Böbrek Nedir – Böbrek Ne İşe Yarar

Böbrek Nedir – Böbrek Ne İşe Yarar

Kanın bileşimindeki en hafif bir değişme, organların gerektiği gibi çalışmalarını etkiler. Maddelerin kandaki yoğunluklarını denetim altında tutabilmenin bir yolu da boşaltımdır. Boşaltım, vücuda gerekli olmayan artık ürünlerin dışarı atılması sürecidir Vücudun en önemli boşaltım organı böbreklerdir.

Böbrek Nedir - Böbrek Ne İşe Yarar

Sidiği yapan böbreklerdir. Sidik, böbrekler aracılığı ile kandan atılan cisimlerin sudaki eriyikleridir. Kan, böbrekler de dahil olmak üzere bütün vücudu dolaşır. Bu sırada artık ürünleri toplar. İşte bu artık ürünler böbrekler tarafından vücuttan atılır. Sidik vücuttan çıkarılıncaya kadar sidik torbasında biriktirilir.

Bir litre su içerseniz, bu su hemen bağırsak çeperinden kana geçer. Oysa, kanın gereğinden fazla sulanmaması gerekir. Bu durumu böbrekler önler. Böbrekler, suyun fazlasını kandan uzaklaştırırlar ve sidik olarak vücuttan atılmasını sağlarlar. Kanda bir miktar su kalır, ama bu çok olmaz. Bazı artık ürünlere tuz adı verilir. Kandaki tuzlar çok yoğunlaşırlarsa böbrekler tuz yoğunluğu çok fazla, buna karşılık suyu az olan, az hacimde sidik çıkarırlar. Erimiş tuzların gerekli yoğunlukta kalmaları için kan dolaşımında daha fazla su alı-konabilir.

Vücutta kullanılacak enerjinin besinlerden sağlanması süreci sırasında asitler oluşur. Kanın kendisi hafif alkalidir, yani asidin karşıtıdır. Oysa sidik asittir. Böbrekler tarafından asit sidik salgılanması, metabolizmada asitlerin oluşumunu dengelemeye ve kanı hafif alkali durumda tutmaya yarar
Böbrekler, fasulye biçiminde, kırmızımtrak-kahve renkli, sert iki organdır, insan böbreği, 10 cm. boyunda ve 5 cm. enindedir. İki böbreğin birlikte ağırlığı 450 gram kadardır. Böbrekler, karnın çok iyi korunmuş bir bölümünde, belkemiğinin iki yanında, bütün öbür organların arkasında bulunur. Sağ böbrek, sol böbrekten biraz daha düşük durumdadır. Her böbreği koruyucu bir yağ katmanı kuşatır.

Üç büyük boru, böbreğin ortasına yakın bir yerde böbreğe girerler. Burada küçük bir havuz vardır. Bu borulardan iki tanesi kan damarlarıdır. Bu kan damarlarından biri kanı kalpten böbreğe taşıyan böbrek atardamarıdır. Öbürü ise, böbrekten çıkan kanı götüren böbrek toplardamarıdır. Üçüncü boru ise sidik borusudur. Sidik borusu, sidiği sidik torbasına (mesane) taşır.

Böbreklerde çok fazla miktarda kan bulunur. Kan böbreklere böbrek atardamarları aracılığıyle dakikada 1.25 litreye yakın bir hızla girer. Bu ise, tüm kalp veriminin beşte birine yakındır. Böbrekler, 1.25 litre kandan, bir dakikada binde bir litre, ya da bir mililitre sidik üretir. Böbrekler sürekli olarak sidik üretirler. Buna karşılık sidik, sidik torbasında çok miktarda birikmeden dışarı atılmaz.

Böbrekte, nefron adlı çok sayıda ufak birimler vardır. İnsanın her böbreğinde bir milyon kadar nefron bulunmaktadır. Her nefronda iki ayrı tür

küçük damar bulunur. Bunlar kan damarları ile, sidiğin meydana geldiği ve sonu sidik yoluna açılan “böbrek borucukları”dır. Kanın süzülmesi işlevi, böbreğin dış katmanında, ya da kabuk (korteks) bölümünde başlar.

Getirgen atardamarcıklar, kanı böbrek atardamarlarının kollarından nefronlara taşıyan küçük kan damarlarıdır. Getirgen damarcıklar mini mini bir sürü damara (kılcal damarlar) ayrılır. Bu kılcal damarlar, toparlak ve sık bir yığın oluştururlar. Buna “yumakçık” (glomerül) denir. Her yumak-çık “Bowman kapsülü” adı verilen boş bir hücre kesesi ile çevrilmiştir. Bowman kapsülü borucuğun uzamış son kısmını oluşturur. İşte sidik burada meydana gelir.

Sidiğin meydana gelişinde ilk aşama, Bowman kapsüllerinde yer alır. Kan, basınç altında yumak-çıkların kılcal damarlarına girer. Gerek kılcal damarların gerekse kapsüllerin çeperleri çok incedir. Basınç, kanın sıvı kısmından bir miktarının kapsüllerin boşluğuna sızmasını sağlar. Çeperlerden kapsüllerin içine ancak kandaki su ve erimiş maddeler geçebilir. Vücudun yapı-proteinleri, kan hücreleri gibi iri moleküller damar çeperini geçemeyecek kadar büyüktür ve kan damarı içinde kalırlar.

Bowman kapsülüne sızan sıvı sidik değildir. Buna “yumakçık sızıntısı” denir. Bu sıvı, kanda erimiş bütün maddeleri taşıyan bir kan sızıntısıdır. Dakikada 130 mililitre miktarında yumakçık sızıntısı meydana gelir. Boşaltım bu şekilde olsaydı, vücut, çalışması için önem taşıyan glikoz gibi birçok erimiş madde ile birlikte çok fazla sıvıyı da yitirmiş olurdu.

Yumakçık sızıntısı, “yaktnsal kıvrıntılı borucuğa” geçer. Borucuğun bu kesimi çok kıvrımlı bir yol izler. Bu bölümdeki borucukların çeperleri tek sıra hücreden oluşmuştur. Borucuk, bir kılcal damarlar kümesiyle kuşatılmıştır. Bunlar, kanı yumakçıklardan alan götürgen atardamarcıkların kollarıdır. Kıvrıntılı borucuklardaki hücrelerin görevi, sızıntıdaki suyu ve bazı erimiş maddeleri gerisin geriye emmek ve onları kana geri vermektir. Yalnız belli bazı erimiş maddeler, sözgelimi glikoz, sodyum klorür ve C vitamini gerisin geriye emilir. Öbürleri ise boşaltılır. Proteinlerin yakılması sonucu meydana gelen üre ve fosfatlar, hiç bir zaman geri emilmezler.

Böbrek borucukları yalnız sidikten çeşitli maddeleri emmekle yetinmezler. Bazı maddeler kandan borucuk hücrelerinin içine girerek karşı tarafa geçer ve sidiğe pompalanır. Buna borucuksal boşaltım denir. Hem yumakçık, hem borucuklar tarafından atılan bazı maddeler böbrekten her geçişte hemen hemen tümüyle temizlenebilirler.

Daha sonra sidik, borucuklardan sidik yoluna geçer. Sidik, sidik yoluna geldiği zaman, içinde kandakinden çok daha yüksek yoğunlukta üre gibi bir takım maddeler taşır. Kanda bulunan glikoz gibi diğer maddelere, normal durumlarda sidikte hiç rastlanmaz.

Hastalık belirtilerini araştıran hekimler, çoğukez sidiğin bileşimini incelerler. Sidikte glikoz bulunursa bu, şeker hastalığının belirtisi olabilir. Şeker hastalığında kanda ve borucuk sızıntısında çok miktarda glikoz bulunur, böbrek bunu gerisin geriye ememez.

Her böbreğin üst yanında şapka biçiminde bir salgıbezi vardır. Bu salgıbezleri birbirinden farklı hormonlar salgılar. Hormon, kanın içinde taşınan ve vücudun belli bir etkinliğini denetleyen kimyasal bir “haberci”dir.

Böbreküstü bezi iki bölüme ayrılır. Ceviz kabuğunu andıran dıştaki bölüme kabuk denir. Buradan salgılanan hormonlar vücudun cinsel bölümlerinin gelişmesini, vücuttaki su ve tuz dağılımını ve çeşitli besinlerin enerjiye dönüşme hızını denetler.

Böbreküstü bezinin merkez bölümüne öz madde (medulla) denir. Bu bölüm adrenalin, ya da epi-nefrin adlı hormonu salgılar.

Adrenaline, “korku, kaçış, ya da dövüş” hormonu adı verilir. Bir insan veya hayvan tehlikede olduğunu sezince, kızınca, ya da ürkünce, adrenalin onu bu durumu karşılamaya hazırlar. Beyinden gelen bir emir, böbreküstü bezlerinin vücudu ani olarak harekete geçmeye hazırlamasını bildirir. Kan dolaşımının içine çok fazla miktarda adrenalin salgılanır.

Bunun sonucu olarak kalp daha hızlı çarpar ve ana kan damarları hafifçe genişler, böylece kaslara ve beyne daha fazla kan gelmiş olur.

Ağız kurur. Terleme fazlalaşır, bunun sonucu pençeler ve avuç içi nemlenir. Besinler daha hızlı bir şekilde enerjiye dönüştürülür. Tüylü hayvanlarda düşmanı korkutmak için tüyler kabarabilir. Korkan bir insanın “tüyleri diken diken” olur. Böylece vücut, saldırganla dövüşmek ya da tehlikeden kaçmak için zorunlu olabilecek ani hareketlere hazırlanır.

Bununla birlikte adrenalin yalnız tehlike karşısında salgılanmaz. Fazlalaşan herhangi bir etkinlik durumuna vücudu hazırlamak için de kan dolaşımına salgılanır. Sözgelimi, yarışa hazırlanan bir atletin ya da önemli maçlardan önce futbol oyuncusunun kanında normalden fazla adrenalin bulunur. Bu da korkuya benzeyen belirtiler meydana getirir.

 

Yorum yazın