Eski Mısır’da Mimari

Eski Mısır’da Mimari

Barış ve bolluk içinde yaşayabilmeleri için Mısırlı çiftçilerin Nil’in belirli dönemlerde yükselen ve alçalan sularına gereksinmeleri vardı. Oysa, doğa her zaman cömert olmamaktadır. Bu nedenle rahip – kral niteliğindeki firavunun yağmur için dua etmesi günlük yaşamda çok büyük bir önem taşıyordu. Ancak firavunların kendileriyle ilgili bir diğer saplantıları daha vardı: Ölümsüzlük düşüncesi. Dinsel törenlerin yaşam üzerindeki güçlü etkisini iyi bilen firavunlar, ölümsüzlük tutkusuyla halka büyük bir inşaat ve bayındırlık programı yüklediler. Yüzyıllarca, yüzbinlerce ırgat, koca taş blokları karadan ve Nil üzerinden taşıdı, yollar, tapınaklar ve mezarlar yaptı.
Eski Mısır’ın matematiksel doğruluk ve zekâ isteyen çalışma biçimi onlardan sonra çok az budunda görülmüştür. Yine de dev piramitlerin, anıtların, tapınakların ve kaya mezarlarının ara-, sında firavunların kendileri için yaptırdıkları hiçbir yapıya rastlamamaktayız. Yapılan sunaklar, mumyalanan cesetler, binlerce yıldır ayakta duran anıt – mezarlar arasında saraylar, görkemli konutlardan izler görmüyoruz; çünkü eski Mısırlılar dünya yaşamını önemsiz ve geçici sayıyor, ölümden sonraki sonsuz yaşama önem veriyorlardı.
Gelenek ve görenekler her şeyin üstünde tutuluyordu. Yapının kendisi ve onu tamamlayan bezek ve resimler, kabartmalar, yontular, atalardan kalan kutsal örneklere bakılarak^yanlışsız biçimde yapılmaktaydı. Bu arada kuşkusuz, yüzyıllar boyunca süren bir uygarlıkta bazı yenilikler de kendini gösteriyordu. Ancak bunlar her zaman geçerli olan dinsel geleneklerin sınırını aşmıyordu.
Günümüzde kimi batılı mimarlar, eski Mısır tapınaklarından esinlenerek, yapılarına bir soyluluk etkisi kazandırmak isterler ama, bu gibi denemeler çoğu zaman hiç de güzel olmayan sonuçlar ortaya çıkarmaktadır. Böyle denemeler arasında çağdaş batı kentlerinin değişik görünümüne en çok uyan mimarlık özellikleri arasında belki obeliskleri (dikilitaşları) sayabiliriz. Günümüzün birçok büyük batı kentlerinde XIX. yüzyılda başlayan bir anıtsallık merakıyla Mısır obelisklerinin taklitleri yapılagelmektedir. ABD’nin başkenti VVashington’da, George VVashington’uıı anısına dikilen obelisk buna bir örnektir.


İLK KENTLER

Gerçek anlamda ilk kentler, günümüzden yaklaşık yedi bin yıl önce Ortadoğu’da, bugün Türkiye, Suriye, Irak, Lübnan ve İsrail devletlerinin bulunduğu topraklarda ortaya çıkmışlardır. O günden bu yana Mezopotamya ve ona bitişik öteki ülkelerin tarihi, kurulan kentlerin tarihi olmuştur.
Önemli yerleşim ve uygarlık merkezi olan kentler zaman içinde çeşitli saldırılar sonucu yakılıp yıkılıyor, bir yandan da yerlerine yenileri kuruluyordu. Sümerlerinki gibi bazı yerleşim alanları terk edilmiş ve unutulmuş olabilirler. Ancak, onların yerini başkalarının almasıyla

Yorum yazın