Kolera Hastalığı Nedir

Kolera Hastalığı Nedir – Kolera Hastalığı Belirtileri Hakkında Bilgiler

KOLERA, tehlikeli bulaşıcı hastalıklardan biridir. Kısa zamanda yayılarak salgın halini almak tehlikesini gösterir.
Kolera Milâttan önceki çağlardan beri bilinen bir hastalıktır. Tarihte birçok kolera salgınları vardır. Bunların çoğu Asya’dan özellikle Hindistan’dan başlamış, bütün dün yayı kaplamıştır.
Kolera mikrobunu ünlü Alman hekimi Robert Koch, 1888’de Mısır’daki bir salgın sırasında bulmuştur. Bu, virgül biçiminde kıvrık, çok hareketli bir mikroptur. Onun için, “kolera vibriyonu” ya da “koma (vir gül) basili” diye anılır.
Kolera mikrobu dış etkilere karşı dayanıklı değildir, kaynama derecesindeki sıcak-, lığa pek dayanamaz; yalnız, organik maddeler bulunan sularda, başka mikroplar olmamak şartıyla, aylarca yaşayabilir. Bundan dolayı, mikroplar pis sularla, pişirilmeden yenen sebzelerle, yemişlerle insanlara bulaşır. Kara sinekler bunları taşımakta büyük rol oynarlar.
Kolera mikrobu ekşiden hiç hoşlanmaz. Onun için, ağız yolundan giren mikrobu midenin ekşi suyu öldürmeye yeter. Yalnız, mideye birdenbire, çok sayıda mikrop girerse, ya da mide, barsak salgılarında bozukluk olursa, mikroplar barsaklarda yerleşir, 1 – 5 gün içinde hastalık başlar. Buna “Kuluçka dönemi” denir. Şiddetli bir kusma, ishal görülür. Bazan dizanteri gibi, bazan da pirinç suyu niteliğindeki ishalin sonunda su kaybı, daha başka maddelerin kaybı birden çökertir. Hastanın dışkısında, kusmukta mikroplar bulunabilir.
“Kolera notras” denilen, şiddetli ishaller yapan bir hastalık daha vardır ki, koli basillerinden olur.
Koleranın Belirtileri
Koleranın başlıca 6 belirtisi vardır:
1. — Sürgün (ishal);
2. — Kusma;
3. — Vücuttan su kaybolması, şiddetli susama;
4.— Kasların çekilmesi (kramplar);
5. — İdrarın azalması;
6. — Şiddetli zayıflama, vücut ısısının düşmesi.
Sürgün başlangıçta hafif olabilir ki buna haberci sürgün” denir. Sonra kusmalar başlar, gittikçe sıklaşır, hasta bitkin düşer. Sürgünle, kusmalarla vücuttan kaybolan su yüzünden, dudaklar kurur, dil’paslanır. Bu sırada, ayaklardan, koldan başlamak üzere, kaslarda şiddetli çekilmeler, kasılmalar (kramplar) görülür. Hastanın durumu gittikçe kötüleşir. Bu hastalıkta en büyük tehlike etkeni olan su kaybı yanında, biraz da toksinlerin etkisi ölümleri çok artırır. Eskiden bunu bilmeyenler, ishal var diye su bile vermezlerdi.
Hastalığın bu döneminde, vücuttan özellikle su kaybolması yüzenden kan koyulaşmış, kalp, dolaşım ağır bozukluğa uğramıştır. Nabzın kuvveti azalır, atış sayısı artar. Ateş koltuk altında düşük, makatta biraz yüksektir. Gene su kaybı yüzünden böbreklerde de bozukluk başgösterir, idrar azalır, büsbütün bile kesilebilir.
Bu, örneklik bir kolera durumudur. Çok şiddetli geçer, kısa zamanda ölümle sonuçlanan koleralar olduğu gibi, hastalığı hafif mide, barsak bozukluklarıyla ayakta geçirenler de vardır. Kolera daha başka hastalıklara da yol açabilir. Menenjit, sarılıklı karaciğer İltihabı, zatürree, deride, parmak uçlarında kangren bunların başında gelir.
Tedavi ve Korunma
Kolera tedavisinde, her şeyden önce, vücuttan kaybolan suyu yerine koymaya çalışılır. Bunun için hastaya su ikmali yapılır, “fizyolojik tuzlu su” şırınga edilir, gerekirse kan, ya da plâzma nakli yapılır. Ayrıca, kusmayı, sürgünü önleyici, kalbi kuvvetlendirici ilaçlar verilir. Doğrudan doğruya hastalık mikroplarıyla savaşmak İçin de “sülfamltli”, “streptomisinll” vb. İlaçlar, öteki antibiyotikler kullanılır. Korunmada ilaç tedavisi etkilidir.
Ayrıca, Koleradan korunmak için, her şeyden önce, temizliğe çok dikkat etmelidir. Salgın sırasında hastaların, portörlerin (mikrop taşıyıcıların) ayrılması, tedaviye alınması, eve girip çıkmanın yasaklanması, salgın halinde ise karantina tedbirleri şarttır. Kolera sağlık makamlarına haber verilmesi mecburi en önemli bir bulaşıcı hastalıktır. içilecek, kullanılacak sular, yenilecek meyveler, sebzeler kaynatılarak mikropları öldürülmelidir. Ayrıca, abur-cubur yi-‘ yerek mideyi bozmaktan kaçınmalı, karbonat gibi, midenin ekşiliğini gideren kalevi maddeler almamalıdır.
Bunlardan başka, koleraya karşı yeterli olmasa da bir korunma çaresi “kolera aşısı” dır. Bu aşı sayesinde 6 ay – 1 yıl koleraya karşı bağışıklık kazanılabilir. Aşı İle birlikte koruyucu sağlık tedbirlerini almak da en önde gelen şartlardan biridir.
50 yıldır yurdumuza sokulmamış olan kolera, tropikal ülkelerle, koleralı bölgelerle olan ulaşım kolaylığı yüzünden, 1969-70 yıllarında Türkiye’de de patlak vermişti. “Eltor” cinsi kolera olan bu salgın büyük korku yaratmış, günümüzün imkânları, Türk hekimlerinin, sağlık personelinin fedakârlıkla çalışması sayesinde Türkiye bu salgında dünyanın hemen en az ölüm veren ülkesi olarak, badireyi atlatmıştır, örneğin, gerek eskiden, gerek bugün bir kısım ülkelerde % 5 – % 50 ölüm vakası varken, bizde birçok hastanelerde yatırılan hastaların hepsi kurtarılmıştır.

Yorum yazın