Verem Nedir – Verem Belirtileri

Verem Nedir – Verem Belirtileri
verem, tüberküloz olarak da bilinir, etkeni verem basili ya da Koch basili olarak adlandırılan Mycobacterium cinsi bakteriler olan bulaşıcı hastalık. Mikroorganizmanın insanda vereme neden olan türleri solunum yoluyla damlacıklarla bulaşan M. tuberculosis ve sıklıkla çiğ süt içilmesiyle sindirim kanalından bulaşan M. bovis’tir. Verem başta sığır olmak üzere öbür evcil hayvanlarda da (özellikle domuz ve kümes hayvanlan) görülebilir; kuşlarda verem etkeni olan M. avium insanda hastalığa neden olmaz. Verem bütün dünyada yaygın olarak görülür; pek çok ülkede önde gelen bir ölüm nedenidir. Hastalıktan ölüm oranı özellikle sağlık koşullarının kötü olduğu ve yoğun nüfuslu ülkelerde yüksektir; 20. yüzyılda ilaç tedavisinin geliştirilmesi ve veremle etkin mücadele sonucunda bu oran savaş ve çeşitli felaket dönemleri dışında düşürülmüştür. Bireylerin vereme yakalanmasında ve enfeksiyonun şiddetinde yaş, cinsiyet, sosyoekonomik düzey, beslenme durumu ve vücudun genel fiziksel özellikleri gibi etkenlerin rol oynadığı düşünülür. Enfeksiyon genellikle akciğerlerde başlar; basiller hızla en yakın lenf düğümlerine, buradan da kan dolaşımı yoluyla vücuttaki öteki organlara yayılabilir. İlk odaklar sıklıkla özgün bağışıklığın oluşmasıyla belirti vermeden kendiliğinden iyileşir. Bu sırada veremin özgün lezyonu olan tüberküller oluşur. Tüberkülün ortasında genellikle ölü hücreler ve dokular, çevresinde ışınsal olarak dizilmiş makrofajlar ve bağdoku hücreleri bulunur.

Çocuklarda basilin vücuda girmesinden sonra enfeksiyon akciğerlerde ortaya çıkar. Kimi zaman hiç belirti görülmez, çocuk bağışıklık kazanır. Birincil enfeksiyon odağı iyileştikten sonra akciğerde ancak radyolojik incelemeyle saptanabilen küçük bir kalıntı kalır. Kimi zaman da enfeksiyon iyileşmeden kan dolaşımıyla vücuda yayılır ve tedavi edilmezse ölüme neden olabilen milier verem ya da verem menenjitine neden olur.

Birincil enfeksiyonun iyileşmesinden bir süre sonra vücut direncinin düşmesiyle ortaya çıkan akciğer veremi genellikle genç erişkinlerde olmak üzere hemen her yaşta görülür. Hastalığın başlangıcında genellikle yalnız halsizlik, kilo kaybı ve öksürük gibi belirtiler görülür. Hastanın genel durumu giderek kötüleşir, öksürük artar, aşırı terleme başlar; akciğer zarlarının arasında sıvı birikmesi nedeniyle göğüs ağrısı görülür. İçinde verem basilini de barındıran akciğer lezyonlarının yayılarak bir bronş ya da kan damarının içine girmesiyle hastanın balgamında kan çıkar. Hastalık akciğerde bütün organı saracak biçimde yayılabilir, geniş alanlarda doku yıkımına ve oyukların (kavern) oluşmasına neden olur. Hasta tedavi görmezse solunum sırasında gaz değiştokuşu için gerekli akciğer dokusu alanı azalır ve solunum yetmezliği gelişir. Enfeksiyon kimi zaman başta lenf düğümleri, kemik ve eklemler, beyin zarları deri ve böbrekler olmak üzere başka organlara da yayılır. Veremde tanı balgam ya da beyin-omurilik sıvısı gibi etkilenen organlara ilişkin salgı ve sıvılarda verem basilinin saptanmasıyla konur. Radyolojik incelemede akciğerlerde hastalığa özgü gölgeler görülür. Tüberkülin testi(*) adı verilen bir deyi testiyle vücutta mikrop olup olmadığı ya da kişinin enfeksiyon geçirdikten sonra bağışıklık kazanıp kazanmadığı anlaşılır.
Veremden korunmada temel ilke yaşam ortamı ve beslenme koşullarının düzeltilmesi, enfeksiyonu taşıyan hastaların erken dönemde belirlenip uygun biçimde tedavi edilmeleridir. BCG aşısı olarak bilinen verem aşısı zayıflatılmış verem basili içerir; deriye şırınga edildikten sonra yerel bir tepkimeye yol açar ve hastalığa karşı bağışıklık sağlar. Bununla birlikte kişiyi birincil enfeksiyondan korumaz; yalnızca verem menenjiti gibi ağır komplikasyonların gelişmesini önler. Beş yıl süreyle bağışıklık sağlayan aşının küçük çocuklarda kullanılması, gelişmekte olan ülkelerde hastalığın denetim altına alınmasını sağlamışsa da, veremin tümüyle yok edilmesi için enfeksiyonla karşılaşmanın önlenmesi gerekir. Bunun için de hastaların hızla tedavi edilmesi ve hastalığın bulaşıcı olduğu dönemde tecrit edilmeleri gerekir.

Tedavinin temelinde genel bakım, iyi beslenme ve bol bol dinlenme vardır. Verem tedavisinde ilk kullanılan ilaçlar streptomisin, izoniyazit ve para-aminosalisilik asittir; daha sonra etambütol, rifampisin, tiyaseta-zon ve pirazinamit geliştirilmiştir. Tedavide karşılaşılan en önemli sorunlardan biri mikroorganizmanın ilaçlardan bazılarına karşı direnç kazanmasıdır. Bunu önlemek amacıyla genellikle birkaç ilaç birlikte ve farklı bileşimler halinde verilir. Tedavi başladıktan iki hafta sonra hastalığın bulaşma özelliği ortadan kalkar; bununla birlikte tümüyle iyileşmenin sağlanması için tedavinin en az birkaç ay sürmesi gerekir. Eskiden verem tedavisinde öncelikle uygulanan cerrahi girişimler, etkili antibiyotiklerin geliştirilmesiyle uygulanmamaya başlamıştır.

Türkiye’de verem. Türkiye’de veremle mücadele uzun süre gönüllü kuruluşlarca yürütüldü. Bunlardan ilki 1918’de İstanbul’da Besim Ömer Paşa tarafından kurulan ve 1920’de İstanbul’un işgali üzerine çalışmalarına son vermek zorunda kalan Veremle Mücadele Osmanlı Cemiyeti idi.

Cumhuriyet’in ilk yıllarında Anadolu’nun birkaç yerinde verem savaş dernekleri kuruldu. Bunların başlıcaları 1923’te İzmir ve Balıkesir’de, 1927’de İstanbul’da, 1944’te Samsun ve Denizli’de kurulan verem savaş dernekleri idi. Bu arada 1923’te İstanbul’da ilk verem savaş dispanseri açılmış, 1924’te Heybeliada Sanatoryumu çalışmaya başlamıştı. 1930’da verem savaşını zorunlu kılan Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’nun kabulü sonucu bakanlık tarafından Ankara ve Bur-sa’da birer verem savaş dispanseri açıldı. 1931’de Evlenme Muayenesi Hakkında Nizamname ile açık veremlilerin evlenmeleri yasaklandı. 1932’de verem savaş kuruluşları bakanlık denetimine alındı.

II. Dünya Savaşı sırasında yaşam koşulla-nnın kötüleşmesiyle veremin yaygınlaşması üzerine bakanlıkta ülke çapında bir örgütleme amacıyla bir komisyon kuruldu. 1945’te toplanan komisyonun çalışmalarıyla veremle mücadelede yeni bir döneme girildi. Verem savaş derneklerinin kurulması teşvik edilerek sayılan üç yıl içinde 48’e ulaştırıldı. 1948’de Tevfik Sağlam’ın öncülüğünde Türkiye Ulusal Verem Savaş Derneği kuruldu. 1949’da Verem Danışma Komisyonu toplandı. Komisyonun 1960’taki toplantısında, çalışmalarda eğitim, koruma, erken tanı ve tedavi ile sosyal yardım olmak üzere beş ilke saptandı; kırsal bölgelerdeki mücadeleyi yaygınlaştırmak amacıyla Gezici Röntgen Verem Tarama Ekipleri kuruldu. 1952-72 arasındaki BCG kampanyaları boyunca nüfusun yüzde 90’ından fazlası taranarak aşılandı. Bu çalışmalar sonucu 1945’te 100 binde 262 olan veremden ölüm oranı 1970’te 100 binde 20’ye düştü.

Ne var ki verem savaşında kazanılan bu başarı sürdürülemedi. Göğüs hastalıkları ve kemik hastaneleri ile göğüs cerrahisi merkezleri gibi verem konusunda uzmanlaşmış kurumlarda bulunan ve sayıları 13 bine ulaşan yatakların bir bölümünün başka amaçlarla kullanılmaya başlanmış olması, denetimsiz nüfus artışı, köyden kente göçün ve işsizliğin beslenme ve barınmayı olumsuz yönde etkilemesi hastalığın yeniden yaygınlaşmasında rol oynadı.

Yorum yazın