Selçuklu Devletinde Hastaneler

Selçuklu Devletinde Hastaneler

Selçukluların 1055’te Doğu İslam dünyasının hakimi ve koruyucusu olarak Çin ve Hindistan’dan Akdeniz’e yayılmalarının sadece Türk-İslam tarihi için değil Avrupa tarihi için de bir dönüm noktası teşkil ettiği, ancak son zamanlarda yapılan araştırmaların ışığında anlaşılmağa başlanmıştır. Avrupa’da Rönesans devrinin doğmasında Türklerin oynadığı rol etraflıca incelendiğinde Selçukluları Avrupa kültürünü, özellikle Avrupa tıbbını, hastanelerini ve üniversite kuruluşlarını ne kadar çok etkiledikleri daha bir belirli şekilde ortaya çıkacaktır. ( İslam Ansiklopedisi, 1991)

Bazı kaynaklarda belirtildiğine göre ilk Selçuklu hastanesi ve tıp medresesi Alparslan’ın (1063-1072) veziri Nizamülmülk tarafından Nişabur’da kurulmuştur. ( İslam Ansiklopedisi, 1991)

Ne yazık ki bu ilk Selçuklu hastanesi de Karahanlı Hükümdarı Tamgaç Buğra Han tarafından Semerkant’ta tesis edilen hastane ve Biruni’nin Kitabü’s- Saydele adlı eserinde zikrettiği Gazneliler döneminde Gazne’de bulunan hastane gibi bugün ortadan kalkmıştır. ( İslam Ansiklopedisi, 1991)

Çeşitli hastalıkların tedavisi için birçok hamam ve kaplıcaların kurulduğu Anadolu’daki esas Selçuklu hastanelerini eski kaynaklardan elde edilen bilgilerin ışığında şu dört sınıfa ayırarak incelemek mümkündür. ( İslam Ansiklopedisi, 1991)

1-Seyyar Hastaneler

Selçuklu Sultanı Melikşah’ın ordusunda, hekimlerle hastaların ve alet edevatın 100 ile taşındığı bir seyyar hastane vardı. Sultan Mahmut’un ordusunda da 40 deve ile taşınan bir seyyar hastanesi bulunmaktaydı. Bu gelenek daha sonraları Memluk sultanları tarafından devam ettirilmiştir. ( İslam Ansiklopedisi, 1991)

2.Kervansaray Hastaneleri

Selçuklu İmparatorluğu’nun her yöresinde olan, özellikle Anadolu’da kurulmuş olan kervansaraylarda, hastalanan yolcular için birer bimaristan bulunduğu Kal kaşendi tarafından belirtilmektedir. ( İslam Ansiklopedisi, 1991)

3. Saray Hastaneleri

Kirman Selçuklularından I. Turan Şah’ın (1085-1097) başşehri Berdesir’in dışında bir saray ile onun güneyinde bir cami ve hepsi birbirine bitişik olmak üzere bimaristan, medrese, han kah, hamam ve ribattan bir yapı kompleksini 1085’te inşa ettiği bilinmektedir. turan Şah’ın kurmuş olduğu bu hastane saray mensupları ve saray muhafızları kullanımında idi. Daha sonra bu şehirde,şehrin dışında , kendisi için medrese, ribat, mescit ve bimaristan yaptırmıştır. Selahaddin-i Eyyubi’de Kahire’yi fethettiğinde oradaki Fatımi sarayının bir bölümünde de bir hastane kurmuştu. Selçuklu saray hastane geleneği Osmanlılara ve Moğollar döneminde de Çin’e kadar tesir etmiştir. ( İslam Ansiklopedisi, 1991)
4. Halkın Sağlığını Ve Tıp Eğitimi İçin Kurulan Genel Hastane Niteliğindeki Bimaristanlar

Mardin Hastanesi (1108):

Artık oğullarından Necmeddin Gazi tarafından yaptırılmıştır. Cami, hamam, medrese, ve hastaneden oluşan bir yapı kompleksidir. Maristan denilen hastane kısmı günümüze kadar ulaşmamıştır.XIX. asır başlarına kadar faaliyet göstermiştir. Bu bimaristan zamanın en meşhur hastanelerinden biridir. ( Bolak, 1950 )

Gökbörü Hastanesi (1132):

Musul’da Ebu Sait Gökbörü tarafından yaptırılmıştır. Bu yapı kompleksi hastane, cami, hamam, medrese, dul kadınlar için binalardan oluşmaktaydı. (İslam Ansiklopedisi, 1991)

Nureddin Hastanesi (1154):

Atabek Nureddin Zengi tarafından Şam’da yaptırmıştır. Haçlı seferleri sırasında esir düşen bir Frank kralının fidyesi önemli bir kısmını finanse etmiştir. İslam dünyasında Bimaristan-ı Azam olarak bilinmekteydi. ( İslam Ansiklopedisi, 1991)

Şekil 4’te görüldüğü gibi; Orta Asya Türk evleri ve Selçuklu medreseleri gibi bir iç avlu etrafında kurulmuş dört eyvanlı olup orijinal hali ile günümüze kadar gelen en eski Selçuklu eseridir. ( İslam Ansiklopedisi, 1991)

Şekil 4. Nurettin Bimaristanın Planı.
Kaynak : ………………,1991 İslam Ansiklopedisi, Diyanet Vakfı, Ankara

XIX. asır ortalarına kadar görevini ifa etmiş, Mithat Paşa Suriye’de iken bir Guruba hastanesi meydana getirmiş, bu hastanenin idaresine lüzumlu parayı hastane vakfından temin etmiştir. ( İslam Ansiklopedisi, 1991)

Maristan-i Atik Hastanesi (1172):

Nurettin Şehit tarafından Halep’te yaptırılmıştır. Şekil 5’te görüldüğü gibi burasının yalnız Selçuklu binalarına has büyük bir yapıdır. ( Bolak, 1950 )

Metalinin sol tarafında Memluklulara mahsus pencere Sultan Baybars zamanından kalmadır. Bulunabilen esas kapısına ait resimlerde kapının nispetini vermektedir. Bunlardan başka Trablusşam’da Nurettin Bimarhanesi ve vakıfları mevcuttur. ( İslam Ansiklopedisi, 1991)

Şekil 5. Maristan-ı Atik Yapısının Giriş Kapısının Görünüş. ( Bolak, 1950 )
Kaynak : Bolak, Orha., 1950, Hastanelerimiz , İstanbul Yayınevi, İstanbul, s.37

Selahattin Eyyubi Hastanesi (1187):

Kudüs’te ve Kahire’de hastane yaptırmıştır.1171’de El aziz Billah 971’de yaptırmış olduğu Fatımilerin sarayının bir bölümünü hastane olarak düzenlemiştir. ( Bolak, 1950 )

Kaymeri Hastanesi (1248):

Şam’da yaptırılmıştır. Başbakanlık arşivlerine dayanarak bu hastanenin 1248-1821 tarihleri arasında faaliyet gösterdiği, Şam’da Nurettin Şehit hastanesinden sonra ikinci Türk tıbbiyesidir. Bir avlu etrafında sıralanmış iki büyük, sekiz küçük oda, iki küçük, iki büyük eyvandan oluşmuş olduğu anlaşılmaktadır ve plan tertibatı Nurettin Şehit hastanesine benzemekte olup daha olgun seviyede olduğu kesindir. ( İslam Ansiklopedisi, 1991)

Kalavun Hastanesi (1284):

Kahire’de Memluklular devrinde yapılmış, Mısır, Suriye-Türk sanatının en büyük eseridir. Kölemenlerin yedinci hükümdarı Seyfettin Kalavun’dur. ( Bolak, 1950 )

Nurettin hastanesi örnek alınarak yapılmıştır. Aynı şekilde teori ve pratiğe dayalı tıp eğitimi yapılmıştır. Bu hastane 8000 kişinin yaşadığı Kutbiyye adlı bir Fatımi sarayı bazı değişiklik ve ilaveler yapılmak suretiyle Şekil 6’da görüldüğü gibi dört eyvanlı bir hastane şekline sokularak yanında yer alan bir tıp medresesi ve kendi türbesiyle birlikte külliye biçiminde kurulmuştu. ( Bolak, 1950 )

Hastaneyi hastalıklara göre ayırmışlardı. Hummalı ve ateşli hastalıklar, göz hastalıkları, yaralılar, ishalliler kısmı gibi… gene hasta kadınlar ve cüzamlılar için de ayrı yerler vardı. Fransız mimar Paskal Coste’in 1817-1826 yılları arasında planını yaptığı bu hastanenin dört eyvanlı olup bunların hacvari kesiştikleri merkezi mekanın bir kubbe ile kapalı olduğu da Evliya Çelebinin tarifinden anlaşılmaktadır. Bu hastanenin XVII. yüzyılda bile İslam dünyasının en ünlü hastane ve tıp merkezi olduğu bilinmektedir. ( İslam Ansiklopedisi, 1991)

Şekil 6. Kalavun Hastanesinin Planı.
Kaynak : Bolak, Orha., 1950, Hastanelerimiz , İstanbul Yayınevi, İstanbul, s.38

Ergün Kamili Hastanesi (1354):

Halep Atabeyi Ergün Elkamili tarafından Halep’te yaptırılmıştır. Yeni hastane olaraktan bilinmektedir. ( Bolak, 1950).
İç avlu etrafına dizili odalardan müteşekkil oldukça büyük bir müessesedir. Avluların ebat ve şekillerinin farklı oluşu ayrıldıkları hizmetlerin farklılığını göstermektedir. ( Bolak, 1950).

Şekil 7. Ergün Kamili Hastanesinin Planı.
Kaynak : Bolak, Orha., 1950, Hastanelerimiz , İstanbul Yayınevi, İstanbul, s.39

Gıyasettin Tıp Merkezi ve Gevher Nesibe Hastanesi (1205):

Selçuklu Hükümdarı I. Gıyasettin Keyhüsrev’in kız kardeşi Prenses Gevher Nesibe tarafından Kayseri’de yaptırılmıştır. Kentin Yenice Hacı İkiz mahallesindedir. ( Bolak, 1950)

Şekil 8’de görüldüğü gibi planın tetkikinden anlaşılmaktadır ki; hastane ile Tıp Medresesi yanyana olup bir geçitle birbirine bağlanmaktadır. Bu geçit her iki tarafta olup, her ikisini yapılma tarihleri arasında az bir fark vardır. ( Bolak, 1950)

Şekil 8. Gevher Nesibe Tıp Medresesinin Planı.
Kaynak : Bolak, Orha., 1950, Hastanelerimiz , İstanbul Yayınevi, İstanbul, s.50

Esasen tıp medresesini Gıyasettin Keyhusrev yaptırmıştır. Bu binalar birbirini tamamlamak üzere, iki kardeş tarafından yapılmıştır. Hastane ve Tıp medresesi Anadolu’da Türk idaresi zamanında ilk tesis olmak itibariyle önemlidir. Binanı ebatları 60mX40m’dir. Kesme taştan ve tek katlıdır. Hastane kısmı daha büyüktür. Bu tesis içerisinde Gevher Nesibe Sultanın türbesi bulunmaktadır. ( Bolak, 1950)

Yapı iki kısma ayrılmıştır. Şekil 8’ de görüldüğü gibi Gıyasiye denilen (temel bilimler) ve Şifaiye (klinik bilimleri) den oluşmaktadır. ( Bolak,1950 )
Şekil 9’da görüldüğü üzere; Şifaiye ve Gıyasiye’nin giriş kapıları güney yönüne açılmıştır. Eserin dış görünüşünde bütün ağırlık Şifaiye’nin ana portalında toplanmıştır. Selçuklu mimarisinde abidevi taç kapılı cephe görünümüne önem verilmiştir. Ön cephe kesme taşlardan yapılmıştır. Bu taç kapıyı bordürler çevirmekte, içi bitki ve geometrik şekillerle süslenmiştir. (İslam Ansiklopedisi, 1991)

Şekil 9. Gevher Nesibe Daruşşifası İle Gıyasettin Keyhüsrev Tıp Medresesi Perspektifi.
Kaynak : ………………,1991 İslam Ansiklopedisi, Diyanet Vakfı, Ankara

I. Keykavus Hastanesi (1217):

Sivas’ta hükümet konağı civarında medreseler sokağında Darülhadis denen çifte minarenin karşısındadır. Hem hastane hem de tıp tedris edilen bir müessesedir. Ancak 1768’de harap olmasına mani olmak için fermanla medreseye çevrilmiştir. 1916 yılına kadar eğitimine devam etmiştir. ( Bolak, 1950)

Şekil 10’da görüldüğü gibi binanın planı müstakil şeklinde olup ortası avlu şeklindedir. Diğer hastanelerden farklı olarak methal uzun ve iki tarafında da kapı olup karanlıktır. Avluyu çevreleyen revakları taşıyan kemerlerin açıklıkların ortadan kenarlara doğru küçüldüğü gibi anahtar seviyeleri de düşer. Çift merkezli sivri kemerleri sarih olarak görülmektedir. ( Bolak, 1950)

Şekil 10. Keykavus Hastanesin Avlusu.
Kaynak : Bolak, Orhan., 1950, Hastanelerimiz , İstanbul Yayınevi, İstanbul, s.51

Hastanenin sol tarafında A. Gabriel’in rölevesinde görülmeyip,daha sonra yapılan araştırmalar sonucunda ortaya çıkan üstü kemerli geçit vardır ki bu, bugün mevcut olmayan tıp medresesinin bir kısım temelleri bulunmuştur. ( Bolak, 1950)

Şekil 11’de görüldüğü gibi Anadolu’daki Selçuklu hastanelerinin en büyüğü olup 48X68 m ebadındadır. İç avlu 22X32 m’dir. Sağdaki odaların ortasındaki İzzettin Keykavus’un türbesidir. İçi çinilerle süslenmiştir. Methali sırlı tuğla ve çini mozaiklerle süslüdür.esas kapını halı süslenmesine rağmen geniş satıhlardan meydana gelmesinden dolayı sadelik ve asaleti ortaya çıkaramamaktadır. ( Bolak, 1950)

Şekil 11. Keykavus Hastanesinin Planı.
Kaynak : Bolak, Orhan., 1950, Hastanelerimiz , İstanbul Yayınevi, İstanbul, s.52

Divriği Hastanesi (1226):

Mengüçek hanedanından Ahmet Şah’ın eşi Melik Turan tarafından Ulu Cami mimarı Ahlatlı Hürrem Şah’a inşa ettirilmiştir. ( Bolak, 1950)

Cami ile beraber kente bakan cephesi 65 m’ yi aşan hastane soğuk iklimlere mahsus bir kapalılık arz etmektedir. Binanın cümle kapısının yan nişinde mevcut kadın ve erkek siluetleri İslam aleminde rastlanmayan bir hususiyet arz etmektedir. ( Bolak, 1950)

Şekil 12’den görüldüğü üzere hastanın güney ve batı cepheleri iki katlı olup alt katta 4 küçük, 3 büyük oda, 3 eyvan ve üstü örtülü yalnız merkezi kısmı açık revaklı bir avludan ibarettir. Üst katta cepheyi baştan başa kaplayan aynı zamanda içeri ve dışarı pencereleri bulunan büyük bir salon, 20 oda ve koridordan ibarettir. Türbeden hastaneye açılan kemeri konstrüktiftir. . ( Bolak, 1950)

Şekil 12. Divriği Daruşşifası Planı.
Kaynak : Bolak, Orhan., 1950, Hastanelerimiz , İstanbul Yayınevi, İstanbul, s.55
Amasya Hastanesi (1308):

Cengiz İmparatorluğu’nun son devirlerinde İlhanlılardan Olcayto Sultan Mehmet Huda bende zamanında yaptırılmıştır. Hastane Amasya’nın Yakut iye mahallesinde ve cadde üzerindedir. ( Bolak, 1950)

Şekil 13’de görüldüğü gibi dışı ve içi kesme taş olan bir yapıdır. 42.5X42.7 m ebadındadır. Bir eyvandan iki tarafı üçer dairevi maktalı direk üzerine oturan sivri kemerlerin taşıdığı çatıyla örtülü revakla çevrili iç avluya ve revaklar altından 6 büyük salon ve iki küçük odaya girilir. Oda kapıları etrafında söve yoktur. ( Bolak, 1950)

Şekil 13. Amasya Daruşşifası Planı.
Kaynak : Bolak, Orhan., 1950, Hastanelerimiz , İstanbul Yayınevi, İstanbul, s.56

Şekil 14’te görüldüğü gibi dış kapısı çok gösterişlidir. Bu hastanenin diğer özelliği ise Selçuklulardan sonra tıp eğitiminin İlhanlılardan sonra Osmanlılarda devam ettiğinin en güzel örneğinin kabul edilmesidir. ( Bolak, 1950)

Şekil 14. Amasya Daruşşifası Giriş Cephesi.
Kaynak : Bolak, Orhan., 1950, Hastanelerimiz , İstanbul Yayınevi, İstanbul, s.57

Selçuklular sadece bimaristan yapmakla kalmamış Anadolu’nun çeşitli yerlerine akıl hastalarını tedavisi için müesseselerle, cüzamlıların tecrit edilerek bakıldığı veya cüzzamhane denilen hastanelerde kurulmuş ve bunlardan Anadolu’da bulunan Osmanlılar tarafından yakın zamanlara kadar işletilmiştir. Afyon’da Karacaahmet türbesi, Burdur Onacık’taki Melek Dede Türbesi, Erzurum’da Deli Baba türbesi bunlardandır. Cüzamlılar için Kayseri, Sivas, Kastamonu ve Tokat’ta hastanelerin olduğu Başbakanlık arşivlerindeki belgelerden anlaşılmaktadır. ( Bolak, 1950)

Selçuklu Bimaristanlarının Menşei, Avrupa Ve Doğu Asya Hastane
Yapılarında Görülen Selçuklu Tesirleri

Günümüze orijinal halleriyle ulaşan Şam’daki Nurettin ve 1248 yılında inşa edilen Kaymeri hastaneleriyle Kayseri’deki Gevher Nesibe hastanesi ve Tıp Medresesi’ndeki göze çarpan ortak mimarlık karakter, bir iç avlu etrafında guruplaşmış çift eksenli tertip ile dört eyvanlı oluşlarıdır. ( İslam Ansiklopedisi, 1991)

İlk Selçuklu medrese ve hastanesinin Alparslan zamanında Nişabur’da kurulduğu göz önünde tutulduğunda Selçuklu hastane ve medrese yapılarının aynı kaynaktan ve aynı kültür bölgesinden geldiği ortaya çıkmaktadır. A. Godard dört eyvanlı medrese,cami ve kervansarayların menşeini Horasan’da Bamiyan’da bulunan, XI.yüzyılda yapılmış Terken Hatun’un sarayı olduğu anlaşılan dört eyvanlı ev tipinde aramaktadır. Ayrıca Orta Asya ‘da yapılan kazılarda haç şeklinde ve ortadaki avlusu kubbe ile örtülü ev tiplerine rastlanması, merkezi kubbeli dört eyvanlı medrese ve hastane tipinin menşeinin bu evlerde aranması gerektiğini göstermektedir. ( İslam Ansiklopedisi, 1991)

1154’te Şam’da Nurettin Zengi’nin kurduğu ve bugün hala ayakta duran Nurettin Hastanesi gibi bu tip dört eyvanlı yapıların menşeini, M.Ö 150 yıllarında Mezopotamya’da Asur’da tesis edilen Partılar dönemine ait sarayda aramak yerine yine Orta Asya’da ev ve saraylarında aramanın daha doğru olacağını, son yıllarda Orta Asya’da yapılan arkeolojik araştırmalar sonucunda M.Ö V-IV. yüzyıllara ait Kalalı-Gir sarayının böyle dört eyvanlı oluşu ispat etmektedir. Bu yapı tipi VII ve VII. yüzyıllarda yapıldığı tahmin edilen Açina Tepedeki Budist Manastırı’nda da görülmüştür. ( İslam Ansiklopedisi, 1991)

Diğer taraftan çift eksenli dört eyvanlı ve bu eyvanların kesiştiği merkezi mekanı bir kubbe ile kapalı medrese ve hastane yapılarının menşeini de Orta Asya’da aranması gerekmektedir. Zira milattan önce V ve VI. yüzyıllarda inşa edilen Babiş Mulla II anıt-mezarında mezarı, yine Orta Asya’da VIII ve IX yüzyıllarda Tirmiz’de yapılan Kırgız sarayları, Divriği’de Turan Melik hastanesi, Kahire’deki Kal avun Hastanesi, 1457’de Milano’da inşasına başlanan Maggoire Hastanesi’nin ve hatta Bramete’nin ideal planına göre inşa edilen St. Peder kilisesi gibi Rönesans’ın mimari şaheserlerinin bile menşeini teşkil edecek karakterdedir. ( İslam Ansiklopedisi, 1991)

Selçuklu hastanelerinin Avrupa’da Rönesans hastanelerine dört eyvanlı plan bakımından değil çok belirgin bir şekilde konstrüksiyon iç süslemeler bakımından da olmuştur. Mesela İspanya-Fransa sınırında bulunan Hospital Saint-Blaise’in kubbe konstrüksiyonu Turan Melik hastanesinin bir kopyası gibidir. Nurettin Zengi hastanesinde bulunan zambak motifinin aynısı 1489’da Rodos’ta inşa edilen hastanenin hasta yatak bölümünde rastlanmıştır.ayrıca bu hastanenin planı Gök medrese hastanesine benzemesi dikkat çekici bir durumdur. ( İslam Ansiklopedisi, 1991)

Selçuklu hastanelerinin etkisi sadece Avrupa’yla sınırlı kalmamış; Yakındoğu’nun tamamında, Uzakdoğu’ya kadar yayılmışlardır. Bunda İlhanlılar döneminden beri itibaren Selçuklu hastanelerini örnek alarak Amasya, Sivas, Tebriz, Hemedan, Sultaniye, Şiraz ve Bağdat gibi birçok şehirde hastaneler açan Moğolların büyük rolü olmuştur.( İslam Ansiklopedisi, 1991)

Selçuklu hastanelerinin Doğu Asya’da etkili olmasını sağlayan hükümdar Timur’dur. Ayrıca Kubilay han zamanında (1259-1294) Çin’de, Türkistan ve İran’daki Selçuklu hastanelerinde tarzında üç tane hastanenin tesis edildiği bilinmektedir.bu hastaneler Ciandu’da yazlık sarayında, diğeri de Ta-tu (Pekin)’daydı. Bu hastaneler 1292 ‘ye kadar Müslümanları idaresi altında kalmışlardı. Üçüncüsü ve en büyüğü Kuang-Hui-Sze adıyla Selçuklu hastaneleri şeklinde yapılan Pekin’deki saray hastanesiydi. ( İslam Ansiklopedisi, 1991)

Yorum yazın