Su kemeri Nedir

Su kemeri Nedir – Su kemeri Ne işe yarar – Su kemeri Çalışma prensibi

su kemeri, akedük (Latince aquaeductus: aqua, “su” ve ducere, “yol göstermek”) olarak da bilinir, bir suyolunun çukur bir alan ya da vadiyi geçmesini sağlayan yapı.

Eski Romalılar Antik Çağdaki en önemli su kemeri yapımcılarıdır. Ama onlardan yüzlerce yıl önce Pers, Hint ve Eski Mısır uygarlıklarıyla başka Ortadoğu ülkelerinde de benzer sistemler kullanılmıştır. İÖ y. 691’de, Asurluların Ninive kentine içme suyu getirmek için inşa ettikleri kireçtaşından su kemeri Eski Romalılarınkileri andırır. Bir vadiyi geçen, 10 m yüksekliğinde ve 275 m uzunluğundaki bu suyolunu yapmak için yaklaşık 2 milyon tane büyük taş blok kullanılmıştır.

Roma imparatorluğu’nun başkentine hizmet veren ayrıntılı sistem ise bugün bile önemli bir mühendislik başarısı sayılmaktadır. Beş yüz yılı aşan bir dönem boyunca (İÖ 312 – İS 226) Roma kentine, 92 km’yi bulan uzaklıklardan su getirmek için 11 su kemeri inşa edilmişti. Bunların bazısı bugün hâlâ kullanılmaktadır. Roma su kemeri sisteminin yalnızca bir bölümü (118 km’de 48 km) gerçekten taş kemerlerle vadileri aşıyordu; gerisi ise, künklerden yapılmış yeraltı suyollarından oluşuyordu. Bu künkler çoğunlukla taş ve pişmiş topraktan yapılmıştı; ama ahşap, deri, kurşun ya da tunçtan künkler de vardı. Su kente yalnızca yerçekimi kuvvetiyle ulaşıyor ve genellikle kent içindeki bir dizi dağıtım deposundan geçiyordu. Genel olarak depo edilmeyen suyun fazlası lağımları temizlemede kullanılıyordu. Roma’nın ünlü çeşmelerine de bu sistemle su sağlanıyordu.

Eski Roma su kemerleri imparatorluğun her yanında inşa edilmişti; Yunanistan, İtalya, Fransa, Ispanya, Kuzey Afrika ve Anadolu’da pek çok yerde bu tür kemerlere rastlanmaktadır. Merkezî yönetim 4. ve 5. yüzyıllarda gücünü yitirince bu sistemler de bozuldu. Su kemerleri, ortaçağda Avrupa’ nın batısındaki ülkelerde kullanılmaz oldu; insanlar sularını gene kuyulardan ve yerel akarsulardan sağlamaya başladılar. Manastırların çevresinde küçük boyutlu sistemler kuruldu. 14. yüzyılda, o zaman için büyük bir nüfusu (40 bin) olan Brugge kentinde, suyun çarklı bir zincire tutturulmuş kovalarla büyük bir sarnıçtan alınıp yeraltı kanallarıyla kente dağıtıldığı bir sistem geliştirilmişti.

Rönesans’tan başlayarak suyun kente dağıtılmasını sağlayan sistemlerdeki en önemli ilerlemeler, pompaların ve künk malzemelerinin yetkinleşmesi oldu. 16. yüzyılın sonunda Londra’da, Londra Köprüsü’nün altında yerleştirilmiş beş sudolabıyla kente su pompalayan bir sistem vardı; Paris’teki Pont-Neuf’te de dakikada 454 litre su dağıtabilen buna benzer bir aygıt bulunuyordu. Sonraki yüzyılda her iki kente de daha uzak yerlerden su getirmek gerekti. Özel bir şirket 60 km kadar uzaktaki Chadwell Irmağından Londra’ya kadar, 200’den fazla küçük ahşap köprünün yer aldığı bir suyolu inşa etti. Fransa’daki bir şirket de, bir tepeyi aşarak Marly’den su getirmek için pompa ve su kemerlerinden oluşan bir sistem geliştirdi.

18. ve 19. yüzyıllardaki en önemli yeniliklerden biri buharlı pompaların ortaya çıkması ve basınçlı sistemlerin geliştirilmesi oldu. Basınçlı su pompalamanın en önemli yararı, arazinin eğim çizgilerini izleyen bir sistemin inşa edilmesine olanak vermesiydi. Daha önceki, kendi kendine akan sistemlerde değişik yüzey şekilleri üstünde belirli eğimlerin korunması gerekiyordu. Basınçlı dağıtım daha iyi künk malzemesi gerekliliğini de ortaya çıkardı. 1855’te ABD’de, santimetre karede 12 kg’ye kadar basınca dayanabilen ahşap künklerin patenti alındı. Bunlar asfalt kaplanarak yalıtılmış ve metal kuşaklarla sağlamlaştırılmıştı. Ancak çok geçmeden ahşabın yerini önce dökme demir, sonra da çelik aldı. 20. yüzyılın başlarında, yükseltilmiş kaynaklardan sifonlama basıncıyla su çeken kanalların yapımında betonarme yeğlenmeye başladı.

Yorum yazın