rönesans’ ı öğrenmek iyi bir başlangıç olabilir. Çünkü insan, yaratıcılığı doruk noktasına bu çağda ulaşmış ve sanat tarihinin en yetkin yapıtlarım bu çağda yaratmıştır.
O halde, insan yaşamım anlamlı kılan tüm gelişmeleri kavrayabilmek için Rönesans’ın ne olduğunu nelerin üzerine yönlendiğinize gibi sonuçlar yarattığını bilmek gerekir. İnsanlık tarihinin bu en görkemli ve aydınlık dönemine kısa bir göz atmak önemini belirtmeye yetecektir.

ORTAÇAĞDA BİLİM VE SANAT
Tarihin, İ.Ö. 4000 yıllarında yazının bulunmasıyla başladığı kabul edilir. Yazının bulunuşundan günümüze kadar uzanan tarih sürecini dört çağa ayırmak gelenek olmuştur. İ.ö. 4000 yılıyla başlayıp 476 yılında Batı Roma İmparatorluğumun çöküşüne kadar süren tarih dönemine ilkçağ, 476’dan İstanbul’un Türklerin eline geçtiği 1453 tarihine kadar süren döneme ortaçağ, 1453’ten 1789 Büyük Fransız Devrimi’ne kadar geçen döneme yeniçağ, bu tarihten günümüze kadar geçen döneme de yakınçağ adı verilir.
Rönesans, bu çağlardan Yeni Çağ dönemi içinde yer almakla birlikte, Rönesansı hazırlayan bilgi birikiminin ve insan deneyiminin köklerini araştırmak için ortaçağ bilim ve sanatına kısa bir göz atmak gerekir.
Ortaçağın sosyo – ekonomik altyapısını feodalizm (derebeylik) oluşturmuşsa, düşüncesi üzerindeki bu en büyük etken de Hıristiyanlık öğretisi olmuştur. Bu çağda uygarlık bir bakıma “Hıristiyan bir uygarlık”tır. Kilise bu uygarlığın başlıca kaynağı ve gelişme ortamı durumundadır. Ortaçağda, kilise insanın yalnızca dinsel inançlarıyla değil, tüm toplumsal yaşamıyla da ilgilenirdi. Hıristiyanlığın ilk dönemlerinde kavimler göçüyle yerle bir edilen Yunan ve Roma uygarlıklarının kalıtına sahip çıkan ve bu kalıtın koruyuculuğunu
yapan kilise, daha sonraki dönemlerde derin bir bağnazlık eğilimine kapıldı ve halktan uzaklaştı. Çünkü Batı Roma İmparatorluğu’nun yıkılışından sonra, ayakta kalan tek siyasal güç olarak kilise, bu büyük uygarlıkların sanat, bilim ve yazın birikimlerinin yalnızca kendi işine yarayan yanlarını benimseyip geri kalanını yadsıyarak bir çeşit sansür kurumu haline gelmişti. Bu dönemde eğitim ve öğretim yalnızca papazların tekeline girdi ve manastırlarda Hıristiyanlaş- tırılmış ilkçağ felsefesi ile mistik düşünceler öğretilmeye başladı. Bu çağa skolastik çağı adı da verilmektedir.
Bu manastırlarda ve kiliselerde yalnızca Latince okunur, Latince yazılırdı. Papazlar bu dilde canlı bir yazın yaratmayı başaramadılar.
Çağın en önemli yapı birimi yine kiliselerdi ve bu kiliseler oymalarla, süslemelerle bezeniyordu. Eğemen mimari üslubu gotik mimariydi.
Yontu ve resimlerde de yalnızca dinsel konular ele alınıyordu. Öte yandan müziğin gelişmesi doğrultusunda önemli adımlar atıldı ve orgun kullanımıyla müzik daha soylu, daha zengin anlatımı olan bir çalgı kazandı. Tek sesli müzikten, çok sesli müziğe geçiş de bu döneme rastlar.
Giderek ortaçağda kilisenin bir toplumsal baskı aracı niteliğini de kazandığına tanık oluyoruz. Kilise, kendi öğretisini tanımayan, bu öğretinin sınırları dışında yorum ve açıklamalar olup olmadığını araştıran, insanlara karşı zaman zaman çok kıyıcı davranmış ve insanlık tarihi adına utanç verici baskı ve zulüm eylemlerine girişerek, bilimsel düşüncenin evrimini kösteklemiştir. Bu nedenle bu çağa “Karanlık Çağ” adı verilmesi de bir gelenek haline gelmiştir.
Her baskı ve kısıtlama döneminde olduğu gibi, Ortaçağın baskısı da yankısını bulmuş ve zamanla oluşan toplumsal tepki gelişerek insan düşüncesini yeni bir evrimleşme sürecine sokmuştur.
Böyle olmakla birlikte ortaçağın, Rönesans’ı yaratan bilgi ve deneyim birikimi için önemli bir artalan oluşturduğunu yadsımak doğru da olmaz.

Yorum yazın