1950 ler Sineması

1950 ler Sineması

1950’LERDE SİNEMA 1950’lerde film yapımcıları, büyük bir bunalımla yüz yüze kaldılar. Artık seyirci evindeki sıcak koltuğunda oturup televizyonunu seyretmeyi yeğler olmuştur. Seyirciyi tekrar sinemaya çekebilmek için, prodüktörler yeni film teknikleri geliştirme yoluna gittiler.Bu tekniklerin başında, üç boyutlu film ve sinemaskop adı verilen genişletilmiş sinema perdesi sistemi gelir. Ancak bu teknikler, yalnızca orta dereceyi aşamamış filmlerin, seyirciyi etkileyici bir görüntüyle yapılmasını sağlamıştır. Bu dönemde Hollywood, On the Waterf- ront (Rıhtımlar Üstünde), The Man with the Golden Arm (Altın Kollu Adam), High Noon (Kahraman Şerif), Blackboard Jungle (Karatahta Ormanı), Rebel Without a Cause (Asi Gençlik) gibi önemli filmleri üretti. Bunlar işledikleri konular açısından beğenilen ve tartışılan filmler arasına girdiler. 1950’lerde, çok renkli ve zengin dekorlarla süslenmiş, eğlendirici müzikaller yapımında Hollywood başı çekiyordu. Bunlar arasında en çok dikkati çekenler, The Bandwagon (1935) (Modern Aşıklar). An American in Paris (Paris’te bir Amerikalı) Singing in the Rain (Yağmur Altında) (1952) olmuştur.
İtalya’da Federico Fellini (1920- ) La
Strada (Sonsuz Sokaklar) gibi gerçekçi filmler yapıyordu. Bu filmde, Fellini, toplumun sınırında tutunmaya çalışan üç kişilik bir gezici cambaz topluluğunun öyküsünü görüntülüyordu. Filmde İtalyan kır kesiminin yoksulluğu büyük bir gerçekçilikle veriliyordu. Gerçekçi görüntüler ve kızın yaşam dolu yüzü o kadar çok şey anlatıyordu ki, pek diyaloga gerek kalmıyordu.
Michelangelo Antonioni de gerçekçi filmler yapan bir başka İtalyan yönetmendir. Filmlerinde Fellini’den bile daha az söze yer vermiştir. An- tonioni’nin en önemli filmleri 1950’lerde çevirdiği La Amicho (Kadınlar Arasında) ve II Grido (1957) (Çığlık)’tır.
1950’lerin Fransız filmciliği Rene Clement’in (1915 – ) Forbidden Games (Yasak Oyunlar)
adlı yapıtıyla bir doruk yaşamıştır. Bu film, savaş sırasında Fransa’da bir çiftlikte yaşayan iki çocukla ilgili bir öyküyü görüntüler. Savaşın çocuklar üzerindeki etkisini çok çarpıcı biçimde verir. Aynı yılların diğer önemli filmlerinden olan The VVages For Fear (1952) (Korkunun Bedeli ) ve Les Dasbolique (1956) (Şeytan Ruhlu Kadın) Henry George Clouzot (1907 — ) tarafından
yapılmıştır.
İsveçli yönetmen Ingmar Bergman (1918 — ) yeni film teknikleri konusunda büyük bir ustalık kazandı. Bu ustalıkla, insanın iç dünyası, kadın erkek ilişkisi ve yaşamın anlamı gibi konulara eğilebildi. 1950’lerde Smiles of a Summer Night (Bir Yaz Gecesi Tebessümü) gibi güldürü filmleri de yaptı. Ama Bergman’ın asıl ilgi alanı, insanın suçluluk duygusu ve başarısızlıklarıydı. Wild Stravvberies (1957) (Yaban Çilekleri) filminde başarılı bir doktor kendisine verilecek bir onur belgesini hak edip etmediğini düşünür. Film, doktor, belgeyi almak için giderken yolda olanları görüntüler. Doktorun tüm yaşamı düşsel geriye yönelik (flashback) görüntülerle, seyirciye sunulmaktadır.
1950’lerde Japon film endüstrisi çok iyi ürünler verdi. 1959’da çekilen Günaydın’ı, Yasujiro Ozo yönetti. Bu filmde aile çevresi ve okul çocukları konu alınıyordu. 1950 ve 1960 yılları arasında Ozo, II. Dünya Savaşı ile 1962 yılı arasındaki dönemde Japon aile yaşamını ve iç ilişkilerini işleyen filmler yaptı. Kenji Mizaguchi ise, Oharu’ nun Yaşamını ve Ugetsu Monogatari’yi tamamladı. Bu film düşle gerçeklik arasında gidip gelen çok güzel bir yapımdır. Akira Kurusavva’nın (1910- ) 1950 ’lerde en fazla ün yapan filmleri
ise, Rashamon (1950), The Seven Samurai (1954) ve Throne of Blood (1957) (Kanlı Salta- nat)’tır. Bu sonuncusu Shakespeare’in Macbeth adlı oyunun feodal Japonya’ya bir uyarlamasıdır.
Satyajit Ray (1921 — ) son derece güzel
Apu Üçlüsünü filme aldı. Bu üç film, köyde büyüyüp daha sonra gurbetçi olan bir delikanlının yaşam kavgasını anlatıyordu.

Yorum yazın