Mimarlığın Anlamı

Mimarlığın Anlamı

Geniş anlamda mimarlık, içinde yaşardığımız ve çalıştığımız her türlü yapıyı içerir. İster bizi çevreleyen duvarlar olsun, ister aya gönderilen insanlı bir uzay aracı olsun, tümü de insanlar tarafından, insanlar için tasarımlanan yapıların kapsamına girerler.
İlk barınaktan bu yana kurulan tüm yapılar bu amaç için yapılmışlardır. İnsanın kendi güvenlik, rahatlık ve korunmasını sağlamak, dinsel törenlerini yapabileceği özel bir yer yapmak, ölüsünü koruyabileceği özel bir bölüm ayırmak. İnsanlar, her şeye, önce doğada buldukları gereçlerle başlamak zorundaydılar. Yapılarını kurarken ağaç, taş ve kilden yararlandılar; sonraları daha iyi ve ileri teknikler geliştirdiler. Günümüz insanıysa artık yapılarında demir, çelik, alüminyum, beton ve plastikten yararlanmaktadır.
Eski çağlara ilişkin araştırmalar, ilk insanların sürmüş oldukları yaşam biçimi konusunda bizi giderek daha çok aydınlatmaktadır. Ancak yine de, insan eliyle kurulmamış hiçbir yapının bulunmadığı bir dünyada yaşamın nasıl olabileceğini gözümüzde canlandırabilmemiz için düş gücümüzü zorlamamız gerekir. Yapışız bir doğa ortamının tehlikelerinden korunma güdüsü, ilk insanların davranışlarını belirleyen en önemli etken olsa gerek. Ne var ki, sonunda üstün gelen yine de insan olmuştur, öyleyse insanın kurulu dünyasına doğru yapacağımız yolculukta çıkış noktamız, onun kendisini ve ailesini korumak için doğada hazır bulduğu kovuk ve mağaralar olacaktır. İlk insanlar, bu doğal barınakları, belki toprağa bir kaç kazık çakarak ya da toprağı kazarak ve çevresine kayalar yerleştirerek kendi kullanım amaçlarına uydurmuşlardır. Bu ilk yapı ve konut sorunlarını çözmekle insan, mimarinin temelini atmış oluyordu. Mimaride belirli sonuçları sağlamak için yapı elemanları, kullanışlı biçimde düzenlenmelidir. Mimari yapılar ve tasarım, yeni gereksinimleri karşılayabilmek ve yeni yöntemleri kullanabilmek için sürekli olarak gelişmiş ve gelişşmektedir. Yapım, bir dolmakalemden tutun da bir gökdelen yapımına dek sayısız şeyleri kapsar. Nasıl transistorlu bir radyoya yapısal bir biçim vermek gerekiyorsa, bir uzay kapsülüne de yapısallık vermek gerekir. Bir katedral, bir cami ya da bir bekçi kulübesinin yapılışında yine aynı işlem söz konusudur.
Mimari; eskiden, sivil mimari, askeri mimari, dini mimari hatta deniz mimarisi gibi bölümlere ayrılarak İncelenirdi. Günümüzde bile çoğumuz kimi yapıları ötekilerden farklı görme eğilimindeyiz; örneğin, bir parlamento binasını tasarımlamak çok önemli bir iş sayılırken, bir ev ya da bir dükkânın tasarımlanması önemsiz bir iş sayılmaktadır. Oysa, bir yapının mimari önemi ne onun işlevinden, ne gösterişinden, ne de en yeni oluşundan ileri gelir. Dayanıksız dal ve sazlardan yapılan bir Maori kulübesi de görkemli katedral kadar ilginç olabilir. Frank Lloyd VVright’in evi, Partenon ile her yönden kıyaslanabilecek niteliktedir. Tümüyle işlevsel bir yapı olan bir nükleer enerji santralı, Mısır piramitlerinin geometrik biçiminin insanda yarattığı heyecanın aynını verebilir.
Mimarinin sürekli olarak değişen gereksinmeler ve çözümlerle ilgilendiğini hiç aklımızdan çıkarmamalıyız. Geçmişin bazı dönemlerinde sanıldığı gibi, doğru ya da yanlış mimari diye bir şey yoktur. Ekspresyonist Alman mimarı Hermann Finsterlin, bu yargının doğruluğunu Birinci Dünya Savaşı sırasında ilgi çekici bir yolla, geometrik tahta parçalarıyla oluşturulan “stil oyunu” ile ortaya koymuştur. Ağaçtan yapılmış geometrik parçalar, başlıca mimari üsluplardaki örüntüleri, örneğin, Mısır, klasik Roma, Gotik ve Rönesans mimarisi düzenlerindeki örnekleri elde etmek için bir araya getirilerek istenen modelde bir yapı bütünü ortaya çıkarılıyordu. Böylece aynı biçimlerdeki geometrik parçalardan değişik düzendeki yapıların yapılabileceği, tasarımlamada doğru ya da yanlış diye bir ölçütün olamayacağı görülmüştür.
Kısaca şöyle diyebiliriz: Mimari, insan zekâsının doğal gereçlere uygulanması ve bunun sonucu, doğanın denetim altına alınması işidir. Yağmurdan korunmak için başlayan denetimden, bugün bataklıkların kurutulmasına, akarsuların önüne set çekilerek barajların oluşturulmasına, çöllerin sulanmasına gelinmiştir. Evlerimizdeki yaşama koşulları, giderek çevre koşullarından daha az etkilenir olmuş, doğayı dizginleme girişimlerimiz daha ataklaşmıştır. Bir yandan hava durumunu önceden kestirebilmek ve uzay istasyonlarından hava gelişmelerini denetleyebilmek için çalışmalar yürütülürken, öte yandan da okyanusların canlı zenginliklerinden yararlanmayı tasarlamaktayız. Tasarım ve yapı, tek bir sözcükle mimarlık, bunların tümüyle ilinti kurmuştur.

Yorum yazın