İkiz Psikolojisi

İkiz Psikolojisi – İkizlerde Psikoloji

Sizi siz yapan şey nedir? Neden kimileri yan gelip yatmayı severlerken, kimileri didinir dururlar? Neden kimileri ellerine aldıkları gazete bulmacalarını sonuna dek bitirmek isterlerken, diğerleri daha yarısına gelmeden : “Aman sen de” deyip bir yana fırlatırlar? Neden kimi çocuklar tabaklarına konan her yemeği yerlerken, kimileri de nazlanarak yerler ya da yememekte direnirler.
ikizler, bu soruların yanıtlanmasında katkıda bulunabilirler, ikizler konusunda yapılan bilimsel araştırmalar, ikiz olalım ya da olmayalım, hepimizi, bizi biz kılan şeyin ne olduğu konusunda aydınlatabilir ve yukarda sorduğumuz soruların tümünü yanıtlayabilir.
Aslında sizi olduğunuz gibi biri yapan şeyler, bir değil bir çoktur. Sözgelimi, biri sizi okulda azarladı diye belki de bugün üzüntülüsünüz. Belki de kaşındığınızı sanarak, yerinizde kıpırdanma gereğini duyuyorsunuz, oysa kaşındığınız falan yok. Kıpırdıyorsunuz, çünkü siz hep böyle, hareketsiz, bir yerde duramazsınız. Belki de voleybolda en iyi oyuncu sizsiniz. Çünkü anne ve babanız, sizinle küçükken bol bol top yakalama oyunu oynamıştı. Ya da oynamamıştı da, ilk voleybol maçınızda, ön sıralarda bulunan izleyicilerin sizden: “Doğuştan yetenekli” diye söz ettiklerini duymuştunuz.
Günümüzde bilim adamlarının çoğu, sizi siz yapan niteliklerin iki önemli noktadan kaynaklandığı kanısındadırlar.
1— Bir çok şey size ailenizden kalıtsal yolla geçer. Söz gelimi anne ve babanızın gözlerinin rengi kahverengi ise, kalıtımla sizin de gözleriniz kahverengi olur. Ana babanıza ya da yakınlarınıza olan benzerliğiniz, yalnızca dış görünüşünüze özgü kalmaz. Diğer yönlerinizle de onlara benzeyebilirsiniz. örneğin, zekâ ve yetenekleriniz kalıtsal yoldan geçebilir.
2- Dünyadaki insanlar, yerler, nesneler ve çevrenizdeki kişilerin davranışları da kişiliğinize biçim verir. Kısaca, sizi siz yapan niteliklerin İkincisi çevreden kaynaklanır. Söz gelimi, çevrenizdeki kişiler, Türkçe konuştuğu için siz de Türkçe öğrenirsiniz. Yemek yerken, çatal bıçak kullanmanız gerektiğinden, siz de yemeği elinizle yemezsiniz. Giyinişiniz, saçınızın uzunluğu, söyleyiş (şive ) biçiminiz, hep çevrenizin size verdiği özelliklerdir.
Kişisel niteliklerinizin oluşmasında, sizce bunlardan hangisi daha etkin olmuştur dersiniz? Kalıtım mı yoksa çevre mi? İkizler üzerinde yapılan araştırmalar, bu konuda bir takım ipuçlarının elde edilmesini sağlamıştır.
İkizleri olmayan ailelerin çocuklarının her biri, ana ve babalarından ayrı ayrı nitelikler almışlardır. Oysa özdeş ikizler — yani, tek bir yumurta ve tek bir spermden oluşan ikizler – ana ve babalarından aynı nitelikleri alırlar. Ancak önceki bölümde de gördüğümüz gibi, özdeş ikizler arasında da birçok ayrımlar bulunmaktadır.
İkizlere, ana – babalarından kalıtsal yolla aynı kalıtsal nitelikler geçiyorsa, bu ayrımlar nasıl meydana gelebiliyor? Bu sorunun yanıtını siz de, sanırız şöyle verebilirsiniz. Çevreleri yüzünden, aralarındaki ayrım, daha dölyatağında değişik yerlerde bulunmalarıyla başlar. Doğduktan sonra, ana babalar kimi kez ikisine değişik davranırlar. Oyun çağında, işe oyun arkadaşları karışır. Onları ayırır ve az da olsa ayrımlı davranışlarda bulunurlar. Böylece, çevre etkisiyle değişik kişiliklere bürünürler. Ancak bir çok yönden de, kalıtsal yolla geçen nitelikler nedeniyle, benzerliklerini sürdürürler.
öyleyse, insanlara nelerin kalıtsal yoldan geçtiğini öğrenmek isteyen bir bilim adamı olsaydınız, işe, özdeş ikizlerin birbirlerine ne denli benzediklerini araştırmakla başlayacaktınız. Temel düşünceye göre; özdeş ikizler, ikiz olmayan kardeşlere oranla, dış görünüş yönünden birbirlerine en çok benzeyen kişiler olduklarından, en çok ortak kalıtsal nitelikler de onlarda bulunmaktadır. Yine aynı düşünce doğrultusunda, özdeş ikizlerin, ikiz olmayan ya da kardeş ikizlere oranla, davranışlarında görülen benzerliklere dayanarak, öyle davranma eğiliminin de kalıtsal yoldan geçtiğini söyleyebiliriz. Bilim adamları, özdeş ikizlerde saptadıkları benzer davranışlardan şu sonuca varmışlardır. Eğilimler, kalıtsal yoldan olsun ya da olmasın, ikiz çocuklara geçebilmektedir.
ABD’deki Colorado Üniversitesinden iki bilim adamı, insanların kendilerine özgü düşünüş ve davranış biçimlerinin nelerden kaynaklandıklarını, daha ayrıntılı öğrenmek amacıyla araştırmalarda bulunmak istediler. Robert Plomin ve David C. Rowe adlarındaki bu bilim adamları, söz konusu araştırmalarına ışık tutacağı inancıyla, işe ikizlerin annelerinden başladılar.
Bilim adamlarının tasarımı, bir dizi özdeş ikizle, bir dizi kardeş ikizi kıyaslamaktı, özdeş ikizlerin aynı yumurtadan oluştuklarını ve aynı kalıtsal niteliklere sahip olduklarını unutmayınız. Yine kardeş ikizlerin de ayrı yumurtalardan oluştuklarını ve tıpkı ikiz olmayan kardeşler gibi, ayrı ayrı kalıtsal özelliklere sahip olduklarını da anımsayınız. Ancak araştırma açısından, bu ikizlerin ortak bir yanları vardır. Şöyle ki: Her iki çift de, yani hem özdeş ikizler, hem de kardeş ikizler, bir arada ve aynı çevrede büyütülmüşlerdir. Plomin ve Rowe, öncelikle özdeş ikizlerin, davranış biçimlerinde, kardeş ikizlere kıyasla daha çok benzerlik olup olmadığını araştırmayı tasarlıyorlardı. Bilim adamları, eğer özdeş ikizlerin davranış biçimlerinin, kardeş ikizlere kıyasla daha çok benzediğini saptarlarsa; bundan, davranış biçimlerinin kalıtsal yolla anne ve babadan geçtiği sonucuna varacaklardı.
Araştırmacılar, doksan bir çift ikiz – ikizlerden otuz altı çifti özdeş ikizlerdi – annesinden, çocuklarını kıyaslamadan geçirip sonucu yazılı olarak kendilerine bildirmelerini istediler. Böyle- ce her anne, her çocuğu için bir yazı yazdı ve bilim adamlarına ulaştırdı. Yazılarda her ikizin, basit bir betimlemesi vardı. Söz gelimi, çocuğun ne kadar faal olduğu, eline aldığı bir işi bitirip bitirmediği, genellikle sevmediği yiyecekler vb. gibi özellikleri anlatılmıştı. Sonra Plomin ve Rowe, yazıları inceleyerek, benzerlikleri ve ayrılıkları saptadılar. Sonunda, özdeş ikizlerin, kardeş ikizlere oranla bir kaç yönden birbirlerine oldukça
benzediklerini saptadılar. Özdeş ikizlerin ağladıklarında gösterdikleri tepkiler ve ana – babalarının onları yatıştırmak için buldukları yollar daha çok birbirine benziyordu. Eğer ikizlerden biri onu kucağa alınca susuyorsa, genellikle diğeri de kucağa alınınca susuyordu. Ya da kucağa almak birini susturmuyorsa, diğerini de susturmuyordu. Oysa, kardeş ikizlerde durum değişikti. Örneğin, ağlayan kardeş ikizlerden biri sallanınca, diğeri kucağa alınınca susabilmekteydi. özdeş ikizler, etkinlikte de kardeş ikizlerden daha çok birbirlerine benziyorlardı: örneğin, özdeş ikizlerden biri çok çalışkan ise, diğeri de öyleydi. Yine, genel olarak özdeş ikizlerin yabancılara karşı tutumları da aynıdır; oysa kardeş ikizlerin tutumları değişik olabilmektedir, iki ikiz türü arasındaki diğer değişiklikler de şunlardır: Özdeş ikizler, duygusal açıdan ve işlerini bitirmede gösterdikleri sabır açısından, birbirlerine daha çok benzemektedirler.
Araştırma, özdeş ikizlerin, kardeş ikizlerden daha faal, daha sabırlı ya da ağlamaya başladıklarında daha kolay avutulur olduklarını göstermemektedir. Ancak özde; ikiz eşleri arasında, bu gibi durumlarda, kardeş ikiz eşlerine kıyasla daha çok benzerlikler bulunduğu görülmektedir.
Araştırmaya göre, iki ikiz türünde ortak olan tek bir nokta vardır. O da ikiz kardeşlerin, yiyecek türlerine karşı gösterdikleri tepkilerin aynı oluşudur. Bu eğilim, hem özdeş hem de kardeş ikizlerde oldukça güçlüdür.
Buraya kadar verilen bulgulardan, siz ne gibi sonuçlar çıkarabiliyorsunuz? Belki de şu aşamada içinizden: “Hiç bir şey” diye bağırmak ve sorunu tümüyle bir yana bırakmak geçiyordur. Ancak bu tür araştırmalar, sanıldığından da karmaşıktır. Daha bir yüzyıl öncesine değin, böyle bir araştırma yapmak, bilim adamlarının bile aklından geçmiyordu.
Plomin ve Rowe, ikiz annelerinin yanıtlarından oldukça çok bilgi edinmişlerdi, örneğin, araştırmaya dayanarak, çocukların davranış biçimlerinin çoğunun, onlara ana ve babalarından geçmiş olabileceğini ileri sürdüler.
Sözgelimi çalışkan bir kişiyseniz, bu özelliğinizin ana — babanızdan geçme olasılığı oldukça fazladır. Ayrıca, başkalarıyla ilişkilerinizde davranış biçiminiz, zor bir iş yaparken gösterdiğiniz sabır -ya da sabırsızlık, duygusal yönleriniz, mutsuz anlarınızdaki avutulma biçiminiz ve bunun
gibi özelliklerin tümü, sizin kalıtsal nitelikleriniz olabilir.
Ancak yiyeceklere karşı olan tutumunuz bunların dışındadır. Plomin ve Rowe, yine araştırmalarına dayanarak, yiyeceklerden hoşlanmanın ya da hoşlanmamanın sonradan oluşan bir olgu olduğunu söylemişlerdir. Açıkçası, kimse dondurma severek ya da bamyadan nefret ederek doğmuyor. Bu tepkiler, çocuklar büyüdükçe ortaya çıkıyor Araştırma, terslik yapan çocukların tersliklerinin ana – babalarından geçtiğini ve doğuştan ters olduklarını kanıtlamamaktadır. Dahası insanlar, ana – babalarından kalıtsal yolla geçen özelliklerini bir yana itip, onlardan bağımsız kişiler olabilmektedirler. Çünkü, içinde yaşanan çevre koşulları ve ana – babanın çocuğa karşı olan davranışları da, kişiliğin gelişmesinde oldukça önemli etkenlerdir.
Yukarıda anlattığımız, yalnızca bir araştırmadır. Oysa, daha bir çok bilim adamı, ikizler üzerine düzinelerle incelemelerde bulunmuş ve onlar aracılığıyla, insanları daha iyi tanımaya uğraşmışlardır. öte yandan, araştırmalar ikizler konusunda da daha çok ayrıntılı bilgiler edinilmesini sağlamış ve herkes gibi ikizlerin de büyük bir bölümünün sağlıklı ve mutlu bir yaşam sürdüklerini göstermiştir.

Yorum yazın