Taş Devri Mimarisi ve Kemerin Bulunuşu

Taş Devri Mimarisi ve Kemerin Bulunuşu Hakkında Bilgiler

İlk insanlar, Belki de bir buçuk milyon yıl süreyle yaşamlarını sürdürebilmek için doğanın onlara sağladığı kovuk ve mağara gibi barınakları kullanmışlardı. Zamanla insanın gözlem ve denemeleri gelişti. Bunun sonunda, taş aletler yapmaya başladı. Bu aletlerle çevresindeki doğal gereçleri biçimlendirmeyi öğrendi. Barınak yapımında kullanmak için ağaçları kesti, bunlardan yapı elemanları elde etti. Sonra daha gelişkin aletlerle taşı işleyerek yeni bir yapıcılık denemesine girdi.
Eldeki incelemelerden anlaşıldığına göre, insanı taş yapılar yapmaya iten güç, yalnızca içinde yaşadığı ahşap ya da kerpiç evini daha sağlam ve dayanıklı olanıyla değiştirme isteği değildi. Bu insanlar kendi evlerinden çok, dinsel törenlerini yaptıkları yerin daha kalıcı olmasını istemekteydiler. Akdeniz ve batı Avrupa’da Erken Tunç Çağının başlaması genellikle megalit anıtların dikilmesiyle simgelenmektedir. İnsanı şaşkına çevirecek denli büyük olan bu dikili taşları yerlerinden alıp çok uzaklara taşımak zorunluğu vardı. (Büyük Britanya’daki Stonehenge’de üç ayrı anıtın izleri vardır). Kimi taşlar işlenmeden oldukları gibi dikilmişler, kimi ise taştan gereçlerle çok iyi işlenmişlerdir. Dikilitaş alanının çevresine dizilen mezar odalarının ve odalara geçişi sağlayan geçitlerin üzerindeki toprağın ağırlığına dayanmaları için üzerlerinin sağlamca örtülmesi ve duvarlarla çevrilmesi zorunluydu. Böylece, bir yandan ölüye sağlam bir yer yapmak amaçlanırken, öte yandan da bir çok temel mühendislik sorunu da çözülmüş oluyordu. Üzerlerindeki toprağın kalkmasıyla ortaya çıkan, iki dikmenin üzerine konan düz bir taştan oluşan delmeler, İngiltere, İrlanda ve diğer ülkelerde bugün bile görülmektedir.
Taş evlerin yapımı çok daha sonraki dönemlerden başlamıştır. Göl yatağına dikilen direkler üzerine kurulan daha sağlam kulübeler ilk insanları ormanın tehlikelerinden biraz olsun uzaklaştırmıştı. Asya ve Afrika’nın bazı bölgelerinde bugün de bu yapı türünden yararlanılmaktadır. Taşın bir yapı malzemesi olarak kullanılmasında, insan yapısı mağaraların da rolü büyüktür. Sanırız kayaların oyulmaları ve güvenli bir barınağa dönüştürülmeleri için gereken beceri elde edilirken, insanın taşı işleme bilgisi de artmıştır.

TAŞ İŞLEME GEREÇLERİ
İlk insanların yaptığı ilk aletler, taş baltalar ve ağaçtan kamalar olmalıydı. Büyük taş kitlelerini taşımak için kendi yaptıkları eğimlerden, belki de yuvarlak ağaç kütüklerinden yararlanmaktaydılar. Bu insanların sınırsız sabır ve güç sahibi olduklarını düşünebiliriz. Megalitik yerleşmelere bakıldığında, sokaklarım ve yerleşme alanlarının çevresini çevirirken ne yapmak istedikleri açıkça görülmektedir. Sağladıkları simetri, denge ve yapısal sağlamlığına değin, içinde bulundukları mekanik güçlükler dikkate alınırsa, daha iyi anlaşılır. Koca taş blokların birleştirici bir madde kullanılmaksızın son derece düzgün biçimde tutturularak örülmesi insanda şaşkınlık uyandırır. Bu ince ve sağlam işçilik And’lardaki İnka’lardan önceki kalıntılarda da görülmektedir.

KEMERİN BULUNUŞU
Denemeler sonucu, taşlar biçimlendirilerek değişik düzende yeni örgü yöntemleri geliştirildi. Artık eskisinden daha yüksek duvarlar örme ve daha geniş alanları örtme olanakları belirmişti. Uçları ortada bir açı yapacak biçimde birleşen iki taşı birbirine dayayan Taş Devri ustaları, böylece girişin hem baş değmeyecek kadar yükseldiğini ve hem de üstteki ağırlığın taşıyıcı ayaklara bindirildiğini gördüler. Oysa, eskiden taşıyıcı ayaklar üzerine uzun bir taş lento konulmaktaydı. Bu durumda üstteki tüm ağırlık bunun üzerine binmekte, böylece lentonun zayıf bir noktadan her an kırılma tehlikesi bulunmaktaydı.


PETEK YAPILAR

Duvarın üst sıralarında yer alan bazı taş blokların dışarı taşacak biçimde yerleştirilmesi üstteki kitleleri ya da kirişleri taşımak için bulunan bir yöntemdir. Dışa doğru çıkıntı yapan bu bloklar, yeni önemli bir teknik ilerlemenin temelini oluşturmuştur. Taş devri yapıcıları şunu bulmuşlardı: Eğer, daire biçimli bir taş duvar üst üste dizilirken içe doğru çıkıntılı biçimde yapılırsa, yükseldikçe daireler küçülmekte ve sonunda ortaya peteğe benzer bir örüntü çıkmaktadır. Bu tür yapılar tunç çağında Akdeniz ülkelerinde yaygın biçimde kullanılmaktaydı.
Bugün bile, Balkanlarda ve Sardunya’da bu geleneğe uygun biçimde yapılmış “trulli” diye adlandırılan yapılara rastlanmaktadır.
Sonra birinin aklına bu eğimli yapı ile çıkıntılı çatıyı birleştirmek gelmiş olmalı. Orta Amerika’daki Maya uygarlığına ait bazı tapınaklarda bu birleştirmenin nasıl yapıldığı görülebilir. Bu tapınaklarda taş sütunların üzerinde yer alan duvarlar, içe doğru taşırılarak örülmüş ve sütunlar üzerinde birleştirilmiştir. İki sütun arasındaki açıklığın üzeri,bu şekilde kapatıldığında sütunların üstünde üçgen bir alan oluşmuştur. Bu üçgen “kemer” üzerindeki duvar, kitlesini taşıyabilecek güçtedir. Bu düşünce giderek geliştirilerek, kemerler doğrudan zeminden başlayacak şekle dönüştürüldü. Bunlar gerçek kemer yolunda atılmış ilk adımlardı ve giderek tonozla ilgili ilkelerin saptanmasını sağlayacaklardı.


AĞACIN YERİNİ ALAN GEREÇLER

Taş, gerek sağlam oluşu, gerekse dayanıklı oluşu nedeniyle bir yapı gereci olarak zamanla ağacın yerini almaya başladı. Ağacın az olduğu yerlerde, sözgelimi Nil vadisinde, taş daha yaygın olarak kullanılmaya başlandı, öteki bölgelerde de uzun süre ayakta kalması istenen yapıların, örneğin tapınakların, kral mezarlarının, kalelerin ve sarayların, taştan yapılmaları gerektiği inancı yaygınlaştı. Kilin ateşte ya da güneşte kurutulmasıyla elde edilen kerpicin bulunması, ağacın yapı malzemesi olarak önemini biraz daha azalttı. İlk kez Mezopotamya ve Mısır’da ortaya çıkan kerpicin bulunmasından bugüne beş,altı bin yıl geçmiş olmasına karşın kerpiç, bugün bile dünyanın birçok yerinde yapı gereci olarak kullanılmaktadır.


MODERN TAŞ

Yirminci yüzyıl mimarisi, taşı hemen hemen tümüyle bir yana iterek, betonu benimsemiştir. Romalı mühendisler tarafından başarıyla kullanılmış olan kendine özgü bir beton, XIX. yüzyıl kimyagerleri tarafından çok daha gelişkin bir duruma getirilmiştir. Sınırsız denecek kadar çok uygulama alanı olan çağdaş beton, öğütülmüş taş, alüminyum oksit, kireç ve çeşitli minerallerden oluşmaktadır.
Bugünkü betonun sağladığı sınırsız olanaklar ve özellikle çelik çubuklarla sağlamlaştırma yöntemi XX. yüzyıl mimarisinin gelişmesinde en büyük etken olmuştur.

Yorum yazın