Anatomi Nedir

Anatomi Nedir

Anatomi sözcüğü, Yunancada “doğramak” anlamına gelen sözcüklerden türetilmiştir, önceleri anatomiden, sözcüğün tam karşılığı olan hayvan ve insan ölülerinin doğranarak vücut yapılarının incelenmesi anlaşılmaktaydı. Ancak bugün anatominin anlamı değişiktir. Anatomi kısaca hayvansal ve bitkisel canlıların yapısını inceleyen bilim olarak tanımlanabilir.

Vücut yapısının incelenmesinde bugün yalnız bıçak kullanılmamaktadır. Bilginler mikroskoptan fotoğraf ve sinema makinesinden yararlanmaktadırlar. Deriyi ve dokuları kesmeye gerek kalmadan, X ışınlarının yardımıyle vücudun iç organları İncelenmektedir. Bazı durumlarda vücudun belirli kısımlarının incelenmesinde radyoaktif maddeler bile kullanılmaktadır.

İnsan vücudu bütünüyle deri ile kaplıdır. Vücudun iç -organlarının şeklinin, yerinin ve çalışma özelliklerinin anlaşılabilmesinin bir yolu, ölmüş bir kimsenin vücudunun incelenmesidir. Derinin yarılarak vücut iç yapısının incelenmesine açımlama (teşrih) adı verilir.

Anatomi NedirAçımlama, önceleri insan vücudu yerine ölü hayvanlara uygulanmaktaydı, örneğin, domuz, köpek ve maymun gibi çeşitli hayvanların iç yapısının incelenmesi eski Yunanlılar tarafından bilinmekteydi. Bu tür anatomiye “karşılaştırmalı anatomi” adı verilir. Eski Yunan uygarlığının en büyük bilim adamlarından biri olan Aristoteles bir fizikçinin oğluydu. Aristoteles, M.ö. 350 yılında hayvan ve balıkların iç yapılarını incelemişti. Bu çalışmalarıyle mide ve bağırsakları, kan damarlarını ve iç üreme organlarını tanımlamıştı. Aristoteles karşılaştırmalı anatominin babası sayılmaktadır.
Aristoteles’den 50 yıl sonra, eski Mısır’ın İskenderiye kentinde Herophilus adında bir bilgin, büyük bir kalabalığın önünde ilk olarak ölü bir insanın vücudunu açtı. Üzerinde inceleme yapılan ceset, ölüm cezasına mahkûm edilmiş bir suçlunundu. Herophilus beyin ve sinirler üzerine ilginç araştırmalar yapmıştı. Eski çağlarda yaşayan bir başka bilgin ise Bergamalı Galenus’du. M.ö. ikinci yüzyılda yaşamış olan Galenus, hayvanlar üzerinde inceleme yapmış ve insan iskeletini oluşturan kemikleri incelemişti.

Galenus’dan sonra ve bütün Orta Çağ boyunca insan vücudu üzerinde çalışmaların yasaklanması nedeniyle anatomi alanında elde edilen bilgiler unutulmuştur. XVI. yüzyılın başlarında çalışmalar yeniden başlamış, özellikle Leonardo da Vinci insan ve hayvan vücutlarını incelemiştir.

Modern anatomi ise, Andréas Vesalius ile başlar. Vesalius, 1530 yılında Brüksel’den İtalya’daki Padova Üniversitesine gelerek burada öğrenime başladı, ölü insan vücudu üzerinde bilimsel çalışmalar yaparak elde ettiği bilgileri özenle not etti.

Yüz yıl kadar sonra bir İngiliz doktoru olan William Harvey, kanın kalp ve damarlar yolu ile vücut içinde nasıl dolaşım yaptığını ortaya koyan ünlü deneylerini gerçekleştirdi. Bu deneyler vücut organlarının yapısı hakkında bilgi anlamına gelen anatomi ile organların kendine özgü işlemlerini inceleyen fizyoloji arasında atılan iik köprüyü oluşturdu.

On sekiz ve on dokuzuncu yüzyıllarda kan dolaşım sistemi hakkında yeni yeni bilgiler edinildi. Bilim adamları, daha sonra vücut içinde çeşitli işlevler yerine getiren başka sistemlerin olduğunu ortaya çıkardılar. Düşünme ve duymanın sinir sistemi ile yönlendirildiği ortaya kondu. Sinir sistemi beyin, omurilik ve bütün sinirlerden oluşur. Oksijenin vücut içine alınması ve karbon dioksi-tin dışarı atılması işlemi “soiunum sistemi” tarafından yapılır. Solunum sistemi ise ağız ve burun, nefes borusu, akciğerler, diyafram ve kaburga kemiğinden oluşur. Bütün bu organlar ve pompa gibi çalışarak havayı vücut içine alıp vücut dışına atarlar.

Sindirim sistemi yiyeceğin alınması ve mide ve bağırsaklarda sindirilmesi işlevini yerine getirir. Besin maddeleri ancak sindirimden sonra vücut dokularınca kullanılabilir. Üreme sistemi, üreme organları tarafından oluşturulur. Üreme sistemi, erkeklerde spermatozoit, dişilerde ise yumurta üretir. Spermatozoitlerin yumurtanın içine girmesi sonunda yumurta aşılanır. Annenin üreme sistemi, aynı zamanda bebeğin besin maddelerini sağlayacak şekildedir.

Vücut, iskelet sistemi ile ayakta durur, iskelet sistemi de vücuttaki kemikler, kaslar ve bunları hareket ettiren sinirlerden oluşur.

İnsan anatomisi ile hayvan anatomisi karşılaştırılırsa her ikisinde de birçok organın birbirine benzemekte olduğu ve hemen hemen aynı işlevi yerine getirdiği görülür. Hayvanların büyük bir kısmı ile insan, omurgalı canlılardır. Omurgalıların en büyük özelliği sırt bölümünde, omurlardan meydana gelen ve omurga (belkemiği) adını taşıyan bir kemiğe sahip olmalarıdır. Gelişmiş omurgalılarda vücut yapısı birbirine bir hayli benzer. Bunların hepsinde bir göğüs boşluğu ile içinde mide ve bağırsakların bulunduğu karın boşluğu vardır.

Vücudun çok küçük organlarının incelenmesine mikroskopik anatomi adı verilir. Bu bilim dalını, on yedinci yüzyılda yaşamış olan Hollandalı bilim adamı Anton van Leeuwenhoek kurmuştur. Bugün çok yüksek büyütme gücü olan elektronik mikroskoplarla vücudun en küçük ayrıntıları İncelenmektedir.

X- ışınlarının ve radyoaktif maddelerin anatominin gelişmesinde önemli katkıları olmuştur. X-ışıniarı ile doktorlar hastanın iç organlarını görme olanağını elde etmiştir. Nefes alma sırasında kalbin, veya sindirim sırasında midenin hareketleri bu şekilde incelenebilir. Kemikler de X- ışınları ile rahatlıkla incelenir.

Organik canlıların yapısı ile, bu yapıyı meydana getiren organları inceleyen bilim dalıdır. Anatominin tıpta büyük yeri vardır.

Çok eski zamanlarda bile, doktorlar vücuttaki hastalıkları iyi etmek İçin, her. şeyden önce insan vücudunu iyice tanımak gerektiğini biliyorlardı. Ancak, insan vücudunu kesip biçmek o çağlarda pek iyi karşılanmadığından, incelemeleri daha çok köpek, maymun gibi hayvanlar üzerinde yapmak zorunda kalıyorlardı.

M.ö. 300 yıllarına doğru, ilk kez İskenderiye Okulu’nda insan vücudunun da kesilip biçilmesine müsaade edildiğini görüyoruz. Bu araştırmalar canilerin cesetleri üzerinde yapılıyordu. Bu sayede anatomi biliminde birtakım ilerlemeler kaydedilmişse de, insan vücudunun kesilmesine daha 2000 yıl süreyle müsaade edilmemesi yüzünden, çalışma-, lar pek yavaş ilerleyebilmiştlr.

Eski Yunanistan’ın ünlü hekimlerinden Bergama’n Galen’ln (M.S. 130-200) anatomi üzerine yazdığı eserler, XVI. yüzyıla kadar hekimlere ışık tutmuştur. Ortaçağ’da ise, insan vücudunun kesilmesinin günah olduğu kanısı daha da kuvvetlenmiş, bu da, anatomi biliminin ilerlemesine engel olmuştur. Bu arada, Belçikalı hekim Vesalius (1514 -1584), Louvaln ve Paris üniversitelerini bitirdikten sonra, Venedik’e’ geçti. Burada daha kolay çalışabileceğini umuyordu. Venedik’te yerleştikten sonra, insan vücudunu kesip biçerek, araştırmalar yapmaya koyuldu. Bu çalışmalar sayesinde, anatomi bilimi hızla ilerlemeye başladı. Vesalius, Yunanlı bilgin Galen’in eserlerinde birçok yanlışlıklar bulup düzeltti. Daha ylrmiiki yaşındayken de, İtalya’nın Padua üniversitesinde anatomi profesörü oldu. Bu üniversitenin ünü, kısa zamanda bütün Avrupa’ya yayıldı; Avrupa’nın dört yanından Padua üniversitesine öğrenciler akın etmeye başladı. Bunlar arasında İngiltere’den gelen William Harvey (1578 – 1657) çok dikkati çekiyordu. Nitekim, kanın vücuttaki dolaşımını ilk bulan da o oldu (1628).

Anatomi üzerindeki çalışmalar, Vesalius’ tan sonra da sürdü. Fallopius İle Eustachius, bugünkü anatomi biliminin temellerinin atılmasında büyük rol oynadılar. XIX. yüzyıl da, Fransız bilginlerinden Cuvier ile Bichat, anatomi alanında birçok İncelemeler yaptılar. Bu arada, X ışınlarının keşfi de, anatomi alanında daha geniş İncelemeler yapılmasını sağladı. Artık anatomi çalışmaları yalnız kadavralar üzerinde değil, X ışınları sayesinde canlı vücutlar üzerinde de yapılabiliyordu.

Konusu sağlarti organlar olan anatomiye normal anatomi, konusu hasta organlar olan anatomiye ise patolojik anatomi adı verilir.

Anatomi öğrenimi iki dala ayrılır : 1) Tasvirî (deskriptlf) Anatomi; 2) Topografik Anatomi. Tasvirî anatomi bir organıatıp onun anatomik yapısın, öğrenmek, topografik anatomi bir bölgenin anatomisini çizmektir.

Anatomi ayrıca, makroskoplk, mikrosko-plk diye de iki ana bölüme ayrılır. Normak mlkroskopik anatomi, genellikle “Histoloji” adı altında, ayrı bir bilim dalı olarak okutulur.

Yurdumuzda Batı anlamında ilk anatomi profesörü Mazhar Paşa’dır. O zamana kadar anatomi ancak kuramsal olarak okutuluyordu; Mazhar Paşa’nın çabaları sayesinde, kadavra üzerinde, uygulamalı anatomi okutulmaya başlandı. Mazhar Paşa, ayrıca, Tıbbı-ye’nln Haydarpaşa’daki binasına ek olarak mükemmel bir teşrihhane (anatomi labora-* tuvarı) da yaptırmıştır. Gerek tasvirî, gerekse topografik anatomi üzerinde, ciltler tutan önemli eserler yazmıştır.

Etiketler: , , ,

Yorum yazın