Mimarlığın Dünü ve Bugünü

Mimarlığın Dünü ve Bugünü

Her dönemin arkasında bıraktığı bazı halk yapıları vardır. Dünyamız kimi kez yıkıntı, kimi kez sağlam ya da sağlama yakın biçimde, günümüze değin kalan böyle yapılarla doludur. Yıkılarak yerine yenileri yapılanlardan çok, daha ilginç olan eski yapılar, değerlerini hâlâ koruyabilmektedir.
İçinde yaşadığımız çağ, bize miras kalan tarihsel yapıların korunmaları yolunda gösterdiğimiz bilinçli duyarlılık yönünden çok önemlidir. Bu bilincin nedeni, yalnızca insanlık tarihinin erken evreleri konusundaki merakımıza bağlanma- malıdır. Bunun daha önemli nedeni, tarihten bize miras kalan yapıların bakımının ve uygun biçimde kullanımının, en az toplumun gereksindiği yeni yapılar yapmak kadar, önemli oluşun bilincine varılmış olmasıdır.
Ne yazık ki, ortaya çıkacak yeni mimarinin gerçekten istediğimiz nitelikte olup olmadığına
karar vermek, eski bir yapıyı korumaya ya da eski bir sokağı yeniden kurmaya karar vermekten çok daha zordur. Çoğumuz, içinde yaşadığımız ya da çalıştığımız yapılar konusunda etkin bir tutumdan uzak bulunmaktayız. Bize ne veriliyorsa onu alıyoruz. Mimarlık yapıtlarının tüketicisi olarak bizler, tasarımcıları, bölge planlayıcılarını, yerel yöneticileri ve bayındırıcıları etkileyecek davranışlarda bulunmuyoruz. Kimi ülke yöneticileri, kent planlamasında halkın da söz sahibi olması yolunda bazı adımlar atmaktadırlar. Ancak, yaşamlarımızı etkileyen kararların çoğu, bugün bile yöneticiler ve parasal gücü olanlarca halka duyurulmadan alınmaktadır. Ne var ki, asıl güçlük insanların çoğunun, kurulan çevreden gerçekten ne istediklerini bilmeyişlerinden ve bunun sonucu olarak da uzmanlarla bir uzlaşmaya varamamalarından doğmaktadır. Bu nedenle, yeni gelişmelerin iyi mi, yoksa kötü mü olacağını söylemek olanaksızdır. Sanırız çoğumuz bunun yanıtını iş işten geçtikten sonra verebileceğiz. Üstelik bir yargıya varmak için hangi ölçütlere başvuracağımız konusu da ayrı bir konudur.
Mimaride belirli biçimlerin yerleşmiş olduğu eski dönemlerde, belirli kurallar uygulanır ve halkın, bir yapının hangi üsluba uyduğunu anlaması kolay olurdu.
Aynı süsleme üslubunu genellikle tüm tüketim mallarında görmek olanaklıydı, örneğin, kumaşlarda, mobilyalarda, kitaplarda ve resimlerde uygulanan üsluplar sanatçı ile halkın beğenilerini birleştiren bir karışımdı. Avrupa ve Amerika kıtasını büyük oranda etkileyen bu türden bir üslup yaygınlaşması olayı Fransız Devrimiyle ortaya çıkan klasizmin yeniden canlanışında görülmüştür.
On dokuzuncu yüzyıldaki romantik akım, sanatta daha özgür ve kişisel bir anlatım ve araştırma eğilimi yarattı. Belki de bu yüzden on dokuzuncu yüzyıl mimarisi, tarihin daha, önceki dönemlerinin tersine, karmakarışık bir tablo görünümündedir. Çok değişik öğelerden esinlenen mimarlar yeni bir güç kazanmışlar, yeni bir arayış
içinde birinden ötekine atlayarak geçmişin üsluplarını uygulamışlardır. Hiçbir örneği olmayan yeni türde yapılar yapma çabaları da kendini göstermişti. Sonuç kimi kez yadırgatıcı, kimi kez görkemli oluyordu. Mimarideki çağdaş hareketin öyküsü yirminci yüzyılda başlar. Ancak çağdaş akımı hazırlayan, ondan çok daha yaratıcı olan on dokuzuncu yüzyıl olmuştur.
Günümüz mimarisinde neyin gerçekten önemli ve değerli olduğuna bir karar verebilmek oldukça zordur. Belki de uygarlığımızın mimarisi üzerinde bir yargıya geçmeden önce tüketici toplumumu- zun nereye gittiğini saptamamız gerekmektedir. Nereye varmak isteniyordu? Biçimciliğe mi, işlevselliğe mi, yoksa ikisinin bileşimine mi? İşlevsel olmayan yapıma en güzel örnekler, birkaç yıl öncesine dek, bazı Amerikan arabalarında ve o döneme özgü bazı Amerikan evlerinde görülebilirdi. Üretim malları, tüketicinin malın kullanım amacına uygun olup olmadığını düşünmesine en gel olacak ve varlıklıların beğenisini çekecek nite tikteydi. Çünkü asıl amaç üretilen malı gözboyayıcı özelliklerle bezeyerek, alıcının satın alma isteğini kamçılamaktı.
Ancak günümüz gençliği bu davranışa karşı çıkmaktadır. Dünyanın neresinde bir öğrenci protesto hareketi varsa, orada mimarlık okullarının öğrencileri ön sırada görülmektedir. Bu öğrenciler yalnızca eskimiş öğretim yöntemlerini protesto etmekle kalmayıp, aynı zamanda toplumu- muzun örgütlenme biçimine, varlıklı ve sanayileşmiş azınlık ile geri kalmış çoğunluk arasındaki eşitsizliğe ve bölünen bir dünyaya da başkaldırmaktadırlar.
Bunun nedeni mimarlık öğrencilerinin gereklilik ve yararlılık açısından eğitilmiş olmalarıdır. Kaldı ki, sanayileşmiş Avrupa ve Kuzey Amerika ülkelerinde bile milyonlarca insan sağlıksız koşullarda, çağdaş kavrama uymayan konutlarda yaşamakta, binlercesi de bir konuttan yoksun bulunmaktadır.

Yorum yazın