İlk Yapay Organ

ilk yapay organlar
Eski bir Yunan efsanesine göre aşılmaz, sarp dağlar arasına hapsedilen Daidalus ve oğlu İkaros’un serüveni biyonik bilimin hem başlangıcı, hem de ilk başarısızlığı olarak gösterilir. Dimdik kayalarla çevrili yerden ancak uçmakla çıkabileceğini düşünen Daidalus kendisine ve oğluna balmumundan kanatlar yaparak kurtulmanın yolunu buldu. Ancak oğlu İkaros, babasının uyarılarına uymadı ve uçarken güneşe çok yaklaştığından kanatları eriyerek denize düşüp öldü.
Bu söylence biyoniğin başlangıcına ilişkin bir masaldır ve kuşkusuz tarihsel bir olay olarak kabul edilemez. Bize kadar gelen ilk tarihsel biyonik olayına çok eski bir kayıtta rastlıyoruz. Bundan 2600 yıl önce (İ.Ö. 600 yıllarında) Pers imparatorluğu ordusunda bir er olan Hegesistrasus adında biri o dönemde uygulanan bir çeşit falaka cezasına çarptırılmış. Falaka, bacakların ağaçtan mengeneler arasına sıkıştırılıp ayak altına sopayla vurulan bir ceza yöntemiydi. İşte cezalı er bundan kurtulmak için bacaklarını kesmiş ve sonra da kesilen yerlere tahtadan bacaklar takarak kaçıp kurtulmuş. Gerçi bu olay da bir söylence niteliği taşımakta ise de bize, ilk yapay organın kullanılmasını anlatması bakımından anlamlı bir örnek sağlamaktadır.
Gerçek anlamda ilk biyonik organ nerede ve ne zaman yapıldı? Bu soruya en yakın yanıtı i.ö. 300 yılından kalma bakır ve ağaçtan yapılmış bir bacakta buluyoruz. 1858’de İtalya’da bulunan bu Bacağa ilk biyonik organ gözüyle bakabiliriz. 15. yüzyılda büyük dahi Leonardo da Vinci uçmayı, hareketli kanatlarla sağlama yolunda bilimsel çalışmalarda bulunmuştu. Tasarısı tümüyle kuş kanatlarını örnek almıştı. Ama, ne yazık ki Leonardo’nun kanatlarıyla uçmayı kimse başaramamıştır. Denebilir ki, tarihte insan yapısı kanatla uçabilmeyi ilk başaran 17. yüzyılda yaşamış bir Türk bilgini olmuştur. Hezarfen Ahmet Çelebi adındaki bu bilgin kuş uçuşlarını uzun yıllar inceledikten sonra geliştirdiği kanatları kendine takarak Galata Kulesinden uçmaya başlamış ve Üsküdar’da Doğancılar denilen yere inmiştir.
Biyonik biliminin insana yapay organlar takma alanındaki asıl ileri adımı 18. yüzyılda A.B.D.’de hayvan kemikleri ve tahtadan takma dişler yapılmasıyla gerçekleştirilmiştir, örneğin bu ülkenin bağımsızlık savaşını yürüten başkomutan ve ilk cumhurbaşkanı George Washington’un takma dişleri tahtadan yapılmıştı.
Bundan sonra 19. yüzyılda ve 20. yüzyılın başlarında yapay organ yapımında sürekli gelişmeler görülmeye başlandı. Artık çeşitli yapay organlar, gözlükler, kulaklıklar, dişler, kırılan kemikler yerine metal ve yapay kemikler ve başka vücut parçaları aslına en uygun biçimlerde üretilebiliyordu.
Biyonik biliminin bulgularının başka alanlarda da uygulanması yaygınlaşıyordu. Örneğin, yarasaların kendi seslerinin yansımasıyla uçuş yönlerini saptamaları radar ve sonarın geliştirilmesinde bilim adamlarına örnek olmuştur. Yine bunun gibi doğada pekçok hayvanın düşmanlarından korunmak için çevrelerindeki renklerle uyum sağlama yetenekleri, askerlikteki gizleme (alalama) yöntemlerinin geliştirilmesine yol açmıştır. Çevreye uyum yöntemlerini birçok hayvan içgüdüleriyle zaten uygulamaktadır, örneğin, ahtapot tehlike anında mürekkep torbasındaki siyah sıvıyı salarak görünmemeyi sağlar. Tropik bölgelerde yaşayan bukalemun, üzerinde bulunduğu ağaca göre rengini değiştirir. Bugün uygulanan gizleme yöntemlerinin geliştirilmesinde bu gibi doğal davranışlardan yararlanılmıştır.
Uzun süren araştırmalar sonunda bilim adamları kuşların ve balıkların pek uzaktaki yerlerini nasıl bulduklarını, kendi kaslarının gücüyle nasıl uzun süre uçup hareket edebildiklerini, yılanların nasıl koku aldığını, kurbağaların böcekleri nasıl yakaladığını,bazı hayvanların olağan dışı yeteneklerini nasıl kullandıklarını ve daha birçok gerçeği ortaya çıkarmışlardır. İşte tüm bu bilgiler biyoniğin yapay organlar üretmesi yolunda çok değerli yararlar sağlamaktadır.

Yorum yazın