Bale Tarihi

Bale Tarihi

BEDENİN DİLİ

Bale, bir öykü, düşünce ya da duyguyu anlatan dansa verilen addır. Balenin, seyircilerin tümüne birden seslenen özel bir dili vardır. Bu dil, sözcüklerden değil; adımlar, hareketler ve mimiklerden oluşmuştur.
Balenin adım ve duruşlarına “klasik teknik” ya da “Danse d’Ecole” denir ve bunlar geçmişin geleneklerinden kaynaklanır. Bale tarihi bize balenin gelişmesini ve bugünkü düzeye gelmesini anlatır.

BALE NASIL BAŞLADI?

Bale, yaklaşık 500 yıllık sanat dalı olup, 1400’lü yılların sonlarına doğru İtalya’da başladığı bilinmektedir. Bale sözcüğünün kökeni olan “Ballet” sözcüğü Fransızcadır ve İtalyanca “dans” anlamındaki “ballo” sözcüğünden gelmektedir.
İlk bale günümüzden çok farklıydı. Dansla şarkı, müzik, şiir ve tiyatro birleştirilmişti. Kral, prens ve soyluların saraylarında, büyük şölenler sırasındaki eğlencelerde bale yapılırdı. Dansör ve dansözler profesyonel olmayıp, bale adımlarıyla dans eden kral ailesi üyeleri ve soylu kişilerdi.
15. yüzyılın sonuna doğru, İtalyan saray dansları, Fransızlar tarafından taklit edildi. Bu dönemde Fransa’nın Ana Kraliçesi olan Catherine de Medici, bir kral ailesi düğünü için görkemli bir eğlence düzenlenmesini emretmişti. Yüzlerce kişinin katıldığı gösterideki dansların yaratıcısı olan İtalyan dans ustası Belgiojosa gösteriye “Kraliçenin Komik Balesi” adını vererek ilk kez “Bale” sözcüğünü kullanmış oldu.
Yüz yıl kadar sonra, Fransa kralı XIV. Louis ilk bale okulunu kurdu. O zamana kadar kral ve saraylılar Kraliyet Balesinde yer almayı sürdürüyorlardı.
Ama, bale adımları gittikçe çeşitlenip amatörlere zor gelmeye başlayınca, 1661’de Kraliyet Dans Akademisi açıldı ve profesyonel bale sanatçıları yetiştirilmeye başlandı. Böylece Paris Opera Bale Okulu’nun temeli 1713 yılında atılmış oldu.
Akademinin ilk bale başöğretmeni Pierre Beauchamps 1660’larda bale adımları ve ne şekilde dans edilmesi gerektiği yönünde kesin kurallar koymaya başladı. O zamanlarda, soyluların duruş ve yürüyüşleri konusunda belirli kavramlar vardı. Bunlar bale adımlarının ve duruşlarının temelini oluşturdu. Günümüz balesinin temeli de o hareketlere dayanmaktadır.
XVII. yüzyıl sonlarında saray baleleri hâlâ danslı tiyatro ya da şarkının birleşimiydi ve Fransız opera balesi çok tutulan bir eğlence türüydü.
XVIII. yüzyılın ilk yıllarında, AvrupalI dans ustaları yalnızca bir hareket balesi olan sessiz baleyi oluşturmaya başladılar. Balerinlerin duyumsadıklarını yalnızca hareketleriyle açıklayabilmeleri için yeni adımlar geliştirildi.

XIX. YÜZYIL
1800’lerde bale sanatında pek çok önemli değişiklikler yer aldı. Yüzyılın başlarında bale sanatçıları daha özgürce hareket etmeye, bazı yapıtların konusunda yer alan peri ve ruhları yansıtabilmek için yerden havalanmaya başladılar. Kadir sanatçılar ince, tül giysiler ve topuksuz bale papuçları giyiyor, bu gibi oyunlarda ince tellere asılarak havada uçuyor görünümü veriyorlardı. Atlama ve zıplamalar hareketlerin bir kısmını olu« turuyordu. Parmak uçlarında dans edilmeye başlanmıştı. Fransız Marie Taglioni (1804 -1884) ile İtalyan Carlotta Grisi (1,818 – 1899) en çok adı duyulan balerinler olduğu bu dönemde erkek bale sanatçıları ikinci plana düştüler.
Bugün hâlâ zevkle izlenen iki bale, bunlar için yaratılmıştı. “La Sylphide” babası Filippo tarafından Taglioni için, “Giselle” de ünlü Fransız ozanı Théophile Gautier tarafından Grisi için yapılmıştı. “La Sylphide” de, orman yaratığı olan Sylph, bir İskoç çiftçisini büyülüyerek sevgilisinden ayırır. “Giselle” ise, bir konta aşık olan basit bir köylü kızının öyküsüdür. Kontun başka birisiyle nişanlı olduğunu öğrenen genç kız sonunda delirir ve ölür.
1806’da Fransız dansörü Marius Petipa (1822- 1910) Rusya’da Leningrad bale okulunda başöğretmen
oldu ve yarımyüzyıla yakın bir süre Rus Çarlık Balesi için yapıtlar yarattı. Petipa, XIX. yüzyılın en büyük koreograflarından (dansları düzenleyen kişi) biridir. Onun,müziği Tchaikovsky tarafından bestelenen “Uyuyan Güzel” balesi ilk kez 1890’da oynandı. Bu bale, günümüzde de en sevilen bale yapıtlarından biri olmayı sürdürmektedir.
Petipa’nın baleleri uzundu; karışık öykülerini anlatabilmek için, çok fazla vücut ve yüz hareketi yapılmasını gerektiriyordu. Zamanın en iyi bale sanatçıları tarafından oynanan özel bir bölümü de bulunuyordu. Buna “çeşitleme” adı verilir ve balenin konusunda apayrı bir gösteri şeklinde sunulurdu.

DİAGHİLEV’İN ETKİSİ
1909’da Sergei Diaghilev’in (1872 – 1929) Rus Balesi adlı bale grubunu Paris’e götürmesiyle, balede yeni bir dönem başladı. Bu grupta Rus dansçıları, koreografları, sahne düzenleyicileri ve bestecileri vardı. Başlangıçta, koreograf Michel Fokine (1880 – 1942) idi.Fokİne, Rus Çarlık Balesinde yetişmiş ve dansetmişti ama Petipa’nın uzun ve aralıklı balelerinden uzaklaşmak istiyordu. Diaghilev’in yönetiminde Fokine; Vaslav Nijinsky, Anna Pavlova, Tamara Karsavina ve Adolph Bohm gibi ünlü bale sanatçıları için büyük bale yapıtları yarattı.
Rus grubu, Avrupa’da 20 yılı aşkın süreyle dolaşarak gösteriler sundu. Bu sürede, Diaghilev baleye pek çok yenilik getirdi. Bale grubu da o dönemde Fransa’da ünlü resim ustalarından çok etkilendi. Bazı kostüm ve dekorlar Picasso, Matisse, Utrillo ve Braque gibi ünlü ressamlar tarafından çiziliyor ve boyanıyor; müzikleri Ravel, Debussy ve diğer ünlü besteciler tarafından besteleniyordu. Günümüzün çok tutulan değerli bale yapıtları Diaghilev’in grubu tarafından yaratıldı. Bunların arasında Şehrazat, Ateş Kuşu, Petruşka ve Üç Köşeli Şapka balelerini sayabiliriz.
Diaghilev, 1929’da öldüğünde grup bozuldu ve üyeleri dünyanın her bir yanına dağıldılar. Bu sanatçıların birçoğu ABD, İngiltere ve Fransa’da bale sanatını etkiledi.

İNGİLTERE’DE BALE
Rus Balesi’nin iki önemli sanatçısı İngiltere’deki ilk bale okullarının kurulmasında öncülük etti. Marie Rambert ve Ninette de Valois’nın, 1920’de başlayan ulusal bir bale oluşturma çabalarıyla, İngiliz balesi dünyada ün kazandı.
Marie Rambert, Rambert Balesini kurarak, Frederick Ashton ve Antony Tudor gibi yetenekli genç dansör ve koreografları ortaya çıkardı.
Ninette de Valois 1933’de Vie-Wells Balesi’ nin başına geçerek, Alicia Markova’mn başbalerinliğinde Jtan inmiş birçok bale yapıtı yarattı. Vic- Wells Balesi sonradan Sadler’s Wells Balesi olarak tanındı. 1935’de Ninette de Valois 16 yaşındaki, daha sonra dünyanın en sevilen balerinlerinden olan, Margot Fonteyn’i tanıttı.
Sadler’s Wells Balesi, Covent Garden’a taşınıp da Kraliyet Balesi adını aldığında, Ninette De Vo- lois’nin düşleri gerçek olmuştu. Günümüzde İngiltere Kraliyet Balesi, dünyanın en ünlü gruplarından biridir.
Koreograf Frederick Ashton, kraliyet Balesi’ nin stilini değiştirmiştir. Ashton, önce Marie Rambert ile, sonra da dansör ve koreograf olarak Vie – Wells’de Ninette de Valois ile çalışmıştır. De Valois ile birlikte çalışmaları Kraliyet Balesi’n de sanat direktörü olarak, 1970’e kadar sürmüştür.
Ashton’un yapıtları arasında “Bir Evlenme Bu-
keti”, “Kül Kedisi”, “Sahipsiz Kız” ve İngiliz bestecisi Edward Elgar’ın müziğini bestelediği “Değişkiler Bilmecesi” vardır.

ABD’DE BALE
1900 başlarında Avrupalı bale grupları ABD’yi dolaştı ve onların etkisiyle Amerikalı dansçı ve koreograflar kendi gruplarını kurmaya başladı. Bunlardan, dünya balesine katkıda bulunan iki büyük kuruluş doğdu: Amerikan Bale Tiyatrosu ve New York Balesi.
Rus Balesi’nde Diaghilev’in koreografı olan George Balanchine 1933’de New York’a yerleşerek, New York Kent Balesi’nin yönetim ve baş koregraflığını üzerine aldı.
New York Kent Balesi, Amerika’nın klasik bale grubudur. Balanchine, yetiştirdiği bale sanatçıları ve yarattığı balelerle bu gruba kendi damgasını vurmuştur. Yapıtlarının arasında İncil’den kaynaklanan “Savurgan oğul”, “Stars and Stripes” (Amerikan Bayrağı), “Serenat” ve “Don Kişot” vardır.
Amerikan Bale Tiyatrosu birçok stili birleştirmektedir. Dans ve koregrafilerinde Rus, İngiliz ve Amerikan geleneklerinin karışımı görülür, “özgür Hayal” ve “Bir Toplantıda Danslar” gibi pek çok balesi Amerikalı koreograf Jerome Robbins tarafından yaratılmıştır.
Amerikan balesine katkıda bulunan diğer önemli gruplar ise, Robert Joffrey yönetimdeki Kent Merkezi; Frederick Franklin yönetiminde Washington Ulusal Balesi ve E. Virginia Williams yönetimdeki Boston Balesi’dir.

DİĞER ÜLKELERDE VE TÜRKİYE’DE BALE
İtalya, Rusya ve Fransa’da yüzyıllardır bale sanatının bilinmesine karşın, diğer bazı ülkeler ulusal balelerini geliştirmek için çok ağır davranmışlar ve çoğu 20. Yüzyıla kadar beklemişlerdir.Ama bu gecikme, yetkin baleye erişmelerini engellememiştir. Bunlardan Hollanda, Danimarka, Avustralya ve Kanada baleleri bugün üstünlükleri ile tanınırlar.
Ülkemizde gerçek bale eğitimi, 1947 yılında İngiliz Kraliyet Baiesi’nin kurucusu Ninette de Valois’nın danışman olarak Türkiye’ye çağırılmasıyle başladı. Onun öncülüğüyle İstanbul’da Yeşilköy’de 1948’de ilk bale okulu açıldı. 1950’de okul Ankara’ya taşınarak Devlet Konservatuarı’ nın ilk bölümü şekline getirildi. 1957 yılında ilk mezunlarını veren okul 1960’ta Manuel de Falla’ nın El Amor Brujo ( Büyük Aşk) balesi ile oyunlarını sergilemeye başladı. Bundan sonra sırasıyla Coppelia, Uyuyan Güzel, Giselle, Kuğular Gölü, Sylvia gibi klasik bale ve ayrıca Satranç, Pagodalar Prensi gibi de çeşitli modem bale gösterilerini
sundular. Bu arada Türk bestecilerinden Ferit Tüzün, Bülent Tarcan, Nüvit Kodallı’nın müziğini yaptığı Çeşmebaşı, Hançerli Hanım, Sinfonietta baleleri de sergilendi.
Resmi ve özel bale dersanelerinden şimdilik yalnız büyük kentlerimizde oturanlar yararlanmakta; ama, televizyon yoluyla bu zarif sanat dalı yurdun en uzak köşelerine götürülmekte ve ülkemizde baleye duyulan ilgi günden güne artmaktadır.

HOLLANDA BALESİ
Hollanda’da bale İkinci Dünya Savaşı sonrasında gelişti. O zamandan bu yana, Hollanda Dans Tiyatrosu ve Hollanda Ulusal Balesi adlı iki önemli grup kuruldu.
Hollanda Dans Tiyatrosu daha çok deneysel oyunlar sergileyen yeni bir topluluktur. Hans Van Manen ve Beniamin Harkarvy’nin koreografilerini yaptığı zengin bir repertuarı (oyun çeşitleri) ve çok yetenekli bale sanatçıları vardır. Hollanda Ulusal Balesi daha büyük ve klasik bale uygulayan bir topluluktur. Rudi Van Dantzig ve diğer sanatçılar bu grup için yeni yapıtlar yaratmaktadır.

SOVYET BALESİ
Rus devriminden sonra, Sovyetler Birliği’nde bale zor bir dönem geçirdi. Pek çok kimse, devrimin uygulamayı amaçladığı ilkelerle klasik balenin bağdaşmayacağı kanısındaydı. Ama, Rus balesi yeniden dünya balesinin en önemli bir kolu olmasını sağladı.
1956 yılına değin Avrupalılar Sovyetlerin balede yarattığı yapıtları henüz gereği gibi tanımamışlardı. O yıl Bolşoy Balesi’nin ve 1961 ‘de de Kirov Balesi’nin Covent Garden’da yaptığı gösteriler, Sovyet bale okullarının disiplinli çalışmalarını ve yetiştirdikleri büyük bale sanatçılarını gözler önüne sererek tüm dünyanın hayranlığını kazandı.

FRANSIZ BALESİ
Fransız Balesi 20. yüzyılda Serge Lifar, Roland Petit, David Lichine ve Maurice Bejart gibi koreograflarca yönlendirildi. Lifar da, Diaghilev’in ünlü grubundandı ve Rus Balesi’nin dağılmasıyle Paris Operası’na geçmişti. Sonraları, aralarında tek perdelik “Siyah ve Beyaz” da olmak üzere, 100’ü aşkın yapıt düzenlendi.
Fransız Maurice Bejart, çağdaş ve öncü balenin en önde gelen adlarındandır. Avrupa’da bugün üzerinde en çok tartışılan ve kıta Avrupa’nın da en çok tutulan bu bale grubu ve yapıtları, günümüzde Brüksel’de yerleşmiş bulunan bu sanatçınındır.

Yorum yazın