Çiçek Hastalığı ve Bağışıklık Sistemi

Çiçek hastalığı ve bağışıklık sistemi
Geçmişte, en çok korkulan hastalıklar, genellikle bulaşıcı olan hastalıklardı. Örneğin, tifüs, veba gibi hastalıklar, toplumları kırıp geçirmiştir. Ama şimdi bu hastalıkların çoğunun önü alınmıştır. Aşılar geliştirilmiştir. Doğallıkla bu başarılar kısa sürede ve kolayca olmamıştır. Bu, pek çok sayıda, kendini adamış kişinin uğraşları sonucunda sağlanmıştır.
Edward Jenner bu kişilerden biriydi. Bu kişi, keskin gözlem gücüyle, çiçek hastalığına karşı bir aşı keşfetti. Onsekizinci yüzyıl sonlarına doğru, bu İngiliz doktoru şunu fark etmişti; hafif çiçek hastalığı mikrobu bulaşmış süthane işçileri, çiçek hastalığından ölmüyorlardı. “İnek çiçek hastalığı” mikrobu bulaşmış süthane işçilerinden birinin yarasındaki cerahatin bir kısmını aldı. Daha sonra bu cerahati, sekiz yaşındaki bir erkek çocuğun cildini hafifçe çizerek, buraya uyguladı.
Bu uygulamaya aşılama denir. Doktor, bu çocuğa sonra çiçek mikrobu aşıladı. Süthane işçilerinde olduğu gibi hastalık görülmedi. “İnek çiçek hastalığı” mikrobu ile olan bu aşılama işlemine “çiçek aşısı” dedi ve bu deyimi de, anlamı “inekten alınmış” olan Latince vaccinus sözcüğünden düzenledi. Ondokuzuncu yüzyılın ünlü Fransız kimyageri Pasteur de bu terimi benimseyerek, hastalığı önleyen her türlü aşılama için bu sözcüğü kullandı.
1950 yılına kadar, dünyanın dört bir yanına gönderilebilecek, kurutulmuş, etkin bir çiçek aşısı yapılamamıştı. Daha önceleri, aşının başarısı, uygulandığında virüsünün hâlâ canlı bulunmasına bağlıydı. Bu buluş, Dünya Sağlık örgütü’nü 1967 yılında, çiçek hastalığını bütünüyle ortadan kaldırmak üzere büyük bir kampanya açmaya yöneltti. Bu kampanya bir hayli başarılı oldu. Artık, Amerika ve İngiltere’de, çocuklara çiçek aşısı yapılmamaktadır; çünkü hastalık tehlikesi yok denecek kadar azdır. Yakın tarihte görülen birkaç çiçek olayı, Habeşistan’ın uzak bölgelerinde sınırlı kalmıştır.
Birkaç yıl daha, herhangi bir olay saptanmazsa çiçek hastalığı yeryüzünden silinmiş olacaktır. Bu da tıp tarihinde, bu türden ilk başarının gerçekleşme simgesi olacaktır.

BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ
Eğer bağışıklık sisteminin yardımı olmasaydı bilim adamları böyle bir başarı elde edemezlerdi. Vücudun, bedeni işgal eden yabancı maddeleri tanıma ve bunlara karşı silah oluşturma yeteneği bulunmasaydı, aşının ne değeri olabilirdi? Bu, enfeksiyona direnç gösterme yeteneğine bağışıklık denir. Bağışıklık sistemi oldukça karışık bir sistemdir; ama temelinde, özel akyuvar hücreleri ve özel proteinlerden oluştuğunu biliyoruz. Hücrelerle proteinler kanın içerisinde dolaşırlar. Bu hücreler vücuda giren yabancı cisimleri yakalarlar. Antikor diye adlandırılan proteinler antigen denilen yabancı maddeleri tanırlar ve bu maddelere yapışırlar. Bu bir antikor – antigen birleşimini oluşturur. Kompleman diye bilinen başka proteinler bundan sonra antikor – antigen birleşimi ile birleşerek, vücuda giren yabancı saldırganları imha ederler.
Her hastalık tipine göre ya da her tip antigene göre, vücudun değişik tipte bir antikor hazırlaması gereklidir. Bu da bağışıklık sistemi üzerinde bazı engeller oluşturur. Eğer hastalık doğuran bir mikrop saldırıya geçerse ve vücudun da bu hastalığa karşı önceden hazır antikorları yoksa; vücut gerekli antikorları hazırlayıncaya kadar, hastalık hızla yayılır. Bu nedenledir ki, aşılar çok yararlıdır. Bir aşının içinde bulunan mikro-organizma- lar, ya cansız ve zayıftırlar ya da, çiçek aşısında olduğu gibi, hastalık-yapıcı organizmaya çok benzerler. Hastalık yapacak kadar kuvvetli değildirler; ama yine de vücut için yabancı olduklarından vücut bunlara karşı antikorlar oluşturur. Daha sonra, kuvvetli mikroorganizmalar vücuda saldırdığında, bu hazır silahlar hastalığı kovarlar. Buna da etkin (aktif) bağışıklık denir.
Bir başka tür bağışıklık türü daha vardır. Bu da doktorun hastaya antikorları vermesi halinde kazanılır. Bu antikorlar, daha önce hastalığa yakalanmış olan insan ya da hayvanların kan serumundan sağlanır. Hasta, antikorları kendisi hazırlamadığı için buna edilgen (pasif) bağışıklık denir. Dışardan alınan antikorlar kanda kısa zamanda çözülürler. Pasif bağışıklık, hiç bir zaman, aşılama sonucunda elde edilen aktif bağışıklık: kadar uzun sürmez ve etkili olmaz.
Bilim adamları, sürekli olarak, yeni aşılar geliştiriyorlar. Şimdi virüslü bir hastalık olup, karaciğere çok ciddi zararlar verebilecek olan hepatit -(karaciğer iltihabı) üzerinde çalışıyorlar. Şimdiye kadar elde edilen şey ise ancak antikor serumu olmuştur. İnsanlar üzerinde aşı testleri 1975 yılında başlamış ve bunların sonuçları olumlu görülmüştür. Buna karşın bu aşının genel olarak kullanımı için daha yıllarca çalışma gerekmektedir. Aşılar oluşturmak hiç de kolay bir iş değildir. İdeal aşı, zararlı yan etkileri olmaksızın, belirli bir hastalığa karşı bağışıklık sağlayan aşıdır. Domuz gribi aşı projesi 1976-1977 yıllarında Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti tarafından yürütülmüştü. Ama aşı ile bir tip genel felç arasındaki bağlantı olasılığı nedeniyle ülke çapındaki bu proje şimdilik durdurulmuştur.
Tıpkı kızamık ve çocuk felci hastalıklarının aşılarında olduğu gibi, bu iş, meydana gelebilecek sorunları saptama için yıllarca süren araştırma ve çeşitli deneyler gerektirmektedir. Çocuklar şimdi kural olarak, kabakulak, kızamık, kızamıkçık, difteri, boğmaca, tetanoz ve çocuk felcine karşı aşılanmaktadırlar. Bu hastalıkların yarattığı büyük korku bugün hemen hemen unutuldu. Aslında, pek çok kişi aşıları ihmal ettiklerinden, zaman zaman bu hastalıkların küçük patlamalar halinde görüldüğü olur. Çiçek hastalığının tersine, difteri, kızamık ve çocuk felcini oluşturan mikroplar hâlâ pusuda yatmaktadırlar. Bunlar insanlığı hâlâ tehdit etmektedirler.

Yorum yazın