Şehirleşme nedir – Türkiyede Şehirleşme

Şehirleşme nedir – Türkiyede Şehirleşme

ŞEHİRLEŞME i. (şehir > şehirleşmek’-ten şehirleş-me). Halkm şehir özelliğinde yerleşme merkezlerinde giderek daha yoğun bir şekilde toplanmasıyle yansıyan demografik olay.

— ANSİKL. Şehirleşme’nin özelliği, şehir nüfusunun bütün ülke nüfusundan fazla artması, sayılarının çoğalması ve alanlarının genişlemesidir. En büyük şehirlerin banliyöleri kısa süre içinde gelişir ve asıl şehirden daha çok insan barındırmağa başlar. Komşu küçük kasabalar ve köyler bu banliyönün sınırları içine girer ve ortaya bir yerleşme merkezi çıkar. Bu yerleşme merkezinde, birleşmeden önce de önemli sayılabilecek şehirler yer alıyorsa, bir ortaklaşa şehir söz konusudur. Yerleşme merkezi veya ortaklaşa şehir daha da genişlerse, bazı köylük bölgelerin de katıldığı bir şehir bölgesi meydana gelir.

Bir ülkenin şehirleşme derecesi şehir nüfusunun toplam nüfusa oranıyle ölçülür. Bu derece, şehir nüfusunu tanımlamak i-çin kabul edilmiş istatistik ve İdarî ölçülere göre değişir; kimi ülkelerde, şehir olabilmek asgarî bir nüfus sayısına bağlıdır, kimi yerde tarım dışı faaliyetin ağır bastığı yerleşme merkezleri şehir sayılır, kimi memleketlerde ise, İdarî statü gözönüne a-lmır (meselâ Türkiye’de, il ve ilçe merkezlerinin belediye sınırları içinde kalan a-lanı şehirdir). Fakat, bunların dışında da ölçütler seçmek, meselâ esas olarak metre kare başına nüfus yoğunluğunu almak mümkündür. 1962’de Fransa’da şehirli nüfusu yüzde 61,7, Büyük Britanya’da yüzde 80, A.B.D.’de yüzde 70’ti. Türkiye’de ise bu oran yüzde 34 kadardır. Şehirleşme, ilk döneminde, sanayinin gelişmesine ve «üçüncü kesim» faaliyetlerine bağlı olduğu için büyük şehirler küçük şehirlerden daha çabuk büyür. Şehirleşme, halkın nüfus yapısında, bütün psikolojik ve sosyolojik davranışlarında (hayat tarzı, zamanı değerlendirme, beslenme rejimi v.b.) bir evrime yol açar ye çözümü güç meseleler ortaya koyar: su ikmali, kirli suların boşaltılması, şehir içi ulaşım v.b. öte yandan şehrin gelişmesi, göçlerin çoğalması, köylere şehir konforunun girmesi, şehirlere yakın köy bölgelerinde şehirleşme sürecinin başlamasına ve bu bölgelerdeki şehir-köy karşıtlığının azalmasına yol açmaktadır.

• Türkiye’de 1927’de 13 648 270 olan nüfusun yüzde 16,4’ü, şehir kapsamına giren 10 000’den fazla nüfuslu yerlerde; geri kalanı kırsal bölgelerde yaşıyordu. Bu oran 1945’e kadar fazla bir değişiklik göstermedi ve bu tarihte şehir nüfusu oranı yüzde 18,3’e yükselebildi, ikinci Dünya savaşı sonlarında kırsal bölgelerden şehirlere doğru hızlı bir göçün başladığı görüldü. Bunun başlıca sebepleri şunlardı: 1. savaş yıllarında değer kazanan bazı ziraî ürünlerin sağladığı kazançla küçük bir zümrenin daha iyi şartlarda yaşamayı seçmesi; 2. nüfusun hızla artmasına (yılda yaklaşık olarak yüzde 2,9) karşılık zıraate elverişli alanların değişmemesi, miras v.b. yollarla toprakların küçük parçalara bölünmesi ve sahiplerini geçindirememesi; 3. büyük şehirler çevresinde yavaş yavaş gelişmeğe başlayan sanayinin el emeği ihtiyacı. En önemli sebep olan toprak yetersizliği yüzünden meydana gelen iç göçlerin varış hedefi başlıca Marmara bölgesi ve bu bölge içinde İstanbul’du. Ankara, Antalya, Çukurova, Diyarbakır, Gaziantep, Van da öteki merkezleri meydana getiriyordu. Terk edilen yerlerin başında da Karadeniz, Doğu Anadolu ve iç Anadolu bölgeleri vardı. Şehirlerde yaşayan nüfus 1950’de yüzde 39,7’ye yükseldi; şehirleşme hızı da, nüfus artışının iki mislini aşacak şekilde, 1960 -1965 döneminde yüzde 5; 1965-1970 döneminde yüzde 6,2 olarak devam etti. Hızlı şehirleşmenin sonucu olarak 250 000’den fazla nüfuslu yerlerde yaşayanların genel nüfusa oranı 1950’de yüzde 39,7; 1960’ta 34,9; 1%5’te yüzde 35,9; 1970’te yüzde 36,1 oldu. Şehirleşme hızıyle yerleşme yerlerinde gerekli altyapı kuruluşlarının paralel yürütü-lemeyişi yüzünden ikinci Dünya savaşı sonundan itibaren şehirleşmenin yan meselelerinden biri olarak gecekondu meselesi ortaya çıktı. Şehirleşmenin düzenli bir şekilde gelişebilmesi için 1928’de 1351 Sayılı kanunla Ankara için imar planı hazırlanması zorun-luğu vardı. 1930’da çıkarılan 1580 Sayılı kanunla bu zorunluk bütün belediyelere de konuldu. Ayrıca belediyelerin yol ve imar kanunları çıkarıldı; 1958’de imar ve İskân bakanlığı kuruldu. Ancak bu tedbirler de şehirleşmede düzenliliği sağlayamadı ve 1970’-te İstanbul’daki gecekonduların sayısı 195 000’e (meskenlerin yüzde 40’ı), Ankara’dakilerin 150 000’e (meskenlerin yüzde 65*i), İzmir’dekilerin 60 000’e (meskenlerin yüzde 25’i), Adana’dakilerin 28 000’e (meskenlerin yüzde 49’u) ve bütün Türkiye’de de 433 800’e (meskenlerin yüzde 25’i) yükseldiği görüldü. Bu tarihte nüfusu 10 000’den fazla olan ve şehir sayılan yerleşme yerlerinin toplam sayısı ise 202’ye ulaşmıştı. Şehirleşme hızını büyük ölçüde değiştirecek bir durumun ya-ıatılamaması halinde 1985’te nüfusu 250 000’i aşacak yerleşme yerleri arasmda şu şehirlerin bulunacağı belirtildi: Adana, Ankara, Bursa, Diyarbakır, Elazığ, Eskişehir, Gaziantep, İçel, İstanbul, İzmir, Kayseri, Kocaeli, Konva. Malatya, Urfa. (-> Bibliyo.)

Yorum yazın