Biyonik biliminin doğuşu

Biyonik biliminin doğuşu

Lise öğrencisi Brenda, bir gün kentin işlek caddelerinden birinde alışveriş yapıyordu. Tam bir bankanın önünden geçerken bir arabadan bankaya doğru kâğıda sarılı bir kutu atıldı. Atılan paket Brenda’nın ayaklarına çarparak durdu. Birden korkunç bir patlama oldu. Patlamanın gücü, kızı bankanın camlarından dokuz metre içeriye fırlattı.
Olaydan hemen sonra, Brenda hastaneye kaldırıldı. Doğruca ameliyat odasına alındı ve bir operatörler ekibi kızı kurtarmak için işe koyuldu. Gergin geçen birkaç saatin sonunda, kızın beyninin ve yaşamsal organlarının yeterli bir biçimde işlevlerini sürdürdüğünü anlayarak rahatladılar. Ne var ki vücudun sağ yanı tümüyle işlevlerini yapamaz durumdaydı. Doktorlar kemikleri ve organları ellerinden geldiğince onarmaya çalıştılar. Ancak sağ kol ve bacak, sağ göz ile sağ kulak ve vücudun bu bölümündeki pek çok kemik kurtarılamadı. Doktorların tek umudu vardı; bunların yerine yeni parçalar koymak.
Olayı izleyen üç-dört aylık süre içinde, doktorlar Brenda’yı altı kez daha ameliyat ettiler. Ezilen kaburga ve öteki kemiklerini vitalyum metali ile değiştirdiler. Yeni parçalar kızın doğal kemiklerinin ölçüsüne uygun olarak yapılmıştı; ancak çok daha güçlüydüler. Kesilen sağ kol ve sağ bacağın yerine nükleer enerji ile çalışan yapay kol ve bacak taktılar. Sağ gözüne de doğal görünümlü camdan bir göz yerleştirdiler. Gözün içine minik bir televizyon kamerası gizlemişlerdi. Kulak yerine bir sanatçının yaptığı ve gerek renk, gerekse biçim olarak Brenda’nın kendi kulağına benzeyen bir kulak taktılar. Doktorlar bu yapay kulağın deliğine son derece duyarlı küçük bir mikrofon yerleştirdiler.
Brenda hastanede kaldığı sürece, bu yeni yapay parçalara alışmakta epeyce güçlük çekti, örneğin, ellerini sıktığı insanlar acıdan yüzlerini buruşturuyorlardı. Bir keresinde mektup yazarken, kalemi öylesine bastırmıştı ki kalem masayı delmişti.
Kapalı bir kapıyı eliyle ya da ayağıyla açmak istediğinde, çoğu kez elini ya da ayağını kapıya koyması yetiyordu. Boynuna bir eşarp bağlarken kendini boğmamak için dikkatli olması gerekiyordu. Bu arada odasından çok uzakta fısıltı ile yapılan konuşmaları bile rahatça duyabiliyordu.
Brenda, hastaneden çıkıp eve gitme zamanı geldiğinde, vücuduna eklenen yeni güçleri ve yetenekleri kullanmayı artık öğrenmişti. Uyuyakaldığı ve otobüsü kaçırdığı günler okula değin, yaklaşık 6,5 Km’yi koşarak tam on dakikada alabiliyordu. Hatta bir keresinde papağanı kafesinden kaçıp pencereden dışarı çıkmıştı ve sesini sekiz cadde ötedeki bir alışveriş merkezinden duyabilmişti. Üstelik kimsenin göremeyeceği kuşu bir binanın tepesinde görmüş, bir sıçrayışta çatıya çıkmış ve sevgili kuşunu kurtarmıştı.
Brenda’nın asıl hoşuna giden şey, bu yapay kol ve bacaklarla öteki organlarından okulda yararlanabilmesiydi. Beden eğitimi derslerinde topu en iyi o atabiliyor, o tekmeliyor, o yakalıyabiliyordu. Güç cimnastik numaralarını yapabiliyor, kısaca hemen her sporda başarı kazanıyordu. Biyoloji dersinde hücreleri mikroskop kullanmaksam görebiliyordu. El işi derslerinde yalnızca elini kullanarak bir metali eğebiliyor, çivileri çakabiliyor, taşı yontabiliyordu, öteki bütün derslerde de bir sayfanın tümünü okuyabilmesi için o sayfaya bir göz atması yetiyordu.

Burada öyküsü anlatılan Brenda, et, kan metal, plastik, tel kablolardan oluşan yarı gerçek, yarı hayal bir genç kızdır.
öyküsünün gerçek yanı, hastalık ya da kaza sonucu yitirilen kol, bacak, kulak ve öteki organlarla kemiklerin yerlerine yapay olanlarının konabileceğini göstermesidir. Şimdilik hayal gibi görünen yanı ise vücut organlarının aynı olan, hatta birçok yönlerden onlardan daha da gelişmiş yapaylarını yapmanın henüz bilim adamlarının kafasında ancak düşünce halinde bulunmasıdır. Örneğin, görmeyen göz yerine o küçüklükte bir televizyon aygıtı yerleştirerek görmeyi sağlamak bugün için olanak dışıdır, ama gelecekte ona benzer bir aygıtın geliştirilmesi düşünülebilir.
İşte gerçekleşmiş olanla, gerçekleştirilmeye çalışılan bu iki yönü içeren biyonik bilimi günümüzün en ilginç ve heyecan verici bir bilgi dalı olarak öteki bilimlerin yanında özel bir önem taşımaktadır.
Biyonik terimi ilk olarak A.B.D. Deniz kuvvetlerine bağlı bir hekim olan Dr. Jack Steele tarafından ortaya atılmış ve o gündenberi kullanılagelmiştir. Sözcük, kökeni bakımından Yunanca Bion (canlı) anlamından türetilmiştir. Bilim olarak ise biyonik gene aynı kişi tarafından 1960 yılında A.B.D.’deki bilimsel bir toplantıda tanımlanarak ortaya atılmıştır. Dr. Steele’in tanımına göre biyonik, canlı hayvan ve bitkilerin yapı ve yaşam ilkelerinin incelenmesini ve sonra bu ilkelerin insanın yararına yapay organlar yapmak için kullanılmasını amaçlayan bir bilimdir.
Evet, biyonik bilimi insan için yeni vücut parçaları yapmayı amaç edinmiştir. Ama, bu kadarla da kalmaz. Örneğin, yapay iç ve dış organların yanısıra duyu ve zekâ yapımı da amaçları arasındadır. Bunlardan başka insanlara yardımcı makine ve aygıtları bulmak ve üretmek için biyonik bilimi ayrı bir özen gösterir. Ama bunlar çok özel işlevleri olan araç ve aygıtlardır. Acaba denizaltı gemileri de balıkların solungaçlarıyla suyun oksijenini süzdükleri gibi dipte hava alabilir mi? Ya da uçaklar için kuşlar gibi kolayca uçmayı sağlayan gereçler yapılabilir mi?
Bunlar biyoniğin gerçekleştirmek istediklerinden sadece birkaçıdır.
Biyonik “biraraya getirme” bilimidir. Bu nedenle ekip çalışmasını gerektirir. Biyologlar bu ekip içinde, hayvan ve bitkilerin yaşam ve davranışlarını inceleyen bir bölümü oluştururlar, öte yandan teknik uzmanlar da kendi dallarında doğal örneklere uygun yapay aygıt ve gereçleri geliştirmeye çalışır. Biyonikçilerin ağzıyla biyologlar yaş işlerle, teknik mühendisleriyse, kuru işlerle uğraşır.
Biyoniğin sınırları içinde öteki bilim uzmanlarının önemli rolleri vardır. İnsan vücudunun incelenmesi ve yapay organların doğal örneklerine benzetilmesinde hekimlerin payı büyüktür. Matematikçiler, kendi açılarından inceledikleri doğal sistemleri kesin sayı ve biçimlere dönüştürerek bunları biyoniğin hizmetine sunar. Bunun yanısıra elektronik, nükleer enerji, kimya, metalürji ve öteki uzmanlık dallan da biyoniğe katkıda bulunur. Böylece bir bilim içinde birçok bilim “biraraya” gelmiş olur.

Yorum yazın