Mimarlıkta Kurduğumuz Çevre

Mimarlıkta Kurduğumuz Çevre

“İnsanlığın gidiş yönünü saptamak için zihnini zorluyor, derin düşüncelere dalıyordu; genişleyerek ileri doğru bir gidiş mi,yoksa geriye yönelik bir büzülme süreci miydi bu? Sonra bir gün kendini yeni yapılmış bir dizi evin önünde buldu ve tedirginlik içinde sordu kendine: “Bu yapılar bana ne söylüyor? Büyük ruh sahibi bir kimse bu çirkinliklerin yaratıcısı olabilir mi? Bu şekiller ancak yaramaz ve geri zekâlı bir çocuğun birtakım oyuncak tuğlaları anlamsız ve gelişigüzel yerleştirmesinden başka nedir? Şu iç karartan, insan yapısına aykırı çirkinlikler içinde nasıl yaşanır? Artık akıllı bir çocuğun çıkıp o tuğla yığınlarını yıkarak yeni düzenlemeler oluşturmasının zamanı gelmedi mi?”
Böyle Buyurdu Zerdüşt, 1892

Mimarlık yolunda bu gezimize çıkarken neden klasik Vitruvius ya da çağdaş mimarlığın öncülerinden olan Le Corbusier’in çok ünlü bir sözüyle değil de, devrimci bir düşünür olan Friederich Nietzsche’nin kitabından bir alıntıyla başlıyorum? Çünkü gezime bana en yakın olan yerden, yani şu anda içinde bulunduğum ve duvarına bu alıntının iğneyle iliştirildiğii bir odadan başlamak istiyorum.
Odanın sahibi genç arkadaşım yeni fakülte bitirmiş, ama mimarlığı meslek olarak benimsemekte henüz duraksak bir tutum içindedir. Bunun* la birlikte beğendiği ve beğenmediği ya da sevmediği konularda kesin bir tavır içinde olduğunu da söylemeliyim. Yere serpiştirilmiş kitaplar, duvarlara tutturulmuş afişler, dergilerden koparılmış kapak resimleri, renkli ve siyah beyaz fotoğraflar, kitap şayiaları her yeri kaplamış. Pencereden bakınca iç içe, çirkin ve sıkıcı evlerin arasından tek bir ağaç yaprağı bile görünmüyor. Sokaktan gelen gürültü, araba egzozlarından çıkan ağır kokuya karışmış, çevrenin havasını solunmaz bir hale getirmiş. Odanın içi de iç bunaltıcı diğer bir havayla dolu.
İşte bu ortam içindeyken ünlü Alman Filozofu Friederich Nietzche’nin “Zerdüşt Böyle Dedi” adlı kitabından yukarıdaki alıntıyı anımsadım.
Arkadaşımın odası, bizim yaşadığımız kentin yaşam düzeyinin çok altında sayılmaz. Hiç değilse, en kötüleri arasında değildir. Ama, bir gecekondu, bir çatı katı ya da bir tutukevi hücresi ile aralarında değişmeyen temel ortak bir yön vardır; o da hepsinin mimarlık ürünü olduğudur. Kim olursak olalım, ne tür yapıda yaşarsak yaşayalım, farkında olalım ya da olmayalım, yaşamımız daima insanın kurduğu çevrenin etkisi altındadır. Başka deyişle hepimiz, tüm insanlar, mimarlığın etkisinde yaşamaktayız.

Yorum yazın