Kişilik Tipleri

Kişilik Tipleri

Her bireyin tek olmasına ve bazı temel noktalarda hiç kimseye benzememesine karşın, insanlar fizik, kişilik, huy ve kolayca yakalandıkları hastalıklar bakımından birbirlerine benzerler. Çok eski çağlardan beri insanları bu benzerlikler temel alınarak, gruplara ayırıp sınıflandırmak konusunda çabalar gösterilmiştir.

Dört Sıvı ve Çağdaş Uyarlamalar

Yüzyıllar boyu, insanları sınıflandırma yöntemleri arasında en yaygın olarak kabul edileni. Yunan tıp adamı Galenos’un (MS. 130-201) ileri sürdüğü «sıvısal» kuram olmuştur . Galenos’a göre dört değişik tür insan huyu vardır; iyimser, soğukkanlı, sinirli ve melankolik. Bunların her biri, bedende bulunan dört sıvıdan herhangi birinin üstünlüğü sonucu ortaya çıkmaktadır. Eğer kan üstünse kişi iyimser bir huya sahip olmakta; eğer balgam üstünse, soğukkanlı; sarı safra üstünse, sinirli; kara safra üstünse melankolik (bugünlerde bunalımlı denilen) bir huy edinmekteydi.
İnsan huyuna ilişkin sıvısal kuram XIX. yüzyıla kadar gerek hekimler, gerekse kamuoyu tarafından genellikle onaylandı. Hattâ bu kurama ait «iyimser» ve «sinirli» gibi tanımlayıcı terimlere günümüzde de raslanır. Bugün artık hiç kimse kan, balgam ve safranın insan huyunu belirlemede herhangi bir rolü olduğuna ciddi olarak inanmaz; ama, gene de, son yıllarda bu kuram, her nedense, şaşırtıcı bir canlanma gösterdi. Görüşleri istatistiksel araştırmaya dayanan İngiliz ruhbilimcisi H.J. Eysenck’e (1916) göre insan kişiliği, biri dengeyi ve dengesizliği, öteki içe ve dışa dönüklüğü belirleyen iki değişik ölçü ile ölçülebilir. «İçe dönüklük» ve «dışa dönüklük» terimleri, daha önce İsviçreli ruh hekimi Cari Jung (1875-1961) tarafından yaygınlaştırılmış terimlerdir. Dışa dönüklük kişinin toplumsal yaşama katılma eğilimi ve kendi dışında ölüp bitenlerle ilgilenmesidir. İçe dönüklük ise, kişinin kendini inceleme eğilimi ve dış olaylara karşı kendi tepkileri ile ilgilenmesidir.
Eğer her iki ölçü kullanılırsa  dört grup insan tipi ortaya çıkar: dengesiz içe dönükler, dengesiz dışa dönükler, dengeli içe dönükler ve dengeli dışa dönükler. «Burada», diyor Eysenck, «dört kişilik tipi, hemen hemen tam olarak Galenos’un dört insan türüne benzemektedir. Dengesiz içe dönükler Galenos’un melankoliklerini, dengesiz dışa dönükler sinirlilerini, dengeli içe dönükler soğukkanlılarını ve dengeli dışa dönükler iyimserlerini andırmaktadır. Eysenck’in daha ileri götürdüğü araştırmalar, nevrozluların çoğunun melankolik dengesiz içe dönükler, suçluların çoğunun sinirli dengesiz dışa dönükler ve sağlıklı, yasalara saygılı yurttaşların çoğununsa va soğukkanlı yada iyimser olduğunu göstermektedir.

Bu sınıflandırma sisteminin dikkate değer yanı, eskiçağ ve ortaçağ düşünceleri ile, çağdaş bilimsel düşünce arasındaki uçurum üzerinde bir köprü kurabilmiş olmasıdır. Bununla birlikte Eysenck’in sınıflandırması Galenos’unkinden ayrılır. Galenos’un kişinin ya melankolik, ya soğukkanlı, ya sinirli yada iyimser olacağını ileri sürmesine karşılık, Eysenck bir insan aynı zamanda bunlardan ikisine birden (üçüne değil) sahip olabileceğini belirtmiştir. Sözgelimi, bir kişi, biraz dengesiz ise, içe yada dışa dönük olmasına bağlı olarak, ya melankolik sinirli; yâda tersine, soğukkanlı iyimserdir.

Eysenck’in kişilik tipleri kuramı, yoğun araştırmaya dayanmakla birlikte evrensel olarak kabul edilmiş değildir. Bunun nedeni, büyük ölçüde kişiliğin doğuştan mı geldiği ve değişmez mi olduğu, yoksa bireysel gelişmenin ve deneyin bir sonucu mu olduğu sorusunu yanıtsız bırakmasıdır. Çünkü eğer İkincisi geçerliyse, yıllar sonra değişen ortamlara bağlı olarak bir insanın kişiliğinin değişmesi olanaklı olacak, böylece bir kimseyi belirli bir tipe sokan görüsün değeri azalacaktır.

Öteki Kişilik Tipleri

Eysenck-Galenos kişilik ve huy kuramı tek değildir. Jung, Psikolojik Tipler adlı kitabında insanları sekiz grupa ayırmaktadır: dört grup içe dönükler, dört grup dışa dönükler. Her iki gruptaki dört bölüm düşünme, duygu, duyum ve sezgiyi kapsar . Bu sınıflandırmanın da değeri sınırlıdır; çünkü Jung, farkında olmadan, bilincimizin karşıtı bir tipe sahip olduğumuzu ve tam olarak bütünleşmiş yada «bireyleşmiş» insanın, tipleri aştığını savunmuştur. Freud ise, bir sınıflandırmacı değildi. Ancak bazı Freud’cular, insanları, kişiliklerine en çok benzeyen ruh hastalığına göre (ve akıl hastası olduklarında, hangi kişiliği geliştirecekleri sanılıyoesa, buna göre) sınıflandırmışlardır.
Ayrıca fiziksel yapı ve kişiliği, ruh ve beden hastalıklarına duyarlılığa bağlamaya çalışan çeşitli tıbbi çalışmalar vardır. Ne var ki, bu kuramlar da pek az destek görmüştür.

 

Sınıflandırmalara Tepkiler

Kişilerin insanın sınıflandırılmasına karşı duygusal tepkileri büyük değişiklikler gösterir. Bazıları» sınıflandırmalara hayranlık duyarken, bazıları da sınıflandırmayı ahlaksal bir suç olarak kabul ederler. Gerçekten, tutarlı herhangi bir kişilik sınıflandırması, tıp bakımından büyük pratik değer taşıyacak ve mesleki açıdan yol gösterici olacaktır. Eğer Alman Ernst Kretschmer’in (1888-1964) ileri sürdüğü gibi, sözgelimi uzun ve ince yapılı insanların bir dizi hastalıklara kolay yakalandıkları ve içe dönük oldukları; oysa kısa ve iri insanların başka türden hastalıklara kolay yakalanabilecekleri ve dışa dönük oldukları kanıtlanabilseydi, aslında doktorların görevi kuşkusuz, bugünkünden çok daha kolay olacaktı.

Etiketler: , , ,

Yorum yazın