Zührevi Hastalıklar Nelerdir – Ne Demek

Zührevi Hastalıklar Nelerdir – Ne Demek

Zührevi hastalık (ZH) Amerika’da bir numaralı salgın hastalık ve İngiltere’de de en çok yaygın o- lan hastalıklardan biridir. “Veneral” (zührevi) sözcüğü Romalı aşk tanrıçası Venüs’den gelmektedir. Bulaşan kişi, hastalığı cinsel birleşme yolu ile yaydığı için bu ad kullanılır. Zührevi hastalıkların beş değişik tipi vardır, ama bunların i- çinde önemli olanlar frengi ve belsoğukluğudur.
Zührevi hastalıklar, insanlık tarihinde çok eski zamanlardan bu yana bilinmektedir. Incil’de ve başkaeski kitaplarda anlatılan hastalıklar, zührevi hastalıklar olabilir. Gerek belsoğukluğu, gerekse frengi salgınlarına 15. yüzyıl sonlarında ispanya, İtalya, Almanya ve şimdi Rusya’nın bulunduğu bölgenin bir bölümünde rastlandı. Çoğu kez, kişiler her iki enfeksiyona birden yakalanıyorlardı. Bu da eski bilim adamlarını, hastalığın iki bölümden oluştuğunu düşünmeye itiyordu. Ancak, 1793’te iskoçya’da Benjamin Beil’in enfeksiyonlara neden olan mikropları ortaya çıkarmasından sonra, belsoğukluğu ile frenginin iki ayrı hastalık olduğu anlaşıldı. Frengiye, sarmal biçiminde (spiral) spiroket adlı bir mikrop neden olur. Belsoğukluğu ise, yuvarlak biçimde bir bakteri olan gonokok tarafından oluşturulur.
FRENGİ
Frenginin üç evresi vardır, ilk evrede acı vermeyen ve şankr diye bilinen bir yara belirir. Olayların % 90’ında bu yara genital bölgede bulunur. Bu evrede hastalık yüksek derecede bulaşıcıdır. Şankr, tedavi edilmeden dört ilâ altı hafta arasında kaybolur. Bu durumda hastalık ikinci evresinde bulunmaktadır. Spiroket şimdi kana karışmıştır. Bu evrede frengili hamile bir kadının, kan yolu ile bu hastalığı doğacak bebeğe geçirmesi mümkündür. Bunu önlemek için bütün hamile kadınlar frengi testlerinden geçirilir. Spiroket, kanda dolaştığı sürece, ateş, iştahsızlık, yorgunluk, vücutta kızarıklık ve mükozada yaraların görülmesi gibi hastalığın başlıca belirtileri görülür.
Kızarıklık ve yaralar, aynı zamanda spiroketin azıştığı bir ortam oluşturur. Şimdi hastalık daha da bulaşıcıdır. Bu belirtiler de 2 ilâ 6 hafta arasında kaybolur. Artık hastalık, belirti göstermeyen, gizli ya da aktif olmayan bir biçimde sürer. Hiç belirti göstermez. Bu sırada bulaşıcılığı da azalır. Son olarak, üçüncü evre 15-20 yıl sonra kendisini gösterir. En belirgin özellik, gom adı verilen korkunç, vücut içi çıbanlarının oluşmasıdır. Bu gomlar, sonunda bütün dokuları, özellikle kalp, kan damarları ve sinir sistemi dokularını eritip yok eder.

BELSOĞUKLUĞU
Belsoğukluğu belirtileri frengiden çok daha değişiktir. Erkeklerde belsoğukluğu, derhal sancılı idrar yapma ve sümüksü bir salgılama ile kendini belli eder. Kadınlarda da aynı belirtiler görülebilir. Ama bulaşmış olan kadınlardan yüzde sekseninde belirti görünmez.
Belsoğukluğunun tehlikeli yönlerinden biri de bu halidir. Hastalık, kişi farkında olmadan, hem kendisinde gelişir, hem de başkalarına bulaşabilir. Hastalık bundan sonra, üreme ve böbrek yollarını iltihaplandırarak, kadın ve erkeklerde kısırlığa neden olabilir. Kısırlık çocuk yapma yeteneğinin yitirilmesidir.

Belsoğukluğu, doğum sırasında anneden çocuğa geçebilir. Bebek, annesinin enfekte olmuş doğum kanalından geçerken, burada bulunan gonokok bakterileri ile doğrudan temas etmiş olur. Enfeksiyon, bebeğin genellikle gözlerini etkiler. Eğer antibiyotiklerle tedavi edilmezse, kör olma olasılığı vardır. Bu durumu önlemek için, Amerika’da hamile kadınlar düzenli olarak belsoğukluğu testinden geçirilirler ve doğumdan hemen sonra, bebeklere gonokok organizmalarını öldürücü göz damlası verilir.

TEDAVİ
Gerek frengi gerekse belsoğukluğu penisilin ve tetrasiklin gibi antibiyotiklerle kolayca tedavi edilebilmektedirler. İnsanlar bu hastalıklara karşı bağışıklık kazanmazlar. Böylece kişi hastalığa yakalandığı zaman yeniden hastalanabilir. Halk sağlığı doktorlarını korkutan şu olmuştur; penisilin ve antibiyotiklere dirençli yeni belsoğukluğu türleri gelişmektedir. Bu türleri öldürmek için de daha yüksek dozda ilâç gerekmektedir.
Zührevi hastalıkların tedavi yolları bulunduğu halde, hastalar bunu çoğu zaman ihmal ederler. Bazı kimseler utandıkları için, doktora gitmekten kaçınırlar. Bazıları da, hastalığın erken belirtileri kendiliğinden kaybolduğu için hastalık geçti sanırlar. Bazıları ise, hasta olmalarına rağmen, bu hastalığa yakalandıklarını kabul etmek istemezler. Halk sağlığı yetkilileri tüm bu davranışlarla savaşmaktadırlar.

Yorum yazın