Hristiyan Mimarisi

Hristiyan Mimarisi

Ad Maiorem Gloriam Dei… Tanrının yüceliğine, Hıristiyanlık yaklaşık bin yıl boyunca Avrupa mimarisinin gelişmesinde en büyük etken olmuştur. Dahası XX. Yüzyılın ilk çeyreğinin bitimine değin kilise ve ona bağlı yapılar, batıda önemli bir mimari uygulama alanı olma özelliğini korumuştur. Kilise yapımı bugün de zaman zaman görülmekle birlikte, çağdaş mimarın gözünde bu tip bir yapı oluşturmak hiç de birinci derecede önemi olan bir iş sayılmamaktadır.
Genç mimarımızın resimler iliştirdiği duvarda bu konuda yer alan iki resim (Gotik tonos ve Roma’daki St. Piyer Kilisesinin cephesi) bize biçim ve işlev estetiği üzerine bir fikir verecek niteliktedir.
Günümüzün kent planlaması ve konut sorununu çözmek için mimarların kilise mimarisinin gelişim tarihinden esinlenmeleri doğru bir yaklaşım olacaktır. Acak şunu da hiç akıldan çıkarmamalıyız; biz, günümüz sorunlarının çözümünde eski esin kaynaklarına bakarken, onlara ortaçağdaki bir din adamının ya da yapı kalfasının gözüyle değil, çağdaş bir insan gözüyle bakmalıyız.

Erken Dönem Hristiyan Mimarisi Örneği : Ayasofya


İLK KİLİSELER

Hıristiyanların toplu tapınma için kullandıkları ilk kapılı iç alanlar .yeraltı sığınakları olan katakomplar olmuştur. Dördüncü yüzyılda bir hoşgörünün başlamasıyla, Hıristiyanlar da artık yeraltı sığınaklarıfıa bakarak dinsel toplantılarını geçici olarak Roma bazilikalarında yapmaya başlamışlardır. Roma İmparatoru Kostantin’in Hıristiyanlığı devlet dini olarak kabul etmesiyle ilk kiliselerin yapımı da başlamıştır. Bu yeni yapılan binaların planları temelde basilikaları örnek almıştır.
İlk kiliselerin dış görünüşleri klasik yapıların sütunlu ve görkemli görünümünden çok uzaktı. Bunlar eskimiş ya da yıkılmış eski tapınaklardan kalma parçalardan yararlanılarak gelişigüzel yapılmıştır. Dinin şiirsel ve güzel olan yanı, toplu halde dua edildiği ve bu amaca uyan bir mimarinin geliştirilmesine kaynak oluşudur. Roma İmparatorluğu ekonomik ve politik gücünü giderek yitirdiğinden yapılmakta olan yeni kiliseler eskiden gizli tapınmaların yapıldığı katakompların da etkisiyle yalın ve süssüz olarak inşa ediliyorlardı.

BİZANS
Roma İmparatorluğunun ikiye ayrılmasından sonra Doğu Roma İmparatorluğu, Hıristiyan mimarisine yeni bir yön vermiştir. Törenler, mihraplar, ibadet şekilleri ve simgeler yeni kiliselerin biçimlerini etkilemiştir.
Doğu Roma Hıristiyanlığının en büyük ve en görkemli yapısı İmparator Jüstinyen tarafından başkent İstanbul’da (Konstantinopolis’te) yaptırılan Ayasofya’dır. Bu yapı 532-537 yılları arasında bitirilmiş, birçok.yeniliklerin uygulanmasıyla ortaya çıkarılmış büyük bir katedraldir. Köşe kemerlerinin oluşturduğu tonoz sistemi, ana kubbeye destek olan yüksek yarım kubbe, en önemlisi de çapı 33 metre olan kubbe, çağın mimarisine getirilen yeniliklerden yalnızca birkaçıdır. Fil- ayakları üzerinde duran kubbe, Roma tonoşu ile İran Mezopotamya tuğla kubbesinin bileşimidir. Bu tür kubbe yapımı, Ayasofya’nın mimarları olan Anthemius ve İsidorus’un Anadolu kökenli oluşlarının etkisini akla getirebilir. Bugün Ayasofya’yı görenler, kubbenin kapattığı alanın üzerinde yüzer gibi durduğu izlenimini edinebilirler.


RAVENNA

Bu sırada İtalya’nın en önemli kenti sanıldığı gibi Roma değil, Ravenna idi. Bu kent doğu ile batı arasında kültürel bir bağ oluşturmaktaydı. Roma ve çevresi yıkıntılar içindeydi ve çeşitli bölgelerde yabancı krallıklar filizlenmekteydi. İmparatorluk Roma’sının yönetim merkezi, beşinci yüzyılın başlarından beri Ravenna’ya geçtikten sonra burada birçok yeni yapılar kurulmaya başlanmıştı. Bugün bile batının hiçbir kentinde böylesine güzel yapıları görebilme olanağı yoktur.
Gotlar, İtalya’yı elli yıl kadar Ravenna’dan yönetmişler ve daha sonra Jüstinyen devrinde, Bizans denetimi altına girmişlerdir. Bu dönem Got- ların en büyük refah dönemi olmuştur. Got kralı Büyük Teodor zamanında, birçok yeni yapı Ra- venna’yı daha da zenginleştirmiştir. 526 yılında ölen Teodor’un anısına yapılan anıt- mezar gerçekten güçlü bir yapıttır. On kenarlı bir altyapı üzerine oturtulan silindir biçimindeki kitlenin üzerini örten kubbe, büyük tek bir taş blokun oyulmasıyla oluşturulmuştur. Ağırlığı 470 ton, çapı 13 metredir. Saint Apollinare Nuova ile Classe’deki Saint Apollinare ve oranları son derece güzel ve uyumlu sekizgen San Vitale Kiliseleri önce Got kiliseleri olarak başlanmış ancak daha sonra BizanslIlar tarafından mozaik süslemeler de eklenerek birer Katolik kilisesi olarak tamamlanmıştır.
Giderek Doğu Roma İmparatorluğu da gücünü yitirmiş, ama Bizans’ın etkisi Orta ve Kuzey Avrupa’nın birçok ülkesine yayılmıştır. X. yüzyılda Ren Vadisinde gelişen yeni uygarlık, Yunan sanatına çok şey borçludur. O dönemde Batı Avrupa’ da, Yakındoğu’dan gelen etkilere en açık olan ülke Venedik’ti. Bu etkiler sonucu çok değişik bir mimari biçimi ortaya çıkmıştır. Bu,kuzey unsurlarını Bizans’ın süsleyici özellikleriyle birleştiren bir biçimdir. Buna verilebilecek en belirgin örnek belki de St. Mark’ın kubbesidir.
Bizans sanatının etkilerinin en çok görüldüğü yer Rusya’dır. Hıristiyanlığın Ortodoks mezhebinin benimsendiği Rusya’da taş yerine ağacın kullanılmasıyla bu ülkeye özgü çok değişik bir yapı türü oluşturulmuştur.

Yorum yazın