Mimaride Mühendislik ve Sömürgecilik

Mimaride Mühendislik ve Sömürgecilik

Romalıların yayıldıkları yerde sıkı,düzenli, planlı ve düzenleyici bir yaşam örneği kurmuş olmaları, eskiden olduğu gibi şimdi de hayranlık uyandıracak niteliktedir.
Bununla birlikte arkadaşımın odasının duvarlarında Romalılarla ilgili hiçbir şey görülmüyordu. Ama, ondan önceki kuşakların duvarlarında Pont du Gard’ın resimleri çok sık görülüyordu. Onlar, Pont du Gard’a Roma uygarlığının gücünün ve doğal unsurlar içinde gerçekleştirilen yapı anlayışının simgesi gözüyle bakıyorlardı. Çünkü Pont du Gard, aşırı süslemelerden uzak, tümüyle yapısal, amacı ile uyum içinde ve son derece dayanıklı bir yapıdır.
Palatine ve Kapitol adlı iki tepe arasında yer alan forumda, Etrüsklerin egemenliğinde yaşayan Romalılar, üç yüz yıl süren uğraşlar sonunda tüm Avrupa tarihini etkileyen siyasi bir güç durumuna gelmişlerdi. Romalı bu başarısını, davranışçı kişiliği ve yapısının güçlü özelliklerine borçluydu. Onun bu özellikleri mimarlık alanında gösterdiği başarıda açıkça ortaya çıkmıştır.

Yeni Yapı Türleri

Romalılar gerek başkentlerinde, gerekse imparatorluk sınırları içindeki öteki birçok kentlerde, devlet işlerinin yürütüldüğü resmi ve kamusal yapılara büyük önem göstermişlerdir. Onların bu gibi yapılara gösterdikleri ilgi, eski Yunanlıların kent devletlerine gösterdikleri ilgiden çok daha büyüktür. Doğu Anadolu’dan Afrika ve Britanya Adaları’na kadar yayılan imparatorluklarının her yanında yaptıkları tahıl ambarları, su depoları, sarnıçlar, su kemerleri, tiyatrolar, kaleler, adli ve resmi yapılar, hamamlar ve sağlık evleri, Avrupa ve Akdeniz ülkelerinin her yanında görülüyordu. Bunların yüzlerce kalıntısı,bugün birçok ülkenin en önemli tarihsel kalıtı olarak saklanmaktadır. Bunu yapan mimarlar yapıların iç alanlarını klasik Yunan mimarisinden daha esnek bir anlayış içinde tasarımlamışlardır. Aslında mimariye getirdikleri yenilikler Etrüsklerin yapı becerisiyle, klasik Yunan mimarisinin deneyimlerinden kaynaklanıyordu. Ama, kendilerinden önce geliştirilen mimarlık unsurlarını yeni bir sanatın yaratılması yolunda olağanüstü bir yetenekle gerçekleştirdiler.
Romalı mimarlar sadece daha önceki unsurlarını geliştirmekle kalmadılar, imparatorluk sınırları içinde ve dışında o zamana değin hiçbir budunun düşünmediği bir yapı unsuru da buldular, imparatorluk döneminden günümüze değin varlığını koruyabilen yapılar bu buluşun yardımıyla ayakta kalmıştır; yapılarına dayanıklık ve kalıcılık sağlayan bu buluş, volkanik bir kumla elde edilen bir çeşit çimento idi. Bu yeni yapı gereciyle, o zamana değin taşla yapılması zor olan kemerler, tonoslar ve kubbeler tuğla ile daha kolay yapılıyordu. Romalıların taş, tuğla ve beton işçiliğindeki ustalıkları ve mühendislik alanında gösterdikleri başarılar ve büyük alanları ele alış biçimleri, Roma İmparatorluğunun yayıldığı tüm topraklarda uygulanmış ve kalıntıları günümüze değin gelebilmiştir.

DİNDE UZLAŞMAZLIK

İmparatorluğun sınırları içinde bulunan çok sayıdaki değişik dinler, devlet tarafından en geniş bir hoşgörüyle karşılanıyordu. Yeni tapınaklar dinin gerektirdiği törenlere uyacak biçimde tasarlanabilmekte ve bu yapılara Korint motifleri eklenmekteydi. Ancak, Romalılar kendi dinlerinin başka bir dinle bir tutulmasını kabul etmeyen toplumlarla karşılaşınca her şey değişti. Bu aşamada hiçbir uygarca davranış göstermediler. Kudüs tapınağını yerle bir ettiler ve imparatorluk içinde yayılmakta olan Hıristiyanlara karşı acımasızca davrandılar. Artık o görkemli ve hoşgörülü Roma İmparatorluğu zulüm ve diktatörlüklerin etkisiyle sarsılmıştı. Böylece son 1500 yıldan bu yana Roma’da ilk yapıtların yıkıntısından başka bir şey kalmadı.


ROMA KALINTILARI

Aradan 1500 yıl gibi bir zaman geçmesine karşın pek çok Roma kalıntısı, özellikle Romalı mimarların geliştirdiği oval, yarım daire ya da daire planlı arenalar, tiyatrolar ve daire biçiminde kubbeli yapılara bugün bile hayranlıkla bakmaktayız. Roma’daki Panteon’un beton kubbesi, o güne, hatta Rönesans’a değin yapılanlar içinde, çapı en büyiik olanıydı. Pompei ve Herkulane- um’da yapılan kazılar sonucu ortaya çıkarılan varlıklı villalarının çok iyi düzenlenmiş olduklarını, ancak Akdeniz Yunan kentlerindeki evlerden de çok değişik olmadıklarını görmekteyiz. Kırsal kesimdeki Romalı toprak sahipleri de kendilerine bunlara benzer konaklar yaptırmış ayrıca büyük çiftlik binaları da kurdurmuşlardı. Bunların, Kuzey Afrika ve Yakındoğu’da bugün de kalıntıları görülebilmektedir. Roma, kent planlayıcılara yoğun nüfusu barındırabilmek için İnsulae denen kiralık evler yapmışlardır. Bu yapılar, her katında en çok altı daire olabilen apartmanlardı. Katlardaki alanlar hasır ya da tahta bölmeler ile kiracılar arasında bölünmekteydi. Roma uygarlığının günümüz şehircilik planlarında çok görülen kalıntılarından biri de kent meydanlarına dikilen zafer taklarıdır. Taklar, aslında bir yapı olmaktan çok,bir simgedir. Roma’da zafer kazanan ordu ve generallerin savaştan dönüşlerinde kutlama ve şenliklerin yapıldığı kentin giriş yerlerine dikilen zafer takları bir bakıma tüm Roma mimarlığının özelliklerini taşıyan yapıtlardır. Bunların üzerleri genellikle Yunanlılardan alınan bezeklerle süslenirdi. Günümüzün Londra, Paris, Berlin gibi büyük kentlerinde görülen ünlü zafer takları etkileyici yapıları ve özenle seç ilmiş motif ve gereçleriyle çoğu zaman eski Roma yapıtlarını örnek almışlardır.

Yorum yazın