Modern Heykel Sanatı

Modern Heykel Sanatı

Yirminci yüzyıl, heykel sanatında denemelerin sürdürüldüğü bir dönem olmuştur. Yeni düşünceler ortaya konmuş, yeni yöntemle yeni malzemeler denenmiştir. İnsan betisinin işlenmesi yerine düşler, düşünceler, duygular yansıtılmak istenmiş ve biçim ile alan üzerinde çalışılmaya başlanmıştır.
20. yüzyıl sanatçıları Rodin’e çok şey borçludurlar. Rodin’in çok geniş çaplı ve çok çeşitli konuları işleyen yapıtları, yeni kuşakları, heykelde 200 yıldır işlenen konuları bir yana bırakarak yepyeni alanlarda deneyler yapmaya yöneltmiştir. Gerçi bu sanatçılar Rodin’in gerçekçiliğinden ve edebi konularından uzaklaşmışlar ama onun yenilik getiren ve sürekli yeniyi araştıran tutumundan büyük ölçüde etkilenmişlerdir.
Aristide Maillol (1861-1944) Rodin’in pürüzlü ve tam düzeltilmemiş yüzeylerine karşı çıkmıştır. Buna karşılık Maillol’un yapıtlarının yüzeylerine yumuşak bir pürüzsüzlük egemen olmuştur.
Rönesans sanatçılarının Grek ve Roma sanatından esinlenişleri gibi, 20. yüzyıl sanatçıları da Afrika ve Okyanusya’daki ilkel sanattan etkilenmişlerdir. Alman heykel sanatçısı Wilhelm Lehmbruck (1881-1919) önceleri Maillol’un etkisinde kalmışsa da daha sonra heykellerinde yalnızlığı yansıtmak için betileri çarpıtmış ve uzunlaştırmıştı. Gaston Lachaise’in (1882-1935) kadın betileri eski Hint yapıtlarını andırır.
Çalışmalarının büyük bölümünü Paris’te sürdürmüş olan Romen sanatçı Constantin Brancusi (1876-1957) heykellerinde, Romen folklorunun gelenekleri ile Afrika tahta oymacılığına ve doğu sanatına özgü nitelikleri birleştirmiştir. Brancusi, biçimde ve anlatımda yalınlığa ulaşmayı amaçlamıştır.
20. yüzyılın en büyük resim ve heykel sanatçılarından Pablo Picasso, ilkel sanatın başka bir yönünden etkilenmiştir. Bu sanattaki yalın biçimlerin kareler, daireler, üçgenler ve küplerden oluştuğunu görmüştür. Böylece Picasso ve Georges Braque tarafından geliştirilen kübizm akımı başlatılmıştır. Picasso’nun 1909’da yaptığı Kadın Başı adlı yapıt ilk kübik heykellerden biridir. Bu yapıtında Picasso bir kadın başını çok çeşitli yüzeylere bölmüştür.
Picasso ve Brancusi’nin yanı sıra Jacques Lipchitz de 20. yüzyıl heykel sanatını büyük ölçüde etkilemiştir. Yarattığı bronz biçimlerinde kübizm ile Afrika sanatının yalın gücünü bağdaştırmıştır.
Birinci Dünya Savaşı’nın başlaması ile Avrupa büyük bir gerilim içine düşmüştü. Bazı sanatçılar bu gerilimi “dadaizm” diye adlandırılan ve anlamsızı vermeye çalışan bir akımda yansıtmışlardır. “Bulunmuş eşyalar” ya da Marcel Duchamp’ in (1887-1968) musluk, elbise askısı gibi ev eşyaları sanat yapıtlarıymışçasına sergilenmiştir. Makine çağının hızından etkilenen bazı İtalyan sanatçılar futurizm denilen ve makineleri hareket halinde gösteren heykeller yapmışlardır. Umber to Boccioni (1882-1916) futurist akımın önde gelen sanatçılarından biridir.
Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra sürrealizm (gerçeküstücülük) akımı başlatılmıştır ve Dadaizm ya da kübizm akımının sanatçıları gerçeküstücülüğe yönelmişlerdir. Olağanüstü biçimleri ile sanki havada uçuyormuş gibi görünen Jean Arap’ın (1887-1966) yapıtları bu akıma iyi bir örnektir.
1920-1930 yılları arasında konstrüktivist akımın sanatçıları yapıtlarını yontarak değil de çakarak ve parçaları birbirine ekleyerek yapmışlardır. Bu sanatçıları yalın biçimler ve geniş boşluklar etkiliyordu. Naum Gabo ve Antoine Pevsner kardeşler plastik ve metal tabakalardan yararlanarak bir hafiflik ve saydamlık etkisi yaratmışlardır. Julio Gonzalez (1876-1942) dövme demir kullanma akımını başlatmıştır. Kaynak yapımı tekniğinde Gonzalez’in öğrencisi olan Picasso’nun yapıtlarında bu akımın etkileri rahatça görülür.

Çağdaş heykelcilik geliştikçe, önceki heykellerden etkilenmişliğin yanı sıra, giderek kişisel bir nitelik kazanmıştır. Henry Moore (1898- ) hem alanı hem de maddeyi aynı bütünün bölümleri olarak ele alır ve yapıtlarında boşlukları ve delikleri de kullanır. Alberto Giacometti’nin (1901-1966) uzatılmış betileri, sınırları olmayan bir evrende tek başlarına dolaşır gibidirler.
Alexander Calder (1898- ) sürrealistlerin kullandıkları biçimlerden ya da şurada burada bulduğu nesnelerden yararlanarak, mobil (devingen) ya da statik (durağan) heykeller yapmaktadır.
Bazı heykeller mobiller gibi yalnızca hareket ettirilmekle kalmayıp elektronik beyinler tarafından koşturulabilmektedirler. Biçim ve alan, gerçek, duygu ve ideal güzellik her çağda dünyanın her yerindeki sanatçıları ilgilendirmiştir. 20. yüzyıl bunlara yalnızca yeni bir biçim vermiştir.

Yorum yazın