Cerrahi Nedir – Ne işe yarar

Cerrahi Nedir – Ne işe yarar

Arapça «yara açma işlemi» anlamına gelen cerrahi, insanlık kadar eski sayılabilir. Bütün Eskiçağ halklarında, apseleri deşme, kırıkları onarma ya da okları çıkarma işlemi biliniyordu. Galenos ile Hippokrates’in öğretilerinde cerrahi ye ayırdıkları yer oldukça önemsizdir. Ama Hindistan’da Gupta sülalesi zamanında (İ.Ö. IV-VI.yy.) cesetleri kesip biçme teknikleri son derece gelişmişti; bu teknikleri insanlara uygulamadan,önce,onları hayvan ve bitki üstünde deniyorlardı. Batı’da Ortaçağ’da Kilise, cerrahiyi ve cerrahları kınadı ve XVI. yy’a kadar kan alma, apseleri deşme, vantuz çekme, dağlama, yaraları sarma ve kırıkları onarma işlerini berberler yaptı (!)
• Rönesans ile XVII. yy. arasında, cerrahi gerçek bir tedavi tekniği oldu. Ünlü Ambroise Paré, savaş alanlarında yaralan temizliyor, dikiyor, kesilmesi gereken organları kesip çıkarıyordu.
• XVIII. yy’da ve XIX. yy’ın başında birçok cerrah yetişti. Bununla birlikte, başarıya ulaşan ameliyat pek azdı: «İrin» yerleşmişse, hasta yitirilmiş demekti. Ayrıca, ancak yüzeysel girişimler yapılabiliyor, çünkü hastalar uyutulamıyordu.
• XIX. yüzyılda Horace Wells,azot protoksidin anestezi sağlayan niteliklerini raslantıyla bulunca, cerrahide bir devrim gerçekleştirildi. Morton, 1846’ da ilk kez bir hastayı sülfürik eterle uyuttu (Boston hastanesi).
• Mikropların yok edilmesi yoluyla hastalığın bulaşmasına karşı savaşma amacı güden mikroptan arındırmanın bulunması, hekimleri önce öfkelendirdi; çünkü o zamana kadar, en küçük bir sağlık önlemi alınmadan ameliyata girişilir, hattâ bazen, bir cesedi kestikten sonra ya da başka bir hastanın İrinine değdikten sonra yeni bir ameliyata başlanırdı.
• Pasteur’ün çalışmalarıyla ameliyatlarda ısıyla mikroptan arındırılmış (etüvde 160cC’ta, otoklovda 3 atmosfer basınç altında 130°C’ta) araçlar kullanılmaya başlandı. Günümüzde bile bir cerrah, «ameliyathane»ye girmeden önce ellerini özenle yıkar, mikroptan arındırılmış lastik eldivenler kullanır (bu yöntemi 1885’te Halsted bulmuştur); mikroptan arındırılmış geniş kollu bir «üstlük», bir «başlık», bir «önlük» takar.
• Öte yandan anestezi dev adımlarla ilerledi. Genellikle tehlikeli olan eter ve kloroform, hastanın bir buçuk saatten çok uyumasına olanak vermez; bu yüzden, daha başka bileşikler (pentatol, vb.) önceden verilen ilaçlarla (morfin, gardenal) ya da ek bileşiklerle (kürar, vb.) birlikte kullanılmaya başlandı. Günümüzde sekiz ya da on saat süren ameliyatlar yapılabilmektedir.
• Reanimasyon (yeniden canlandırma) yöntemleri de büyük ölçüde geliştirildi. Artık hastayı yalnızca «ayıltmak» değil, ameliyat öncesinde, sırasında ve sonrasında sürekli olarak gözlemek söz konusudur. Bu tek koşul bile, «ameliyat şoku»nun sonuçlarını, yani cerrahi eylemin sarstığı organizmanın göstereceği ağır fizyolojik tepkiyi hafifletme olanağı verebilir. Kan vermekse, hemen her zaman gereklidir. Kan verme eski bir düşüncedir; XVII. yy’da Denys tarafından öne sürülmüş, ama AvusturyalI biyoloji bilgini Landsteiner’in kan grupları üstündeki çalışmaları sonucunda, ancak XX. yy’da gerçekten uygulanabilmiştir.
• Günümüzde cerrahi, yeni alanlara yönelmiş, artık organ aktarımı tekniği yerleşmeye başlamıştır. Kaza sonucu kesilmiş ya da kopmuş parmakları, kol ve bacakları dikme sanatında Çinlilerin üstüne yoktur; Batılılarsa böbrek ve kalp aktarımında az çok başarı göstermişlerdir. Bu ameliyatlardaki başarısızlık, cerrahiye değil bağışıklığa bağlıdır; verici organizmanın dokuları ile alıcı hastanınkiler arasında elden geldiğince tam benzerlik sağlamaya dayalı doku bağdaştırma testlerinin yetkinleşmesiyle, başarısızlıkların sayısı da azalmaktadır. Gelecekte cerrahinin şu altı yönde araştırmalarını sürdürmesi beklenmektedir (zaten bu yönlerde, yer yer de olsa, oldukça yol alınmıştır) : Kalp-damar cerrahisi (bu alandaki ilerleme kalpkası enfarktüsünü iyileştirebileceği gibi, doğuştan kalp ve aort o- luşum bozukluklarının iyileşmesini de sağlayacaktır); beyin cerrahisi (böylece bazı urları ya da birtakım akıl hastalıklarını yenme olanağı doğacaktır); yeni doğmuş çocuk ameliyatlar yapılabilmektedir.
• Reanimasyon (yeniden canlandırma) yöntemleri de büyük ölçüde geliştirildi. Artık hastayı yalnızca «ayıltmak» değil, ameliyat öncesinde, sırasında ve sonrasında sürekli olarak gözlemek söz konusudur. Bu tek koşul bile, «ameliyat şoku»nun sonuçlarını, yani cerrahi eylemin sarstığı organizmanın göstereceği ağır fizyolojik tepkiyi hafifletme olanağı verebilir. Kan vermekse, hemen her zaman gereklidir. Kan verme eski bir düşüncedir; XVII. yy’da Denys tarafından öne sürülmüş, ama AvusturyalI biyoloji bilgini Landsteiner’in kan grupları üstündeki çalışmaları sonucunda, ancak XX. yy’da gerçekten uygulanabilmiştir.
• Günümüzde cerrahi, yeni alanlara yönelmiş, artık organ aktarımı tekniği yerleşmeye başlamıştır. Kaza sonucu kesilmiş ya da kopmuş parmakları, kol ve bacakları dikme sanatında Çinlilerin üstüne yoktur; Batılılarsa böbrek ve kalp aktarımında az çok başarı göstermişlerdir. Bu ameliyatlardaki başarısızlık, cerrahiye değil bağışıklığa bağlıdır; verici organizmanın dokuları ile alıcı hastanınkiler arasında elden geldiğince tam benzerlik sağlamaya dayalı doku bağdaştırma testlerinin yetkinleşmesiyle, başarısızlıkların sayısı da azalmaktadır. Gelecekte cerrahinin şu altı yönde araştırmalarını sürdürmesi beklenmektedir (zaten bu yönlerde, yer yer de olsa, oldukça yol alınmıştır) : Kalp-damar cerrahisi (bu alandaki ilerleme kalp kası enfarktüsünü iyileştirebileceği gibi, doğuştan kalp ve aort oluşum bozukluklarının iyileşmesini de sağlayacaktır); beyin cerrahisi (böylece bazı urları ya da birtakım akıl hastalıklarını yenme olanağı doğacaktır); yeni doğmuş çocuk

Yorum yazın