En Küçük Mimari Kulübe

En Küçük Mimari Kulübe

Mimarlıkta “üst düzey”, “alt düzey” gibi değerlendirmeler olmamalıdır. Çünkü bir mimari yapı üstüne yürütülen değer yargısı, yalnızca kullanılan malzemenin niteliği ve işlevine uygunluğuna dayanır. Bir yapı, neyle, nasıl ve ne amaçla yapılmıştır, gözetilen işlevsellik amaca uygun mudur? Gerçi işin başında tasarlanan işlev hızla yön değiştirebilir, hatta yapı bittiğinde onun yerini bir başka işlev bile alabilir; ancak biten yapı yeni işlevine uyuyorsa, uygunluğunu yine de koruyor sayılabilir.
Bu araştırmamızda birçok yapı türü ile karşılaşacağız, ancak şimdi anlatacağımız türde “yalın” olanını bir daha göremeyeceksiniz. En yalın yapı türü ilkel kulübedir. Kulübelerin yapılışları konusunda, bir zamanlar yalnızca antropologlar ince leme yapıyordu. Ancak AvusturyalI tarihçi Rudofsky “Mimarsız Mimari” adlı kitabıyla bu konuya yeni boyutlar kazandırdı. Mimarların, antropologların incelemeleri sonucu elde ettikleri bilgilerden öğrenecekleri çok şey vardır.
İnsanların daha iyisini yapacak güçleri olmadığı için yeğledikleri bu yalın yapı biçimini iyi bilirim. Çünkü benim evim de Üçüncü Dünya Ülkelerinden birinde, Güney Amerikada’dır. Bu tür yapılarda yaşayanlar, sanayideki ilerlemenin getirdiği rahatlıkların çok azını tatmış olmalarına karşın yaşam konusunda daha çok şey bilirler Kuşkusuz, bu insanların yaşam biç imleri, yeni buluşların ülkelerine girmesiyle değişecektir. Kuşaklar boyu süregelen yapım biçimi giderek bir yana itilecek, yok olacaktır. Yeni gereçleri üre tenleri bu durum hiç ilgilendirmeyecektir. Çünkü, onlar için önemli olan yeni bir pazarın bulunmasıdır. Ne yapalım ki, bu bir yaşam gerçeğidir ve sanırız, batı uygarlığının böyle yayıldığını söylemek, işi çok yalına indirgemek sayılmayacaktır.

Yorum yazın