Bilinç Nedir

Bilinç Nedir

İnsanlığın ayırdedici özelliklerinden biri, öteki yaratıklar sadece edimlerde bulunurken, onun kendi edimleri üzerinde düşünmesidir. İnsan, bebeklik evresini geçtikten sonra kendi kendinin bilincinde olma yetisi kazanır. Her bireyin kendi bilinci olduğuna göre, bireyler sadece görünüş ve beden yapısı bakımından değil, ama hiç kimseyle bütünüyle paylaşılamayan, kesintisiz bir bilince sahip oluşları bakımından da, «tek»tirler.

Kendi-Kendinin Bilincinde-Olma

İncil’deki «Cennet» öyküsünde (1), insanın kendi-kendinin-bilin-cine varması, elmayı yiyerek cennetten kovulmasıyla simgelenir. Bu öykünün temelinde, kendi-kendinin-bilincinde olma’nm, pek istenir bir ğey olmadığı düşüncesi yatmaktadır. Gerçekten de insan «kendiliğinden» (spontaneous) davranırsa çok daha fazla haz duyacağı durumlarda kendi-kendinin-bilincinde olma’si; kendi bireysel çıkarları doğrultusunda davrandığında ise ya başkaları tarafından suçlanması yada kendi kendine suçluluk duygusuna kapılması, kendi-kendinin-bilincinde-olma’nın, büyük bir nimet olmadığını gösterir.
Sonuç olarak, insanı öteki yaratıklardan ayıran kendini bilme özelliği, ahlakı ve öteki yaratıklar için sözkonusu olmayan suçluluk ve pişmanlık duygularını doğurur. Öykünün bir yönü de, insanın bir zamanlar masum, suç işleme yeteneğinden yoksun, bilinçsiz ve aldatmacadan habersiz olduğudur; hristiyanlıktaki ilk günah ve cennetten kovulma düşüncesi bundan sonra gelir. Bunun yanısıra da, insanın gelecekte bir gün, bu yada başka bir dünyada bir yücelmişlik konumuna erişeceği, bilincin, kendi-kendinin-bilincinde-olma’dan ve bencillikten arınacağı umudu vardır.

İnsanın, çevresini öteki hayvanvanlarla karşılaştırılamayacak ölçüde bilmesini ve denetlemesini sağlayan kendine özgü, kendinin ve çevresindeki dünyaya ilişkisinin bilincinde olma yeteneği, yalnızca kendi bireysel varlığının değil, bu varlığın geçiciliğinin de farkında olmasından doğmuştur. İnsanın kendi geçmişine duyduğu ilgi, onun mit’ler yaratmasına, ve tarih yazmasına neden olduysa, geleceğine duyduğu ilgi de onun, ölümünden sonra kalacağını umduğu anıtlar  yapmasına neden olmuştur. Geçmişe ve geleceğe duyulan bu ilgi, işte bu bilinçten doğar. Ayrıca, insan, ünlü olmaya ve kendi soyunu sürdürecek, adını uzak geleceğe taşıyacak çocuklara sahip olmaya itilir. Din, tarih, yurtseverlik, milliyetçilik ve atalara tapınmanın geçerliliği ve çekiciliği, büyük ölçüde, insanın, ölümlülüğü konusundaki tedirgin bilincini rahatlatmaya yönelik olmalarındandır.

 

Yalnızlık ve Kendi-Kendinin-Bilincinde-Olma

Her bireyin bilincinin kendine özgü olduğuna ve hiç kimseyle tümüyle paylaşılamadığına göre, her insanın kendini bir birey olarak tanıması, onun yalnız olduğunu bilmesini de birlikte getirir. Şimdi yaşantılarını paylaşabileceği dostları olsa bile, günün birinde yalnız kalacağı koşullar ortaya çıkabilir. Bir birey, kendi bireyselliğinin ve tekliğinin bilincine ne kadar çok varırsa, tek başınalığının ve yalnızlığının da o kadar farkında olur.

Eğitim ve kültürün, kendi-kendinin-bilincinde-olma’nın ve bireyselliğinin gelişimine büyük değer verdiği ve toplumun organik bir

topluluk değil de, ayrı ayrı bireylerin biraraya gelişi olarak anlaşıldığı çağımız uygarlığında, iletişim yöntemleri bilimsel çalışmaların önemli bir amacı durumuna gelmiştir. Sözgelimi aşk , yani benlikler arasındaki sınırların inanılmaz bir biçimde erimiş gözüktüğü durum, en çok istenen deney biçimi olmuştur. Kendi-kendinin-bilincinde-olmaya daha az olanak tanıyan başka toplumlarda, insanlar, çok ender olarak âşık olurlar; âşık olanlarsa, toplumsal yaşam için birer tehlike sayılırlar.

Birçok kişi, kendi-kendinin-bilincinde-olma’nın, benliklerinin tümünü kapsamadığını ve yaptıkları şeylerin gizemli güçler tarafından da yönetildiğini düşünürler. Bazen bu güçler de benliğin içinde, ama bilinç için ulaşılmaz olarak algılanır. Bu güçler, geçmişte, ruhlar yada şeytanlar olarak tanımlanmıştır; çağdaş ruhbilimsel dilde ise, bireyi içten iten ve hiçbir zaman tümüyle bilemediği yada denetleyemediği güdüler olarak tanımlanır.
Bu görüşe göre insan, tam bir bilgiye yada denetime sahip olmadığı bir atın binicisi gibidir. Bazen binici ve at uyumlu biçimde birlikte hareket edebilir, bazen binici atı istemediği bir yönde gitmeye zorlayabilir, ama bazen de at tarafından sürüklenir. Başka bir deyişle, bazen kendiliğinden davranır ve kendimizi kendi benliğimizle uyum içinde hissederiz, bazen başarıyla kendi kendimizi denetler; ama bazen de sürüklenir ve gerçekten yapmak istemediğimiz şeyleri yaparız.

Kader yada Alınyazısı

Bu güçler benliğin dışında düşünüldükleri zaman, soyut olarak, ya kader , ya yıldızların etkileri, yada daha kişisel olarak, bireylerin almyazılarına doğrudan karışan yada onları denetleyen tanrılar olarak görülürler. İnsan doğasının toplumsal ve tarihsel güçler tarafından belirlendiğini söylemek, bu güçlerin insan doğasını ve yaşam biçimini dıştan etkilediğini  ifâde etmek daha tutarlı bir görüştür.

Büyük ayrımlardan biri insanın, kendi içindeki güçler tarafından yönetildiğine inanarak ruhbilimsel açıklamalardan yana olanlarla, onun dış koşullar tarafından belirlendiğine inanarak tarihsel ve toplumsal açıklamalardan yana olanlar arasındadır.

Yorum yazın