Afrika Mimarisi Özellikleri

Afrika Mimarisi Özellikleri

Afrika dünyanın en eski mimarisine sahiptir. Kilise mimarisi geleneğinin 1500 yıllık bir geçmişinin bulunduğu bu kıtada klasik çağlarda kurulmuş en güzel kentlerden birkaçı bulunmaktadır. Yine de “Afrika Mimarisi” denince aklımıza hemen çevresi çitle çevrili kerpiç kulübeler gelir. Neden Afrika’daki mimari ile Afrika mimarisi aynı şey değildir? Büyük Sahra’nın kuzeyinde kalan topraklar Akdeniz’in bir parçası durumundadırlar. Buradaki uygarlıklar sırasıyla, Eski Mısır, Yunan, Roma ve VIII. yüzyıldan bu yana da İslam kültüründen etkilenmişlerdir. Son zamanlarda buralarda, Fransız, İngiliz ve İtalyan sömürgeciliğinin etkileri görülmüştür. Habeşistan’ın doğusu da kültürel yönden Sami ve Hıristiyan dünyasının etkisinde kalmıştır.
Büyük Sahra’nın güneyine, yani gerçek “Siyah Afrika”ya gidildiğinde değişik bir uygarlıkla karşılaşılır. Tarıma dayalı aile ya da kabile toplumlarının oluşturduğu, özellikle müzik ve yontuculuk alanlarında sanatı gelişkin bir uygarlıktır bu. Ne var ki, gelişkin sanayiye sahip Avrupalı ulusların buralara el atmaları ile sarsıntı geçirmişlerdir. Siyah Afrika’nın uğradığı bu sarsıntı onun özgün kültüründe de bir kopukluğa neden olmuştur. Bunun etkileri şimdi bile mimarisinde görülebilmektedir. Afrika’ya Batı türü yapı yöntemlerinin getirilmesiyle, Afrika kültürü ile hiçbir yönden bağdaşmayan bir mimari oluşmuştur. Bu sorunun çözümü kolay değildir. Ancak son yıllarda bağımsızlıklarına kavuşan Afrika ülkeleri kendilerine yabancıların öğrettiği tekniği uygulayarak yeni kamu yapıları, üniversiteler, hastaneler ve kentler kurmak zorundadırlar. Bunlar çağdaş bir anlayışla çözümlenebilecek sorunlardır. Yeni Afrika mimarisi ne yönde gelişebilir?

ESKİNİN ETKİSİ
İlk Avrupalıların bu kıtaya ayak bastıkları XVI. yüzyılda, Afrika’nın batı kesiminde Timbuktu, Benin, Kano gibi büyük kentler vardı. Bu kentler önemli ticaret ve kültür merkezleri olmalarını Araplarla kurdukları sıkı ilişkilere olduğu kadar, arkeologların belirttiklerine göre, Eski Mısır’dan kalma geleneklere de borçluydular. Belirli bazı İslam etkilerinin dışında, bu kentleri oluşturan yapılar Afrikalı anlayışına göre, kerpiç ve ahşaptan yapılmışlardı. Sömürgecilik döneminde bu anlayışa pek az ilgi gösterilmiş, Afrika unsurları, Batı türü yapılarda yalnızca süsleyici nitelikte kullanılmıştır, örneğin çağdaş batı yapılarına bir “yerel hava” vermek için bazı yerli motifler kullanılmıştır. Bu durum ne
yazık ki, bugün için de geçerlidir. Bağımsızlıklarına kavuşan ülkelere yeni parlamento binaları ve üniversiteler gibi önemli yapıların planlarını çizmek için çağrılan batılı mimarlar, işi yine kendi anlayışlarına uygun olarak ele alıyor ve çelik ile beton malzemeden batı tipi ve beğenisine uygun yapılar ortaya çıkarıyorlardı.


MİMARIN GÖREVİ

Afrika mimarisinin oluşmasında mimarların oynayacakları rol çok önemlidir. Avrupa ya da Kuzey Amerika için doğru olan bir çözüm Afrika için geçerli olmayabilir. Sanayi kentlerinin büyüdüğü, nüfusun hızla arttığı Afrika kentleri için Afrikalı mimarlar çevreyle uyum sağlayacak mimariyi bulmak zorundadırlar. Çünkü, Afrikalılar kent yaşamının getirdiği yalnızlığa alışık değillerdir. Tersine aileler birbirleriyle çok yakın ilişkiler içinde bulunmaya alışmışlardır. Bununla birlikte bu soruna genel bir çözüm bulmak sakıncalı sonuçlar doğurabilir. Çünkü bu kıtada birkaç tür iklimin görülebildiği geniş bir alan söz konusudur. Ayrıca, çok değişik kültür gruplarının varlığı, çok değişik dil ve lehçelerin konuşulduğu, her türlü siyasal düzenin var olduğu da gözden uzak tutulmamalıdır. İşte tüm bu değişik etmenlere karşın Afrikalı mimar yeni bir Afrika anlayışı içinde özgün bir mimarlık yaratma yollarını kendisi bulmalıdır. Bu yaratıcılık çabası sonunda yeni Afrika’nın kimliği, önce mimarisinde yansıyacaktır.


TAM BİR DEĞİŞİM

Bağımsız Afrika’nın ilerlemesinin çalkantısız ve düzenli bir yol izleyeceğini söylemek fazla iyimserlik olacaktır. Şu anda Afrika çok hareketli ve köklü toplumsal ve ekonomik bir değişim süreci içindedir. Bu değişimin getireceği mimariyi şimdiden kestirmek güçtür. Doğacak olan mimari, Afrikalıların kendilerinin bulacağı bir mimari olacaktır. Bunun için ileri ülkelerden kendilerine yarayacak olanı almalı, yararlı olmayanı almamalıdırlar. Geçmişte yarattıkları mimari ve yontu sanatına dayanarak Afrikalıların gelecekteki mimarilerini bulmakta güçlük çekmeyeceklerine inanmak gerekir.

Yorum yazın