Antik Mısır’da Heykelcilik

Antik Mısır’da Heykelcilik – Mısır Heykel Sanatı

Mısır heykellerinin ve bütün öteki Mısır sanatının temeli, ölümden sonraki yaşama inanmaya dayanıyordu. Mısır firavunlarının ölmüş bedenleri özenle korunmaya çalışılıyor ve mezarlarına sonsuza değin yararlanmaları için değerli eşyaları da konuyordu. Firavunların en güçlü olanları için piramitler yapılmıştı. Firavun ve eşi, kocaman kaya parçalarından açılmış odalara gömülürlerdi. Kayağantaşı, kireçtaşı, mermerden yontulmuş, boylarınca ya da boylarından bile daha büyük heykelleri mezarları kadar düzgün ve yalındı.
Mezarlara, ölünün bulunduğu odaya yerleştirilen bu heykeller hükümdarların, soyluların ya da Mısırlıların taptıkları tanrıların betimlemeleriydi. Kilden ya da tahtadan yapılmış daha küçük boylardaki yüzlerce heykel ise günlük yaşamdaki hamur yoğuran, hayvanlarını güden insanları canlandırıyordu. Bunlar şaşılacak derecede gerçeğe uygun betimlemelerdi. Mezar odasının ya da tapınağın duvarlarına kabartma biçiminde oyulmuş sahnelerde, Mısırlıların günlük yaşamlarının çeşitli yönleri yansıtılmıştır.
Mısırlı heykelciler düşüncelerini hep açıkça belirtmişlerdir. Firavun ya da soylu kişi öteki insanlardan daha büyük boyutta yapılarak ayrıcalığı ortaya konmuştur. Bu kabartmalarda betinin her bölümü açıkça ve ayrıntılı olarak gösterilmiştir; profilden gösterilen yüze ileriye doğru bakan bir göz yerleştirilmiş ve yine yandan görülen beden, bu yüzün altına eklenmiştir.
Mısırlılar, çeşitli yaratıkları birleştirerek düşüncelerini simgelemek istemişlerdir. Oturmuş durumdaki bir aslana Firavun Kefren’in başını yerleştirerek Büyük Sfenks’i yapmışlardır. Bu yapıt, insan zekâsı ile hayvansal gücün birleşmesini simgelemektedir.
Mısırlı heykelciler oturan ya da ayakta duran insan betilerini kabartma ya da üç boyutlu heykellerde işlemişlerdir. Üsluptaki farklılıklar toplumsal durumdaki değişiklikleri yansıtır. Orta Krallığın (İ.Ö.2134 – 1778) firavunları, Gize’deki ataları gibi dinamik ve güçlü olarak gösterilmiştir. O dönemin, toplumsal durumundaki durgunluk firavunların üzgün ve yorgun yüzlerinde yansıtılmıştır. Yeni Krallık (İ.ö. 1567-1080) Mısır’ın en parlak dönemiydi. Bu dönemde yapılan heykellerin tümü, örneğin gerek II. Ramses’in Ebu Simbel Tapınağındaki kayadan oyulmuş yontusu, gerekse ötekiler son derece görkemli ve etkileyicidir. II. Ramses’in Yeni Krallığın son dönemlerinde yapılmış olan daha küçük bir heykelinde ise üstün ve çok ince bir ustalık ortaya konmuştur.

Daha sonraki tarihlerde bu toprakların merkezi olan Babil sanatında ise, büyük bir parlaklık ve canlılık görülür. Babilliler kabartma heykellerde parlak renkli çiniler kullanmışlardır.
İ.ö. 6. yüzyılda Babil’i istila eden Persler, buraya, gelenekleşmiş bir ince sanat anlayışını ve ustalığını da beraberlerinde getirmişlerdir. Bu yeteneklerini çok güzel altın ve bronz heykellerde sürdürmüşlerdir. Kullandıkları biçimler, bazen yalnızca bezeme amacıyla yararlanılmış soyut çizimlerdir; bazen de rahat bir üslupla yansıtılmış hayvan şekilleridir. Yapımına İ.ö.520’de başlanmış olan Daryus’un Persepolis’teki görkemli sarayını süsleyen heykellerde, Asur heykelciliğinin özellikleri de yansımaktadır. Heykellerin kıvırcık saçlı ve sakallı başları vardır. Kesin çizgilerle ayrılmış düz alanlar, çok inceden inceye işlenmiş bölümlerle bir karşıtlık oluşturur. Bu heykellerdeki biçimler yumuşak kıvrımlıdır; giysileri ise ince ve hafiftir.
Persepolis’teki sarayın duvarlarında ağırbaşlı bir görünüm içinde yürüdüklerini gördüğümüz bu heykellerin, ait oldukları çağın (İ.Ö.6. yüzyıl) en özgün heykelcileri olan Greklerden öğrenilmiş bazı nitelikleri de içerdikleri sanılmaktadır.
Daha sonraki tarihlerde bu toprakların merkezi olan Babil sanatında ise, büyük bir parlaklık ve canlılık görülür. Babilliler kabartma heykellerde parlak renkli çiniler kullanmışlardır.
İ.Ö.6. yüzyılda Babil’i istila eden Persler, buraya, gelenekleşmiş bir ince sanat anlayışını ve ustalığını da beraberlerinde getirmişlerdir. Bu yeteneklerini, çok güzel altın ve bronz heykellerde sürdürmüşlerdir. Kullandıkları biçimler, bazen yalnızca bezeme amacıyla yararlanılmış soyut çizimlerdir; bazen de rahat bir üslupla yansıtılmış hayvan şekilleridir. Yapımına İ.ö.520’de başlanmış olan Daryus’un Persepolis’teki görkemli sarayını süsleyen heykellerde, Asur heykelciliğinin özellikleri de yansımaktadır. Heykellerin kıvırcık saçlı ve sakallı başları vardır. Kesin çizgilerle ayrılmış düz alanlar, çok inceden inceye işlenmiş bölümlerle bir karşıtlık oluşturur. Bu heykellerdeki biçimler yumuşak kıvrımlıdır; giysileri ise ince ve hafiftir.
Persepolis’teki sarayın duvarlarında ağırbaşlı bir görünüm içinde yürüdüklerini gördüğümüz bu heykellerin, ait oldukları çağın (İ.Ö.6. yüzyıl) en özgün heykelcileri olan Greklerden öğrenilmiş bazı nitelikleri de içerdikleri sanılmaktadır.

Etiketler:

Yorum yazın