Şeker Hastalığı Belirtileri ve Tedavisi

Şeker Hastalığı Belirtileri ve Tedavisi

Şeker hastalığı günümüzde milyonlarca kişinin sorunu olmuştur. Amerika’da 6 milyon, İngiltere’ de 1.200.000’in üzerinde şeker hastası olduğu sanılmaktadır. En yaygın hastalıklardan biri olan şeker hastalığı, doğumdan sonra rastlanan körlüğün başlıca nedenlerinden biridir ve şeker hastaları normal kişilere oranla, 17 kez daha çok, böbrek sorunları ile karşı karşıyadırlar.
Şeker hastalığı bulunan bir kimseye şeker hastası denmesi şeker hastalığının, kişinin tümünü etkisi altına aldığını anlatmaya yeter. Bu böyle bir bozukluktur ki, vücudun metabolizmasını ve özellikle karbonhidrat metabolizmasını etkiler. Metabolizma, vücut hücrelerindeki tüm kimyasal işlemleri içine alan, genel bir kavramdır. Karbonhidrat metabolizması, hücrelerin karbonhidratları ne biçimde kullandıklarını tanımlar. En önemli karbonhidrat glikozdur. Glikoz, vücudun, ekmek, pasta ve patates gibi yiyeceklerden sağladığı bir şekerdir. Hücreler, glikozu, metabolize ederek, işlerini görmek üzere gerekli olan enerjiyi sağlarlar.

Şeker Hastalığı Belirtileri

Şeker hastalığı, insülin üretimi ile ilgili bir düzensizlikten ötürü karbonhidrat metabolizmasını etkiler. İnsülin, pankreastaki beta hücreleri tarafından meydana getirilen bir hormondur. İnsüli- nin görevi, glikozun kandan ayrılarak, hücrelere girmesine yardımcı olmaktır. Şeker hastalığı olan çocuklarda, hiç insülin oluşmaz. Buna “gençlik şeker hastalığı” denir. Daha ileri yaşlarda görülen yetişkinlerdeki şeker hastalığında, meydana gelen insülin gerek miktar, gerekse etkinlik bakımından yetersizdir. Yeterli miktarda, ya da hiç insülin yoksa glikoz kanda kalır. Bunun sonucunda hücreler, enerjiden yoksun kalırlar. Bu da şeker hastası olan bir kişiyi zayıf düşürür. Şeker hastası yediği besinlerden glikoz almasına karşın, hücreler bu glikozu alamamaktadır. Glikoz vücut tarafından ne kullanılabilmekte, ne de depo edilebilmektedir.
Böbrekler, kanı bu fazla glikozdan temizlemek için, bunu idrar yolu ile atarlar. Glikozun dışarı atılması için, böbreklerin bunu fazla miktarda su ile sulandırması gerekir. Bu da şeker hastasının sık sık idrara çıkmasına neden olur. İdrar ile yitirilen su nedeniyle de hasta çok kusar.
Daha sonra hücreler beyni uyararak, glikoz gereksinimini bildirirler. Bu uyarılar kişiye açlık duygusu verir. Hücreler kısa zamanda, kişinin çok yemesine karşın yine de glikozun kullanılamadığını, bu nedenle başka enerji kaynaklarının kullanıldığını farkederler. Yağ birikintileri ve protein depoları, enerji sağlamak üzere kullanılır. Bu da kişinin, kilo vermesine ve yorgunluk duymasına neden olur. Yağ birikintileri çözülürken, kana, keton adlı asitten oluşan bazı maddeler karışır. Bu da kanın çok fazla asitli olmasına neden olur. Şeker hastası olan bir kişinin kanında fazla miktarda şeker ve asit vardır. Bir yerde, bu kan, enfeksiyona karşı savaşan alyuvarların içine karışır. Bu yüzden de şeker hastasının genellikle, geç-iyileşen enfeksiyonlar sorunu vardır.
Anormal susama, sık idrara çıkma ve anormal açlık duygusu hemen hemen her zaman, şeker hastalığı belirtileridir. Güçsüzlük duygusu, kilo kaybı ve geç iyileşen enfeksiyonlar da bazen şeker hastalığı belirtisi olabilir. Şeker hastalığının tanınması için, doktorlar, kanda ve idrarda bulunan glikoz miktarını gösteren testlerden yararlanırlar.
Şeker hastalığının nedeni bilinmemektedir. Kalıtsal olduğuna inanılmaktadır. Bu düşüncenin dayandığı gerçek, anne baba ya da akrabalarında, şeker hastalığı olan kişilerde, hastalığa büyük ölçüde rastlanmasıdır.Şeker hastalığının tam olarak nasıl devralındığı bilinmemektedir. Genetik etkenlerin yanı sıra, yaşlı kimselerin, şişmanların ve çok çocuk sahibi olan kadınların da şeker hastalığına tutulma olasılığı vardır.
Şeker hastalığının bu gibi grupları etkilemesi, büyük bir olasılıkla pankreastaki hücrelerin fazla çalışıp, güçsüz kalmasındandır.

Şeker Hastalığı Tedavisi
Şeker hastalığı tümüyle tedavi edilemez ama denetime alınabilir. Şeker hastalığının ana tedavisi üç etkenin dengeli uygulamasıyla oluşur: perhiz, alıştırma ve insülin. Şeker hastası, dengeli bir perhiz yapmayı öğrenir; uygun yiyecekleri, uygun ölçüde ve uygun zamanda yemek gibi. Bu perhizi uygulayarak; şeker hastası, kanda glikoz düzeyini belirli tutabilir. Beden alıştırmasının ise insüli- ne benzer bir etkisi vardır.
Alıştırma, kandaki şeker düzeyini düşürerek, insülin gereksinmesini azaltır. Tedavinin üçüncü bölümü olan insülin uygulamasına gereksinme duyulmayabilir de. Birçok şeker hastası, bu hastalıklarını, perhiz ve alıştırmalarla denetleyebiliyor. Ama birçok şeker hastası için de insülin bir hayat kurtarıcıdır. 1922 yılından önce, bir şeker hastasının ortalama yaşama süresi, tanı konulduktan sonra 5 ilâ 10 yıl arasında idi. 1922 yılında, iki Kanadalı bilim adamı, Frederick Banting ve Charles Best, bir köpek pankreasından elde edilen insülinin, şeker hastalığı tedavisinde kullanımını kolaylaştırdı. İnsülinin vücuda iğneyle verilmesi gereklidir. Ağızdan alınma durumunda, mide enzimleri tarafından etkisiz duruma getirilir.

Ayrıca, kandaki şekeri düşürmek üzere verilebilecek olan haplar da vardır. Bunlara ağızdan alınan hipoglisemikler denir.
Bunlar ya beta hücrelerini daha fazla insülin yapmak üzere harekete geçirirler ya da bir yolla, insülinin daha iyi görev yapmasını sağlarlar. Bu haplar, bünyelerinde az da olsa insülin yapabilen kişiler tarafından kullanılabilir.
Çocuk şeker hastaları, bütünüyle insüline muhtaçtırlar, çünkü vücutları kendilerine gerekli olan insülini hiç üretmez.
Şeker hastalığı denetim altına alınmazsa, ciddi sonuçlar doğurabilir. İnsülin bulunmadan önce asidoz nedeniyle ölüm olayları görülüyordu. Asidoz, kanda çok miktarda asit bulunmasıdır. Bu durum, şeker hastalarında, kanda ketonların oluşması ile başlar. Bu fazla asit, bütün vücudu etkileyerek, susama, bulantı, soluma yetmezliği ve uyku hali gibi birçok belirtiler gösterir. Asidoz, koma ve ölüme götürebilir. Bu durum şeker hastasında insülin olduğu zaman da çıkabilir ortaya. Çok fazla insülin, kandaki şeker miktarını azaltır.
Hasta çok fazla ilâç alırsa, bir öğün yemeğini kaçırırsa ya da ağır beden alıştırmaları yaparsa, bu durum meydana gelebilir. Buna insülin şoku denir. İnsülin şoku ayrıca, bitkinlik, açlık, göz kararması, anormal hareketler ya da terleme gibi başka belirtiler de gösterebilir. İnsülin şokundaki bir insan adeta sarhoş gibi görünebilir. İnsülin şoku, hastaya diabetik glikoz verilerek, düzeltilebilir.
Gerek asidoz, gerekse insülin şoku birer tıbbi acil olaydır. Şeker hastalarının karşılaştığı bazı durumlar vardır ki, bu sonuçlar düzeltilemez. Bu durumların ortaya çıkışı çok zaman alır. Her nedense, şeker hastalığı kan damarlarını etkiler. Geniş kan damarlarında, sertleşme oluşabilir. Kalbe, beyine, ya da ayaklara giden kan miktarı azalır. Bu da, kalp yetmezliğine, felce ya da ayak ve ayak parmaklarında kangrene neden olabilir. Kangren, kan gitmemesi sonucunda dokuların ölmesidir. Kangren meydana geldiği takdirde, ayaklar ve parmakların kesilmesi zorunluğu ortaya çıkar.
Küçük kan damarlarında ise, mikroanjiyopati oluşur. Mikroanjiyopati, kılcal kan damarlarının kalınlaşıp, daha sonra da tahrip olmasıyla ortaya çıkar. Bu duruma yalnız şeker hastalığında rastlanır. Bunun, şeker hastalığı genine bağlı olduğu sanılmaktadır. Göz ve böbreklerdeki kılcal kan damarları çok ciddi biçimde etkilenirler. Eğer bu damarlar tahrip olursa, körlük ve böbrek hastalığı meydana gelir.
Doktorlar, şeker hastalığının, arteroskleroz (damar sertliği) ve mikroanjiyopatiyi (kılcal damar tıkanması), ne biçimde oluşturduğunu kesinlikle bilememektedirler. Yalnız şu var: Denetlenebildiği takdirde şeker hastalığının ağır sonuçları önlenebilmekte ya da hiç olmazsa geciktirilebilmektedir.
Çok ilginçtir ki, iyi denetlenebilen bir şeker hastası, çoğu kez, şeker hastası olmayan bir kişiden daha sağlıklıdır. Çünkü, şeker hastası iyi yemek yer, gerekli ölçüde hareketler yapar ve düzenli olarak doktora gider.

Yorum yazın