Yunan Mimarisi

Yunan Mimarisi – Yunan Mimarlığı Hakkında Bilgiler

“Yunan Mimarlığı” denince akla genellikle hemen Partenon gelir. Partenon ise, hepimizin bildiği gibi her devirde mimarinin doruk noktalarından biri olarak düşünülegelmiştir. Diyeceksiniz ki, günümüz sorunları ile yakından ilgilenen mimarların Partenon ile ne ilgileri olabilir. Partenon, gidilip görülmeye değer eski bir yapı olmanın ötesinde bizce ne anlam taşımaktadır? Bu soruları şu sözcüklerin anlamlarına değindikten sonra yanıtlamaya çalışalım: Atina Akropolü üzerindeki Partenon ne demektir? ‘Partenon” erden tanrıçanın tapınağı; “Akropolis” yüksek- kent anlamına gelmektedir. Yüksek kent Yunanlıların tepelere kurdukları, surlarla çevrili yerlere verdikleri addır. “Atina” Erden Tanrıça Athene Pallas adına kurulan kentin adıdır. İşte Partenon’ da bu tanrıçanın bir heykeli bulunmaktaydı. Şimdi birkaç ipucu elde etmiş bulunmaktayız; Partenon Yunan dünyasının en önemli ve en ilerlemiş kentinin baş tapınağıdır. Dahası, Yunan sanatı ve uygarlığını simgeleyebilecek en iyi örnektir. Yapıldığı yıllarda (İ.Ö. 447 – 432) ve klasik çağın sonuna dek mimaride Dor düzeninin ulaştığı en yüksek nokta olmuştur. Ondan sonraki hiçbir yapı bu düzeye ulaşamamıştır.

DOR, İYON VE KORİNT DÜZENLERİ
Partenon’un mimarları Kallikrates ve İktinus, Dor düzeninin oranlarından başarı ile yararlanmışlardır! Yunan mimari düzenlerinin en eskisi olan Dor düzeni, Dor sütununun oranlarına dayanmaktaydı. Bugün yıkıntı durumunda olan Partenon’u, Delfi Agrigentum ve Paxestum’da bulunan Dor düzenli yapılarla kıyasladığımızda onun sahip olduğu eşsiz nitelikleri kolayca görebilirsiniz. Ne var ki, Partenon yalnızca teknik özellikler açısından incelendiğinde günümüz sorunlarından hiçbirine çözüm getirmeyecektir. Çünkü günümüz mimarisinde ne planın ne de süsleyici amaçla kullanılan bezek ve frizlerin yeri vardır. Ancak işlevine uyması ve biçiminin güzel olması nedeniyle Partenon, mimarın hem inşaatçı, hem de sanatçı olarak sahip olduğu gücü toplum ile birleştirmesinin en güzel bir örneğini oluşturmaktadır. 2400 yıl sonra bile günümüz mimarlarının ilgisini çeken Partenon’un nitelikleridir. Yunanlıların kullandığı öteki iki düzen, İyon ve Korint düzenleridir.İlk kez İ.Ö. VI. yüzyılda görülen İyon düzeni adını çıkış yeri olan Batı Anadolu ile Ege Denizi’nîn doğu adaları ve kentlerinden almıştır. Korint düzeni ise, V. yüzyılda çıkmış ve adını Korint kentinden almıştır. İyon düzeni, Dor düzeninden daha ince görünümlüdür. Daha ince sütunları, yük taşıma kapasitesi bakımından da dayanıklıdır. Korint düzeni sonuncu ve süslü düzendir. Bu düzeni Romalılar benimsemiş ve yaygın biçimde kullanmışlardır. Korint düzeni, İyon düzeninin silindir biçimiyle yaprak bezemeli sütun başlıklarında görülen ilkel yapı yöntemlerinin bir karışımıdır.

YUNAN KENTİ
Atina’daki Partenon’un yapımı sona erdiğinde, Yunan Kent devletlerindeki mimari büyük bir yol almıştı. Ancak ilerlemeler hâlâ yalnızca büyük dinsel yapılara uygulanmaktaydı. Evler ise yalındı. Kerpiç ve ahşap karışımından yapılmaktaydılar. Bundan sonraki yüzyılda kent devletleri,iç savaşlar yüzünden güçlerini yitirdi ve ardından Makedonya İmparatorluğunun siyasal etkisine bağlandı. Bu imparatorluk dönemi, büyük mimarlık etkinliğinin başladığı bir dönem oldu. Büyük taş tiyatrolar bu dönemin ürünüdür. Bu tiyatrolardan günümüze kalanlar içinde belki de en güzeli Epidorüs tiyatrosudur. İ.Ö.350 yıllarında yapılan bu tiyatro ince bir geometrik plana ve üstün nitelikte bir yankılanma düzenine sahiptir. Yine bu yüzyılda ızgara planlı, taş döşeli sokaklara ve iyi birer akaçlama düzenine sahip olan yeni kentler kuruldu. Özellikle sivil mimari büyük gelişmeler gösterdi.
HE LLEN İSTİK DÖNEM Büyük İskender’in ordusu Ortadoğu ve Mısır’a Yunan yaşam biçimini de beraberinde götürdü. Büyük İskender’in imparatorluk sınırları içine giren ülkelerde kurulan yeni kentlerde Yunan planları uygulanırdı. Örneğin, Mısır’daki İskenderiye, Yunan ızgara planına göre kurulmuş yeni bir kentti. Asya ve Afrika’da kurulan daha küçük kentlerin tümünün de Yunan biçiminde agorası (pazaryeri), tiyatrosu, stadyumu, jimnazyumu ve hamamı vardı. Bununla birlikte yöneticilerin zengin ve gösterişe düşkün oluşları, yapıların giderek daha anıtsal bir nitelik almasına ve aslında yapı işlevi olan unsurların süsleyici amaçla kullanılmasına yol açtı. Duvarlara bitiştirilen sütunlar (yapışık sütunlar ve dörtköşeli plasterler taşıyıcı olmaktan çokjSÜsleyici nitelikteydiler. Klasik düzenler için saptanmış olan kurallara bağlılık gevşemiş ve bu eğilim içinde Korint düzeni en benimsenen bir düzen olmuştu, önemli denebilecek tek yapısal gelişme belki de Mezopotarrıyalı mimarlar ile olan ilişkiler sonucu kemerin kullanıl- masıydı. Bu kemer yarım daire biçimindeki ah-
şap bir iskelet üzerinde, bir dizi sivri taşın oturtulmasıyla oluşmaktaydı. Taşların dizimi bitince ahşap iskelet sökülüyor ve taşlar sağlam biçimde yerlerinde kalıyordu. Bu gelişmeler Romalıların ellerinde daha da değerlenecek ve antik dünyanın en etkileyici yapıtlarından birkaçının gerçekleştirilmesini olanaklı kılacaktı. Yunan sanat ve uygarlığında gözlenen yaratıcılığın bu son evresine Hellenistik Dönem adı verilmiştir.

KLASİK DÖNEMİN KALITI
Romalılar, imparatorluk için Yunan uygarlığının biçimsel görünüşünü almışlar, ama kendileri için Yunan mimari üslubunu benimsemişlerdi. Aslında bu, 500 yıldır süregelen bir uygulamanın sonucu idi. İtalya’da Rönesans mimar ve ressamları İ.S. XV. yüzyılda klasik Yunan sanatının değerlerini yeniden bulup ortaya koymuşlardı. Bunlar işe önce Roma – Yunan bileşimi bir açıdan baktılar. Mimarlıktaki tarihsel gelişimin bilincine varmaksızın klasik düzen kurallarını olduğu gibi benimseyip uyguladılar. İyi bir mimari yaratabilmek için klasik düzenlerin uygulanması gerektiği inancı yaygınlaştı. Rönesans ve Barok Çağını etkisi altına alan bu klasik biçimler XVIII. ve XIX. yüzyıllarda Yeni Klasikçilik akımı ile doruğa erişecekti.

Yorum yazın