Önemli Filmler

Önemli Filmler
Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra sinemalarda en çok Amerikan filmleri gösteriliyordu. Almanlar, Ruslar, Fransızlar, İsveçliler, DanimarkalIlar da çok iyi filmler yapıyorlardı, ama nedense onların filmleri o kadar yaygın değildi. Amerikalılar daha çok, tek bir yıldızın üzerine kurulu öyküleri işliyorlardı. Oysa Avrupalı yapımcılar film temalarını güncel, entellektüel ve artistik olaylarla birleştirmeye çalışıyorlardı.
Dr. Callgari’nin Muayenehanesi, seyircinin ilgisini bir kişinin iç dünyasına yönelten ilk film oldu. Bu yapım, bir akıl hastanesi görevlisinin düş gücü ve gözlem gücü açısından filme alınmıştı. Film, Berlin’de Robert Weine’in yönetmenliğinde çekildi. Filmin ürkütücü etkisi çoğunlukla dekordan kaynaklanmaktaydı. Zikzak çizgilerle boyanmış döşeme ve duvarlar seyirciyi şaşırtan bir ortam yaratıyordu.
Başka ülkelerde de yeni film denemeleri yapılıyordu. Ünlü Rus yönetmeni Sergei Eisenstein (1898 – 1948) montaj adı verilen yeni bir kurgu yöntemi geliştirdi. Grev (1924), H. Potemkin Zırhlısı (1925) gibi filmlerde çok güçlü bir ritim, duyarlık ve etki yaratacak bir kuıgu düzeni gerçekleştirdi.
Fransız asıllı yönetmen Rene Clair (1898 – 1981), film prodüksüyonunu bir binanın yapımına benzetirdi. O filmlerini öylesine büyük bir özenle planlardı ki, en küçük bir ayrıntının bile filmin genel dokusuna katkısı vardı. Daha çok güldürü filmlerinde uzmandı. İtalyan Hasır Şapka (1927) filminde, saçma sapan bir düğün töreninde uçan bir şapkanın kovalanışını anlatır. Bunu izleyen yıllarda Clair, aynı türde güldürü filmleri yaparken ses unsurunu çok etkili biçimde kullanmıştır. 1932’de yaptığı A nous la liberte (özgürlük istiyoruz) adlı filmi mekanikleşmiş bir dünyanın ince bir eleştirisini vermiştir. Daha sonraları Chaplin, Modern Çağlar filminin konusunu bu filmden esinlenerek hazırlamıştır.
29 yaşında ölen Jean Vigo da 1930’larda dikkati çeken bir başka önemli Fransız yönetmendir. iki filmi de olağanüstü başarı kazanmıştır. Bunlardan biri (Zero de conduite) Davranış Sıfır adını taşıyordu ve haylaz bir okul öğrencisinin gözüyle o günün okullarını yansıtıyordu. Bu film Vigo açısından otobiyografik nitelikteydi. Birinci Dünya Savaşı sırasında Fransız hapishanesinde ölen anarşist Almerayda’nın oğlu olan Vigo’nun bir başka önemli yapımı da L’Atalante (1934) tir. Bu filmde bir çiftin bir deniz motorundaki yaşamını büyük bir doğallıkla yansıtırken, kendisinden önceki gerçekçi sinemanın tüm deneyiminden yararlanmıştır. A propos de la Nice (Nice Üzerine) adlı filmde ise Nice’de yaşayan aylak zengin takımının yaşam biçimini vermeye çalışmıştır.
II. Dünya Savaşının kara bulutları görünmeye başladığı dönemlerde yine büyük bir Fransız yönetmenini sinemanın en güzel yapıtlarından biriyle tanıyoruz. Bu yönetmen Jean Renoir (1894 – )
dır. La Grand lllusion (Harp Esirleri) adını taşıyan bu filmde, savaş öncesinde savaşa karşı tutumuyla dikkati çekti. Aynı zamanda toplumsal sınıf farklarının, ulusal sınır ayrılıklarından daha aşılmaz olduğunu vurgulaması bakımından ilginçti.
Alfred Hitchcock, kariyerine 1920 yılında İngiltere’de başladı. 1934’te çekilen, 1956’da ise yeniden filme alınan Çok Bilen Adam ve 39 Basamak ilginç filmleriydi. Her iki film de çeşitli tuzaklar ve şaşırtmacalarla doluydu. 39 Basamak da Bay Bellek adındaki casusun vuruluşu ve katilin kalabalık bir tiyatroda kovalanışı tipik bir Hitchcock üslubunu yansıtır.

Yorum yazın