Barok Dönem Müziği

Barok Dönem Müziği Hakkında Bilgiler

Monteverdi’nin ve Purcellln,müziği yeni geliştirilen müzik aletleri ile çalındıklarında daha da anlam ve güzellik kazandı. Viola yerini keman ve çello’ya bırakmıştı. Kuzey İtalya’da Cremona kentinde keman yapımı bakımından çok aşkın ustalar yetişti. Bu dönemin ve bu kentin en yetkin keman ve çello ustaları Nicolo Amati (1596- 1684) ve Antonio Stradivari (1644 – 1737) dir. Bu ustaların elinden çıkmış enstrümanlar günümüzde paha biçilmez değerdedirler. Bu telli çalgıların değeri İtalya’nın yeni müzisyen kuşağı tarafından daha iyi anlaşıldı. Bu kuşağın önde gelen temsilcileri Arcangeio Corelli (1653 – 1713) ve Antonio Vivaldi’dir (1678 -1741). Her ikisi de çok yetenekli viyolonistler olup telli sazlar için yazdıkları besteler özellikle zengin ve etkileyiciydi. Bu müziğe,Barok Müziği adı verilir. Çünkü aynı adı taşıyan mimari ve diğer sanat dallarıyla aralarında nitelik açısından önemli benzerlikler vardır. Stradivari çağın en güzel kemanlarını yaparken, bir başka İtalyan usla da aynı ölçüde güzel ve yetkin tuşlu çalgılar yapmaktaydı. Bu usta Bartolommeo Cristofori (1655 – 1731) idi. XII. yüzyılda tuşlu çalgılar adı verilen bir grup müzik aleti geliştirildi. Bunlar virginal (çembaloya benzer ayaksız bir çalgı), klavsen, harp, epinet adlarını taşıyordu. Daha sonraları Cristofori piyano forte adım verdiği bir başka alet geliştirdi Tuşlu çalgıların gelişmesi, bu çalgılar için yazılmış bestelerin yaratıcısı birçok müzisyen yetişmesine neden oldu. İtalya’da Domenico Scarlatti (1685 – 1757) Fransa’da François Couperin (1668 – 1733) ve Jean Phillippe Ranneau (1683 – 1764), Almanya’da Johann Sebastian Bach bu besteciler arasındadır.

BACH VE HANDEL
Bach’ın en önemli tuşlu çalgılar kompozisyonu kırk sekiz prelüd ve fügden olluşan’Das Wohl temperierte Klavier” adını taşır, bunun anlamı iyi akort edilmiş tuşlardır. Bach’ın amacı akort edilebilen tuşlu çalgılar sisteminin nasıl oluşturulabileceğini ve böylelikle yirmi dört majör ve minör anahtarın nasıl aynı güzellikte çalınabileceği- ni göstermekti. Bu prelüdler ve fügler eski kilise sisteminin gelişmesine yol açtı. Bach’ın bu kırk sekiz prelüdü ve fügü müzik tarihinde bir devrim niteliğini taşır. Teknik amaç için yazılmış olmalarına karşın çok güzel müzik parçalarıdır. Füg, Bach’ın en sevdiği müzik biçimiydi. Daha sonraları Org için de pek çok füg besteledi. Orgu çok severdi ve yaşamı boyunca bir kilisede orgcu ve korobaşı olarak çalıştı. Kendisinden,kutsal kantatlar yazması da istendi. Bunun üzerine kilise takvimindeki her özel gün için pek çok çeşitli kantatlar besteledi. Bu Kantatların en önemlisi Gott ist mein Konig (Tanrı Kralımdır) Yohanna Passion adlı bestesi,ününü dünyaya duyurdu.
Bunların dışında Bach çok canlı din dışı müzik de yapmıştır. Zamanında çok tutulan keman, çello ve harp için danslar besteledi. Bu danslara süit adı verilir. Ayrıca kendisine altı orkestra süit bestesi ısmarlandı. Bu besteler bugün Brandenburg Konçertoları adıyla anılır. Barok orkestra müziğinin eşsiz örneklerini oluşturur bu konçertolar.
George Frederick Handel{1685 – 1759) Kuzey Almanya’da Bach’la aynı yıl doğmuştur. Ancak bu iki besteci birbirinden çok farklı kişilerdi. Bach Almanya’ya yerleşti, burada evlendi. Han- del ise gençlik yıllarında önce İtalya’ya gitti daha sonra da İngiltere’ye giderek burada yerleşti. Talihi kimi zaman çok iyi gitti, kimi zaman da sarayın ve Londra sosyetesinin gözünden düştü. Ayrıca Handel, Bach’ın hiç denemediği bir müzik türünde de başarılı oldu,operada. Bazı operaları bugün bile sahnelenmekle birlikte onun asıl önemli yapıtları oratoryolarıdır. Oratoryo bir çeşit dinsel operadır. Oratoryo adı ise, ilk oratoryo’nun oratory adı verilen bir küçük kilisede sahnelenmesinden kaynaklanmaktadır. En güzel oratoryosu Messiah (Mesih) adını taşır. Ünlü Helloluya Korosu da bu oratoryonun bir parçasıdır. İlk kez 1742’de kralın huzurunda icra edilen oratoryoyu dinlerken Kral II. George o kadar duygulanmıştır ki, kendini tutamayıp ayağa kalkmış ve sonuna kadar ayakta dinlemiştir. Bundan sonra oratoryonun bu bölümünü ayakta dinlemek gelenek haline gelmiştir.
Handel, çeşitli orkestra parçaları da bestelemiştir. Telli sazlar için Corelli ve Vivaldi tarafından
bestelenen parçaların stilinde besteler yapmıştır, bunlara “concertigrossi” adı verilir. Ayrıca bir grup Org Konçertosu ve festival nedeniyle yapılan Su Müziği ve Şenlik Müziği adlı besteleri ün yapmıştır.

SONAT VE SENFONİ
Barok Müzik Çağı Handel ve Bach’la sona ermektedir. XVIII. yüzyılın ortalarına doğru müzik yepyeni bir doğrultuda gelişmekteydi. Bu çağa “Akıl Çağı” adı verilir. Mutlu bir yaşamın, akıl, hoşgörü, toplumsal adalet gibi kavramlarla elde edileceğini savunan Descartes ve Voltaire gibi düşünürler bu çağın yaratıcıları arasındadır. Bu çağda da kitlelerin büyük bölümü yoksulluk ve bilgisizlik içinde kalmakla birlikte, yaşama karşı son derece insancıl ve akılcı bir yaklaşım da bu çağda kendini gösterir. Bu dönemde “Rokoko” adı verilen çok süslemeli bir mimari tarzı da ortaya çıkmıştır. Bu çağın müziğine de aynı ad verilmesi gelenek olmuştur. Bu müzik tarzının önde gelen temsilcisi Georg Philipp Telemann’dır (1681- 1767). Kilise için yazdığı bestelerin yanı sıra birçok hafif beste de yapmıştır. Bunlardan birisi soylu ve zengin birinin kanaryasının doğum günü partisi için bestelenmiştir.
Akıl çağının bir başka özelliği de biçim ve orana verilen önemdi. Bu niteliklerin kazanılması için, eski Yunan ve Roma yapı kalıntıları dikkatle incelenmişti. Müzikte de bu niteliklerin önem kazanması kaçınılmazdı.
Eskiden besteciler bir ya da daha fazla sayıda melodiyi alıp bir arada işlerken, bu çağda yeni bir kompozisyon yöntemi geliştirdiler. Bu yönteme göre farklı melodileri ayrı ayrı ele alıp sonradan müzikal yapı blokları gibi bunları belli denge ve oran kaygısıyla bir araya getirip tek bir kompozisyon hazırlıyorlardı. Bu türe sonat adı verildi. Sonat sözcüğü de birçok müzik terimi gibi İtalyanca kökenlidir ve ses yapmak anlamına gelen suonare sözcüğünden kaynaklanmaktadır.
İlk Sonat bestecileri arasında hemen akla Cari Phillipp Emaııuel Bach (1714 – 88) gelmektedir.
Bu besteci j .S. Bach’ın en yetenekli oğullanndan biridir. C.P.E. Bach sonat tekniğini daha da geliştirdi. Sonatların Orkestrasyondaki benzerleri senfonilerdir. Senfonilerin kökeni, eski opera ve koro müziklerindeki orkestra inteıiüdlerine kadar uzanır. Ülkesi genellikle Almanya’ydı. O çağlarda Almanya’da pek çok küçük krallıklar ve prenslikler egemendi ve her biri kendi opera binasını ve saray orkestrasını en üstün duruma getirmeyi bir onur meselesi yapmıştı. Bu nedenle orkestra müziğinin geliştirilmesi için çok elverişli bir ortam vardı. Zamanın en ünlü Alman orkestrası Manheim Orkestrasıydi. Manheim Okulu diye bilinen okulun müzikçileri de senfoninin gelişmesinde büyük pay sahibi oldular. Bu dönemin en önde gelen bestecileri, Johann Stamitz (1717- 1757), Kari von Dittersdorf (1739 – 1799) Johann Christian Bach ve İngiliz William Boyce’dir. Hepsi de senfoniler yazdı,ancak bu senfonilerden bazıları aynı dönemin operatik uvertürlerinden pek farklı değillerdi.

HAYDIN’IN SENFONİLERİ
Orkestraya yeni bir biçim kazandırmak yolunda en büyük emeği geçen Franz Joseph Haydin (1732 -1809) olmuştur. Meslek yaşamının büyük bölümünde Haydin, Avusturya – Macaristan İmparatorluğunun önde gelen soylu ailelerinden biri olan Esterhaziler’in himayesinde kopellmeister yani müzik direktörü olarak çalışmıştır. Patronlarıyla çok iyi geçinen Haydin özel günler için müzik bestelemek ve saray korosuyla orkestrasını çalıştırmak gibi görevleri yürütürken, kendisine, müzik alanındaki deneylerini ve çalışmalarını gerçekleştirebilmesi için her olanak tanınmıştı. Haydin kendisinden önceki müzisyenlerden farklı olarak orkestra enstrümanlarını birbirinden ayrı ailelere ayırmıştı. Yaylı sazlar, tahtadan yapılmış nefesli sazlar, pirinçten yapılmış nefesli sazlar diye gruplanan bu enstrümanların hangisinin, en iyi hangi sesleri verebileceğini saptadı. Böylelikle de bu çalgıların bir arada çalındığında en net ve güzel orkestrasyonu elde etmenin yollarını araştırdı. Çağdaş senfoni orkestraları, Haydın’ın zamanındaki orkestralardan iki kat daha gelişkin ve karmaşık olmakla birlikte, onun koyduğu or- kestrasyon temelleri bugün hâlâ geçerliliğini korumaktadır.
Haydin,yüzü aşkın senfoni besteledi. Ün kazandıktan sonra İngiltere’ye çağrılandı. En iyi bilinen senfonileri dört bölümden oluşmaktadır. Haydin İngiltere’de büyük ilgi ve hayranlıkla karşılandı. Bu yüzden Londra gezisini tekrarladı ve bu gezileri anısına altı senfoni besteledi. Bu senfonilere, gezilerini düzenleyen emprezaryo’nun adına Salomon Senfonileri adını verdi.

MOZART
Haydın’ın Senfonileri olsun, Sonatları olsun,diğer enstrümental besteleri olsun, hemen hepsi duygusal içerikten uzaktılar. Bunlar “katışıksız müzik” diye adlandırabileceğimiz bir müzik anlayışıyla yazılmışlardı. Daha çok biçim ve stil kaygısıyla bestelenen bu parçalar, 1750’den 1800’lere kadar süren,Klasik Müzik Okuluna uygun yapıdaydılar.
Mozart bir harika çocuktu. Dört yaşındayken harp çalıyordu. Altı yaşında ilk bestesini yaptı. Bu olağanüstü yeteneğinden ötürii, kralların ve kraliçelerin huzurunda müzik icra etmesi için onu Avrupa gezilerine çıkardılar. Ancak çocukluktan kurtulduktan sonra insanlar ona olan ilgilerini yitirdiler. Çok sıradan bir müzisyenmiş gibi yaşamını sürdürmek zorunda kaldı. Mozart,kendisinin ve ailenin geçimini sağlayamayacak kadar büyük bir yoksulluk içine düştü ve genç yaşında öldü. Yaşamının en zor geçen son on yılı içerisinde Mozart, yeryüzünde bestelenmiş en önemli yapıtları yazdı.
Cosi fan tutte adlı neşeli bir opera bestelemiştir ki, yaşadığı günlerin yoksulluk ve keder dolu olmasına karşın gerçek bir baş yapıttır. Operalarında büyük ölçüde bir dramatik içerik vardır. Mozart’a kadar opera, sıradan bir eğlence aracı olarak alınırken, Mozart, kendisinden önce opera alanında büyük bir reforma girişen besteci Willi- bald Gluck (1714 – 1787) ın çabasını daha da ileriye götürerek Opera’yâ yepyeni bir boyut kazan dırmıştır. İtalyan meslektaşı Lorenzo de Ponte (1749 – 1834) ile birlikte hazırladığı operalar dünyanın en güzel operaları arasında yer alır. Figaronun Düğünü, Don Giovanni adlı Operaları, gerek dramatik etki aç ısından,gerek müzik açısından son derece zengin yapıtlardır. Bu operalarda ki kişiler, yalnızca sahneye çıkmış kuklalardan farklı olup, gerçek insanlar izlenimini verirler.

BEETHOVEN
Ludwig von Beethoven (1770 – 1827), Müziğini ahlaksal ve siyasal amaçlarıyla özdeş kıldı. Fide lio adlı Operası ve Choral Senfoni özellikle insanlığın kardeşliği ve siyasal özgürlük temaları üzeri ne kurulmuş yapıtlardır. 1789 Büyük Fransız Devrimi onun siyasal görüşlerini büyük ölçüde etkilemiştir. O günlerde henüz on dokuz yaşında olan Beethoven bu devrimin parolası olan “özgürlük, Kardeşlik ve Eşitlik” ilkelerine çok değer veriyordu. Yıllar sonra bestelediği Eroiea (Kahramanlık) Senfonisini, Avrupa’yı kralların hegomonyasından kurtardığına inandığı Napol- yon’a adamıştır. Napolyon kendisini imparator ilan edince de bunu devrime ihanet olarak nitelemiş ve senfoninin asıl kopyası üzerinde Napolyon adını karalamıştır.
Beethoven, Mozart’ın başaramadığı şeyi başardı ve bağımsız bir sanatçı olarak kendisine ısmarlanan müzikleri değil, kendi istediği besteleri yazdı.
Yaşamının en büyük bunalımını otuz yaşında sağır olmak üzere olduğunu fark ettiğinde yaşadı. Bir müzisyenin başına gelecek en büyük yıkımdı bu,ama Beethoven, sonsuz bir istenç ve sınırsız bir yetenek sahibiydi. Bu durumuna karşın olağanüstü besteler yaratmaktan geri kalmadı. Mozart’ın yapıtlarındaki incelik ve albeniden yoksun olmakla birlikte,Beethoven’in bestelerinde büyük bir bütünlük ve güçlülük duygusu sezilir. En ünlü yapıtı Dokuzuncu Senfoni’dir. Bu senfonisi üzerine yıllarca çalışmıştır.
Beethoven’den önce Haydin ve Mozart ile Viyana Klasiği Okulunu hazırlayan Manheim Okulu ve 50 kadar besteci vardı. Bu okul ve besteciler Bach ve barok denilen klasik öncesi müziğin doruğa varışından sonra yeni bir doğrultuda arayışlara girdiler. Manheim Okulunda çalgılarının tınısı üzerinde birtakım yenilikler göze çarpıyordu. Bu dönem Haydin ve Mozart ile sona erer. Beethoven buradan başlayarak, kendi dehasının ve yaratıcılığının yardımıyla, özellikle 3,5, 9. senfonilerde yeni ufuklara ulaşır ve bu yüzden de “Senfoninin Babası” diye anılır. Beethoven’in kendi iç dünyasının izdüşümü,Manheim Okulunun orkestrasyonda vardığı aşamaya yepyeni bir boyut kazandırmıştır.

Etiketler: , ,

Yorum yazın