Ağzımız ve Biz

Ağzımız ve Biz

Konuşurken yersiz bir söz ettiğinizde babanız, sizi “ağzından çıkanı kulağın duysun” diyerek uyarır.
Eğer gürültülü ve çabuk konuşan, tutarsız sözler söyleyen biriyseniz size “ağzı kalabalık” derler.
Yemek yerken, anneniz, sorduğu soruya bir karşılık vermek için ağzınızı açtığınızda, “Ağzın doluyken konuşma” diyerek sizi eleştirir.
İnsanlar bir şeyden hoşlanmadıklarında ya da sinirlendiklerinde ağızlarını, yüzlerini buruştururlar. Ağız yaşamımızda önemli bir yer tutar. Pek çok kişi uyanık oldukları sürece şu ya da bu biçimde ağızlarını kullanırlar. Yeni doğmuş bir bebek bile beslenmek, soluk almak ve ağlamak için ağzını kullanma gereksinmesini duyar.
Ağız ilgi çeken bir organdır. Bir an için, ağzınız olmasaydı ne yapardınız, bir düşünün; öncelikle, seslerin çıkacağı bir yer olmadığı için konuşamazdınız. Konuşamayınca da ne istediğinizi anlatamazdınız. Yolda, bir çukura düşmemesi için arkadaşınızı uyaramaz ya da aynı hafta içinde okula niçin üçüncü kez geç kaldığınızı açıklayamazdınız. Ağzınız olmasaydı yemek yiyemezdiniz, vücudunuzun büyümesini, sağlıklı olmasını sağlayacak tüm besin gereksinmenizi iğne yaparak da almanız mümkün olabilirdi ama, kütür kütür bir elmayı ısırma, ekşi turşuları tatma ya da dondurmanın serinliğini duyma zevklerinden gene de uzak kalırdınız.
Nezleden burnunuz tıkandığında ağzınız olmasa nefes alamazdınız. Belki gözlerinizden heyecan, mutluluk, öfke ya da mutsuzluk okunabilir ama duygularınıza uygun olarak kenarları aşağı ya da yukarı kıvrılan bir ağız bütün bunları daha kolay ifade edecektir.
Peki bunca önemli işlevi yerine getiren bu “ağız” denen şey nedir? İçinde neler olup bitmektedir? Söze, ağzınızın başınızda bulunduğunu belirtmekle başlayalım.

Yorum yazın