Batı Müziği Tarihi

Batı Müziği Tarihi
Her uygarlık kendi öz müziğini yaratmıştır.Hindistan’dan tutun da Çin’e ya da en ırak Afrika ülkelerine kadar her toplumun kendine özgü bir müziği vardır. Bu müzikler radyo, teyp, pikap, televizyon
gibi günümüz kitle iletişim araçlarıyla tüm dünyaya duyurulabilmektedir. Ancak bugün dünyada en yaygın olan ve en geniş kitlelere ses- lenebilen müzik Avrupa kökenlidir. Bu müziğe “Batı Müziği” adını veriyoruz. Batı Müziğinin bu kadar yaygınlık kazanması gerçekte Batı Uygarlığının egemen uygarlık haline gelmesinden kaynaklanmaktadır. Batı insanı, diğer ülkelere yaptığı yolculuklar sonucunda, kendi gelenek ve göreneklerini olduğu kadar müziğini de o ülkelere götürmüştür.
Müzik sözcüğü Eski Yunanca kökenlidir. Zaten Eski Yunan Uygarlığı Batı kültürünü birçok alanda etkilemiştir. Eski Yunan müziği birçok makamdan oluşuyordu. Bu makamlar; Dorian, Lydian, Aeolian gibi adlar alırdı. Yunanlılar her makamın belli bir ruh durumunu dile getirdiğine inanırlardı. Bugün de farklı gamlar aynı biçimde belirli bir bilinç durumunu gösterir. Bazı gamlar “neşe” bazılarıysa “keder” çağrıştırırlar. Ancak eski Yunanlılarda bu çağrışım,kişiden kişiye değişmez gerçekten müzik parçaları yalnızca o ruh durumu için hazırlandığından salt bir duyarlığı yansıtırdı. Ünlü Yunan bilgini Fisagor daha da ileriye giderek, her gezegenin kendine özgü bir armonisi olduğunu ve bu müzik kürelerinin doğru bir biçimde yorumlanmasıyla evrenin tüm gizlerinin çözümlenebileceğini savundu.
Batı Müziğini anlamak açısından Yunan Müziği önem taşır. Çünkü bu müzik,ilk Hristiyan kiliselerince benimsenen müzik türüydü. St. Ambrosa ve daha sonraları Papa I. George daha IV-VI. yüzyıllarda bu müziği kiliselerde ayin sırasında okunması için kabul etmişlerdi. Bugün bile okunan bu müziğe Amrosian ve Georgian ilahileri adı verilir.
Batı müziği uzun yıllar yalnızca kilise çevresinde sınırlı kaldı. Bunlar koroyla ve bir müzik aleti eşliğinde söylenen dinsel şarkılardı. Bugün bile pek çok kilise ve manastırlardan dışarıya taşan bu müzik türü, armoni ve ritimden yoksun olması bakımından kulağımıza bir hayli aykırı gelebilir. Nedir armoni? Armoni bir ya da daha fazla sayıda notanın bir arada belli bir uyum içersinde söylenmesi ya da çalınmasıdır. Eski Yunan Müziğinde tüm sesler aynı melodiyi ancak kadınlarla çocuklar, erkeklerle birlikte söylediklerinde doğal olarak her grubun seslerinin tizliği farklı olurdu. Aşağı yukarı arada,bir oktavlık (bir oktav sekiz notaya eşdeğerlidir) bir farkı olurdu. Batı müziğinde armoni ilk kez IX. yüzyılda ortaya çıktı. Korodaki herkesin melodiyi aynı nota üzerinden söylemesi yerine, sesler, niteliğine göre gruplandırıldı ve melodi iki tonda okunmaya başlandı. Bu, herkes için işi kolaylaştırmış oldu. Çünkü baslar tiz sesleri çıkartmak için zorlanmıyor,tenorlar ise kalın sesleri çıkartmaya uğraşmıyorlardı. Böylelikle basların kalın seslerle okuduğu melodiyi, kısa bir aralıkla aynı notaları tiz seslerle okuyan tenorlar izliyordu. Bu tür şarkı söyleyişe organum adı verilmişti.

POLİFONİ (ÇOKSESLİLİK)
Organum,atılmış önemli bir adımdı ve daha başka gelişmelere yol açtı. Bir tek melodinin farklı tizlikte sesler tarafından söylenmesi yerine, iki farklı melodinin bir arada söylenmesine başlandı Tüm seslerin bir tek melodiyi söylemesi halinde eski biçim tek sesli bir müzik türü yaratıyordu Oysa bu yeni biçim çok sesliydi. Koronun farklı melodileri birden söylemesiyle batı müziği hızl bir gelişme evresine ulaşmış oldu. Bu yeni polifo ninin ilk yurdu XII. ve XIII. yüzyıllar İngilteresi ve ilk uygulama yeri VVinchester Katedrali oldu. Bir diğer uygulama yeri ise,Paris’teki Nötre Dame Okuluydu. Bu okulun yetiştirdiği iki ünlü kompozitör XII ve XIII. yüzyılda yaşamış olan Leo- ninus Perotinus’tur.

Etiketler: ,

Yorum yazın