Minos Uygarlığı Sanatı Özellikleri

Minos Uygarlığı Sanatı Özellikleri Hakkında Bilgiler

Bundan beş bin yılı aşkın bir zaman önce Akdeniz’deki Girit adasına Minoslular diye bilinen bir boy yerleşti. Aşağı yukarı Sümer uygarlığının oluşmaya başladığı sıralarda, Minoslular da Girit’ te bir uygarlık yarattılar.Yirminci yüzyıla gelininceye dek Minos uygarlığıyla ilgili hiç bir şey bilinmiyordu. Gerçekte, bugün bile bu uygarlığın tarihi ve ilk dönem sanatı konusundaki somut bilgimiz son derece sınırlıdır.
Minos yontuları hiç değilse elimize geçenler-Mezopotamya yontularından farklı ve küçüktür. Minos’ta insan ve hayvan yontuları tunçtan, taştan, fildişinden ya da fırında pişirilmiş kilden yapılırdı. Bazen de fırında pişirilmiş kilden yaptıkları küçük yontuları boyarlardı. Mezopotamya yontularının tersine, Minos yontularındaki insan ve hayvanlar,çoğu zaman devinim durumundadır. Ellerini göğe kaldırmış tanrıya yakaran insanlara, koşan hayvanlara ve boğaların sırtına atlayan cambazlara rastlarsınız. Zayıf ve uzun boylu genç kadın ve erkek figürlerinde beller son derece ince, kalçalar inanılmayacak kadar dardır. Erkeklerin, genellikle kollarını göğüslerinde kavuşturdukları görülür. Kadınlarsa;göğüslerinin altına kadar gelen korseler, gösterişli eteklikler ve uzun başlıklar giyerler.
İ.ö. 1600 dolaylarında Minoslular yılan-tanrı- çalar diye bilinen küçük yontular yapmışlardır. Ancak bu yontularda tanrıçalardan çok rahibelerin betimlendiği sanılmaktadır. Boyanmış çanak çömlekten yapılan bu yontulardaki tanrıçalar eteklikleri, başlıkları ve ince belleriyle Erken Minos yapıtlarına çok benziyorlardı, yalnız kollarında yılanlar vardı.
Fildişinden yapılmış küçük yontular aslında altın bezeklerle süslüydü, ama bu bezekler sonradan dökülmüştür. En çok işlenen figürler arasında boğaların üstünden atlayan atletlere, oyun oynayan çocuklara, çocuk bakan dadılara rastlamaktayız. Tunç yontulardaysa, hemen her zaman, tanrıya yakaran bir Minoslu görülmektedir.
Minosluların,büyük kabartma yontulardan habersiz oldukları anlaşılıyor. Kabartmalar genellikle taş kapların üzerine işleniyordu. Bu tür kabartmalarda tarlaya giderken türkü söyleyen rençberier, boks yapan, güreşen, boğaların sırtına atlayan ya da ayakta duran erkekler vardır. Aynı zamanda Minoslular değerli taşların üzerine küçük mühürler de yaptılar. Bazı bilim adamları, her yetişkin Minoslunun kendine özgü bir mühürü olduğunu ilen sürmektedir.

MINOS MİMARLIĞI
Minoslularda tapınağa hiç rastlanmaz. Dinsel törenler açık havada ya da saraylarda düzenlenirdi. Saray, Minos toplumunun merkeziydi. Kral ailesinin konutu ve yönetimin merkezi olan sarayda aynı zamanda gerekli malların istiflendiği ambarlar ve çeşitli malların üretildiği işlikler de bulunuyordu.
Saray genellikle bir dağın yamacına yapılır, alçak ve dikdörtgen yapılardan meydana gelirdi. Bu yapılar düz damlı, taş zeminliydi. Saray daha çok iki üç katlı olur, birinci kat taştan, üst katlarsa genellikle kerpiçten yapılırdı.
Sarayın ortasında taş döşeli büyük bir avlu bulunur, dinsel törenler bu avluda düzenlenirdi. İlkin, sarayın ortasındaki bu avlunun tasarlandığı, öteki yapılarınsa,gereksinmeye göre avlunun çevresine inşa edildiği sanılmaktadır. Geçeneklerin duvarları geniş freskolarla (yaş sıva üzerine yapılmış duvar resimleriyle) bezemlenirdi. Yapı ayrı ayrı bölümlerden meydana geldiği için birçok merdiven ve geçenek yapma gereği duyulmuştur. Duvarlar, hatta kimi zaman yerler bile su mermeriyle kaplanırdı. Tavanlar boyalı tahtadan yapılmış yuvarlak ya da oval sütunlar üstünde dururdu. Bu sütünların alışılmadık özelliği, tabandan başlığa doğru genişlemeleridir. Ama niçin böyle olduğunu kimse tam olarak bilememektedir.
Minoslular kolaylık ve rahatlığa düşkündü. Saraylar ve kır evleri geniş alanlar üzerine kurulur, bu yapılarda çok sayıda geçit ve pencere bulunurdu. Yapıların her köşesine ulaşan gün ışığı, odaları insanın içini açan bir aydınlığa boğardı. Avrupa’da ilk kez yapıldığı anlaşılan gösterişli banyolarda taştan küvetler, oluklar ve tuvaletler yer alırdı.
Büyük Minos sarayları yüzyıllar boyunca birçok kez yıkılmış, yerle bir olmuştur. Gerçi bilim adamları niçin böyle olduğunu kesin olarak açıklayamıyorlar, ama gene de bu yıkımlara depremler, deniz altındaki yer sarsıntılarından doğan dev dalgalar ve yangınlar gibi doğal nedenlerin yol açtığını söyleyebiliriz. Ayrıca birtakım ayaklanma ve istilalar da meydana gelmiş olabilir. Ama, Mi- noslular saraylarını her keresinde yeniden yaptılar. Daha sonra, İ.ö. 1200 dolaylarında Minos uygarlığı birden sona erdi. Kuzeyden gelen Dor boyları Yunanistan anakarasının büyük bir bölümünün yanı sıra Girit adasını da ele geçirmişlerdi. Bundan sonraki otuz yüzyıl boyunca Minos sanat ürünleri ve Minos yapıları bir daha görülmedi.

Yorum yazın