Modern Mimari Akımlar

Modern Mimari Akımlar

XIX. yüzyıl mimarinin kökleri de bir önceki yüzyılın son çeyreğine uzanmaktadır. Büyük yapıların planlanmasında 1880 ve 1890’ların Chicago mimarlarının etkisi kadar, İngiliz mimarlarının da etkisi olduğu kabul edilmelidir.
Art Nouveau’dan etkilenen mimarlar arasında adı geçen, İspanya’da Gaudi, İskoçya’da Mackintosh, Belçika’da Horta ve Van de Velde, Almanya’da Endell, Fransa’da Guimard gibi mimarların günümüz mimarlığına özgün bir mesaj getirdikleri söylenemez. Ancak Gaudi, Mackintosh ve ötekilerin yürümüş oldukları değişik yollar, kendilerinden sonrakileri oldukça etkilemiştir.
Art Nouveau, ilke olarak yapının temel örün- tülerinden çok, uygulanan tasarıma önem vermekteydi. Bu sanat yeni bir tasarım biçimi olarak oldukça tutulmuş ve tüm Avrupa ve Amerika’da dergilere, ilanlara, gündelik ev eşyalarının tasarımlarına dek girmiştir. Bununla birlikte Art Nouveau sınırsız bir özgürlük ilkesine dayandığından kimi yeteneksiz sanatçılar bu akımda pek çok zayıf, abartılı ve niteliksiz çalışma ortaya koydular.

KARARLI ADIMLAR
Art Nouveau’nun özgünlüğü 1910 yıllarında artık kaybolmaya başlamıştı. Ama sanat görevini yapmış ve daha önceki yüzyılın mimari düşüncelerinden soyutlanabilen oldukça yaratıcı mimarların yetişmesini de sağlamıştır.
Viyana’da, Prag’da ve Almanya’da yeni bir mimariye doğru kararlı adımlar atılmaktaydı. Viya- nalı mimarlar arasında Adolf Loos yeni akımın başta gelen ismiydi. Bu sırada Almanya’da 1907′ de Werkbund grubu kuruldu. Bu grup mimarideki ileri teknikler ile sanayi tasarısını birleştirerek 1914 yılına değin başarılı birçok örnek yapı ortaya koymuştur.
Art Nouveau ile çağdaş mimari arasındaki dinamik bağ Van de Velde’in yapıtlarıyla ortaya konmuştur. 1890’ların sonuna dek Van de Velde, Avrupa’daki iç dekoratörlerin ve mobilya tasarımcılarının en başında gelmekteydi. Sonra Werkbund grubunun önde gelen üyesi olmuş ve sanayi tasarımı ile bağ kuran akımın gelişmesi için uğraşmıştır. Weimar sanat ve işçilik okulunun başına kendisinden sonra ünlü Valter Gro- pius’u öneren de Van de Velde olmuştur. Gro- pius da 1919 yılında Weimar Bauhaus’u kuracak ve çağdaş mimari akımının babası olacaktır.

CHİCAGO OKULU
ABD’de XIX. yüzyılın sonlarına doğru Chicago’ lu mimarlar tümüyle kendilerine özgü bir biçimle evler ve işyerleri yapıyorlardı. Artık Amerikan gökdelenleri kendilerini kabul ettirmişti Chicago çevresindeyse, Frank Lloyd VVright’in kişiliğinde değişik türde bir mimari gelişiyordu. VVright XX. yüzyılın başlarında zengin müşterileri için “Kır Evleri” diye bilinen oldukça özgün konutları yaptı. Avrupa Wright’in çalışmalarını 1911 yılında keşfetti. O dönemden sonraki Avrupa mimarisi şu ya da bu biçimde VVright’in çalışmalarından esinlenmiştir.


ÇAĞDAŞ AKIM

Birinci Dünya Savaşından önceki dönemde Avrupa mimarisinde hızlı gelişmeler olmuştur. Au- guste Perret, Paris’te yaptığı apartmanlarda ilk kez betonarme tekniğini kullandı. Peter Behrens fabrika binaları yaptı, Almanya’da da bazı yapılar gerçekleştirdi, öte yandan resim ve yontu alanında Picasso, Braque, Juan Gris gibi sanatçılar önceleri yadırganan kübizm tekniğini geliştirdiler.
Alman VVerkbund Kolonya’da bir sanayi mimarisi ve tasarım sergisi (1914) düzenledi. Burada Gropius ve Bruno Taut gibi genç mimarların yapıtları sergilendi. Böylece I. Dünya Savaşı yıkımı sona erer ermez, biçimlenecek olan XX. yüzyıl mimarisinin temelleri atılmış oldu.
Çağımızın mimarıyla, 1920 yıllarında tanışıyoruz. Artık mimari, onun mimarisi, tasarruf, yapım ve kullanım sorunları onun sorunlarıdır. Gelecek yüzyılda mimarinin karşısına dikilecek olan sorunlar onun mimarisi için de geçerlidir.
Genç mimar arkadaşımın duvarında, eski bir ustanın, Le Corbusier’in, büyük güven duyduğu çağdaş mimara enerji ve inançla bakan resmi bulunmak tadır.
Düşünceleri farklı kültür ve iklimlerin egemen olduğu bölgelere uygulandığında, bazı aksaklıklar gösterse de, Corbusier, son yıllardaki tüm gelişmelere karşın çağdaş Akılcı (Rasyonalist) mimarinin en büyük ustalarından biridir.
1920’lerin ve 1930’ların günümüz mimarlarını ilgilendiren diğer akımları Almanya’daki Ekspresyonizm (Anlatımcılık) ve Hollanda’daki De Stijl grubudur.

EKSPRESYONİZM VE DE STİJL
Ekspresyonistler yapıları bir heykel gibi ele almışlardır. Anlatıma öncelik veren biçimleri desteklemek için betonarmeden yararlanmışlardır. Hanz Poelzig’in Berlin tiyatrosundaki “sarkıtları”, Erich Mendelsohn’un Einstein Kulesinin uzay tarayıcı “gözlemevi”, Hans Scharoun’un Berlin Filarmoni Binasının “yelkenleri” gibi ilginç yapılar oluşturmuşlardır. Ekspresyonistlerin bazılarıysa yalnızca kâğıt üzerinde kalan yapı biçimleri ta- sarılamışlardır. örneğin bunlardan Hermann Finsterlin’in yapımı olanaksız tasarıları ünlüdür. Günümüz mimarlarının tasarılarında ekspresyonist çizgiler her zaman göze çarpar.
De Stijl tasarımcılarıysa tam karşı kutuplardadırlar. HollandalI bazı mimar ve tasarımcıdan oluşan bu grup kübizmin etkisinde kalmıştır. De Stijl adında bir dergi çıkartmışlardır. Ressam Mondrian da bu gruba katılmıştı. Grup sanatçılarının cansız geometrik biçimleriyle, soyut resim arasında bir ilişkiden söz edilmektedir. Rietveld’ in Utrecht’teki küçük Schroeder binası, net çizgileri, işlevsel tasarı ve her türlü süslemeden arınmışlığıyla De Stijl’in ilkelerini yansıtmaktadır. De Stijl üslubu birçok ülke mimarisini etkilemiştir.

BAUHAUS
Gropius tarafından 1919 yılında Weimar’da kurulan (daha sonra Dessau’ya taşınan) Bauhaus bir çok gelişmenin odak noktası olmuştur. Gropius’a göre ortak amaca yönelik yaratıcı çalışmalar arasında bir iç ilişki bulunmaktadır. Gropius’un hedefi çeşitli sanat alanlarını bir araya getirmekti. Resim, makine tasarımı, felsefe ve sosyal bilimler öğrenimi Bauhaus çalışmalarının önemli bir bölümünü oluşturmuştur.
Bauhaus çevresinde toplanan ilerici sanatçıların radikal siyasal görüşleri, önceki yüzyılda İngiliz sanat hareketlerini önemli ölçüde etkilemiştir. Bauhaus sanatçıları yalnızca tasarı öğretimi ile uğraşmakla kalmayıp daha iyi bir toplum yaratılması yolunda da çaba harcamışlardır. Bunda çok başarılı oldukları söylenemese de, etkileri
XX. yüzyıl uygarlığında derin izler bırakmıştır.

RUSYA’DA KONSTRÜKTİVİZM
Bauhaus 1933’te Naziler tarafından kapatılmıştır. Bu arada, 1920 ve 1930’lar Rusya’sının serüvenci mimarları, mimaride bir varlık gösteremediler. 1917 devrimiyle, ilerici düşünceler yaygınlık; kazandıkça, ressamlar, sahne tasarımcıları ve mimarlar parlak sonuçlar yaratan konstrüktivizm doğrultusunda çalıştılar. Ancak siyasal propagandayla aynı yönde gelişmeyen çalışmaları yüzünden Tatlin, Malevich ve Lissitzky gibi yetenekli mimarlar resmi organlarca alayla karşılandılar. Konstrüktivizmin Sovyet mimarisine büyük bir katkısı olamadı. Bu dönemde devlet, daha çok gösterişli anıtsal yapıların tasarımlarına öncelik tanıdı ve günümüz mimarisine önem vermedi.

DÜNYA ÇAPINDA
Rusya ve Almanya’da mimari gelişme, siyasal sınırlamalar yüzünden tam gelişememiştir. Ancak, Nazilerden kaçan çağdaş akımın öncüleri tüm dünyaya yayılabilmişlerdir. Bazıları İngiltere’ye gelerek ileri MARS grubunu kurmnşlar, Grapius ve Mies van der Rohe ise ABD’ye yerleşerek, orada yarattıkları Önemli yapılarla İkinci Dünya Savaşı sonrasının Amerikan mimarlarının çalışmalarını büyük ölçüde etkilemişlerdir. Frank Lloyd Wright 1959 yılında ölünceye dek kendine özgü çağdaş yapılar yaratmıştır.
1945 yılından sonra dünya mimarları eskisinden daha da karmaşık sorunlarla yüz yüze geldiler. Teknoloji değişiyor, daha gelişkin gereçler yapılıyordu. Bir yandan istem artarken, öte yandan da yoksullaşan insanların sayısı görülmemiş bir hızla çoğalıyordu. Savaş sırasında, prefabrik konut yapımı yöntemleri geliştirilmiş ve çok ivedi gereksinimlerin karşılanması böylelikle sağlanmıştı. Daha sonraları aynı yöntemler apartmanlara, işyerlerine ve fabrikalara da uygulandı. Kapısı, penceresi takılı, hazır duvarların birbirine eklenmesiyle elde edilen yapılar savaş sonrasında görülen yapı darlığını ortadan kaldırmıştı. Plastiğin elde edilmesiyle, mimar ve yapımcılar için yeni bir malzeme kaynağı oluşmuş, bu arada cam yapımı teknolojisindeki gelişmeler cam yüzeylerin daha geniş çapta kullanılmasını sağlayarak büro, okul ve hastahane gibi yerlerde çalışmaları kolaylaştırmıştır.
Genç mimar arkadaşımın bozulmamış doğal çevreye, el değmemiş ormanlara özlemi sonsuz. Panoda orman resmi, uzaya yönelmiş bir Satürn roketi biçiminde kesilerek iliştirilmiştir. Huzurlu yaşamın simgesi güvercin, barış için yalvarmak tadır. Uzayla ilgili ilginç karikatürler, aya ayak basışımızın değerini bilmediğimizi anlatmaktadır. Denetimsiz kentleşme, insanın yüzünde tiksintili buruşmalara neden olurken, dağ başına kurulması düşlenen bir süper kent modeli de daha başka sorunlar yaratmaktadır.

Sınırsız olanaklar
Yirminci yüzyıl sonlarında geliştirilen yapım teknolojisi, hemen hemen her tür yapının gerçekleştirilmesine olanak sağlamaktadır, öyle ki, bugün elimizdeki yapı gereçleriyle, mimarın düşlediği her yapıyı gerçekleştirme olanağı vardır.
Ne var ki bu, mimarların daha iyimser oldukları ve yeni kurulacak çevrenin bundan böyle daha iyi olacağı anlamına gelmez. Tersine bugün mimari, tüm diğer yaratıcı etkinlikler gibi, karmaşıklık ve kuşku içindedir.
1920 ve 1930’ların akımları arasındaki ayırımlar daha belirgindi. O günlerde akılcı mimarinin savunucuları, Le Corbusier, Gropius Mies ve çağdaş akımın diğer ustalarının izleyicileriyle geleneksel, öykünmeci biçimleri savunanlar arasında çatışma çıkmış, çağdaş mimarinin üstünlüğüyle sonuçlanan bu çatışma nedense günümüz mimarisini yoğun bir kargaşa ortamına çekmiştir.
İnsanların çoğu, hâlâ normal yaşam düzeyinin altındaki koşullarda yaşamaktadır. Evsiz insan sayısı gün geçtikçe çoğalmaktadır. Kentler çözümsüz birer sorun haline gelmiştir.
Günümüz mimarları eskiye oranla daha bilgili ve daha iyi eğitilmişlerdir. Üstelik bilgisayar teknolojisinden yararlanmaktadırlar. Ancak, yine de dünya konut sorununa getirdikleri çözümler, Batının mutlu azınlığının bile gereksinmelerini karşılamış değildir. Ticaretle uğraşanlar her türlü çağdaş kolaylığın bulunduğu işyerleri yaptırmaktadırlar ama bu yapılarda çalışan insanlar eskisinden daha mutlu değildirler. Fabrikalar XIX. yüzyıl fabrikalarıyla kıyaslanamayacak kusursuzlukta ve temizliktedirler; ne yazık ki, birçok sanayi kuruluşları ve toplu işyerlerinin havası insan sağlığı için hiç de yararlı bir ortam sağlayamamıştır.

YÖNELİMLER
Bu durumda günümüz mimarisi ile ilgili ne söyleyebiliriz? Her şeyden önce tüm eski eğilimlerin yürürlükte olmasına karşın hiçbirinin egemen durumda olmadığını görüyoruz. Ekspresyonizm vardır; bunun belki de en büyük anıtı Sidney’deki opera binasıdır. Bu binanın çatısını oluşturan yelken biçimindeki bu dev bir istiridye görünümündeki örtüler gerçekten bir mühendislik ustalığı ürünüdür. Sidney Limanı da çok değişik bir görüntü uyandırmasına karşın mimari açıdan hiç bir amaca hizmet etmemektedir. Günümüzde uzay kapsülü tasarımlarıyla ilgili düşünceler ortaya atılmıştır. Bu kapsüller istenen yere taşınır nitelikte olacaklar ve istenen yere kurularak elektrik, kanalizasyon ve diğer altyapıları içeren bir “hizmet çekirdeğine” bağlanacaklardır. Aynı düşüncenin daha da gelişmesiyle belki de “kapsüller” de zamanla ortadan kalkabilecektir. Archigram adıyla anılan bir İngiliz grubu, sıcak hava ekranları ve hareketli su ve mutfak düzenlemeleriyle yapay bir çevrenin planını çıkartmışlardır. Bu arada Romantizm de kımıldanmalar göstermektedir. Bu akıma özgü yapılar, yıkıntılardan derlenen malzemelerle yeniden oluşturulmaktadır.
Savaş yüzünden evsiz barksız kalan insanlara ivedilikle konut sağlamak için düşünülmüş çeşitli tasarımlar oluşturulmuş ve bunların kimi uygulamaya konmuştur. Genç mimarlar gerektiğinde kullanılmak üzere plastik, metal,kontrplak ve yapay tahta gibi malzemelerden yapılmış prefabrik konut tasarımları hazırlamışlardır.
Varlıklı işadamlarının istek ve beğenisine uygun örnekleriyle anıtsal (monümental) yapılar da kendilerine pazar bulmaktadır. Bu tür yapılar, kullananların önem duygusunu abartmaktan başka hiçbir amaca hizmet etmeyen gösterişli kapılar ya da çatı biçimleri gibi ayrıntılarla göze çarpmaktadırlar.
Mimari, giderek uzman kişilerce yürütülen bir ekip çalışmasını zorunlu hale getirirken, yapıları ısmarlayan kamu kuruluşları ya da özel girişimci mülk sahipleri hem kendi aralarında hem de mimarlarla işbirliğinden uzak bulunmaktadırlar. Bu nedenle yapının tasarısı, denetimi ve hatta döşe- nimi mimara kalmaktadır. Günümüz mimarının kirlenen, kalabalıklaşan, konutça yetersiz, bunalımlı dünyamızın sorunlarını çözümlemesi hiç de kolay olmayacaktır. Bununla birlikte mimarlar, dünyayı, daha yaşanılası bir yer haline getirebilmek için var güçleriyle çalışmaktadırlar.
Bu yazının hazırlanmasında bize esin kaynağı olan, genç mimar arkadaşımızın resimlerle kaplı duvarına son bir bakış, dünya mimarisi ile ilgili yeni ufuklar açmaktadır önümüzde. Dünya değişmekte, insan düşüncesi hızla gelişmektedir. Çağın insanı bozulmamış bir doğal çevrede yaşama şansını belki yitirmiştir ama geleceğin mimarisi ona pek çok yaşama kolaylıkları hazırlamaktadır. Bu açıdan bakınca, dünyamızın geleceği konusunda çok da karamsar olmamız gerekmiyor.

Yorum yazın