Yanardağlar

YANARDAĞ NEDİR?
Yeryüzündeki dağlar arasında volkanik olanlar çoktur,ama bunların içinde yanardağlardan oluşanlar pek azdır. Başka bir deyişle dağlar ve sıradağların volkanik püskürmelerle değil, daha çok yer kabuğundan kopan büyük kitlelerin yükselmesi ya da yerkabuğunun yer yer sıkışıp çökmesi sonucu oluştuğu ileri sürülmektedir.
Yanardağlar ise değişik yapılıştadır. Yanardağın (Parikutin’de olduğu gibi) yerde açılan bir çukurdan fışkıran kızgın kaya parçalarının lavla birleşmesinden kendi kendini oluşturduğu söylenebilir. Böyle bir dağ genellikle konik görünümlüdür, tepesi çöküktür. Bu çöküntüye “krater” denir. Ne var ki, bir yanardağın en önemli özelliği, kraterin bir baca ile yeraltında bulunan bir lav birikintisine bağlanmış olmasıdır.
Kayaları eritecek güçte olan bu ısı nereden kaynaklanmaktadır?

MADENLERİ ERİTECEK GÜÇTE BİR ISI
Eski Romalılar ateş ve maden tanrısı Volkan’ın demirci atölyelerini belirli dağların altına kurduğuna inanırlardı. Duman ve ateş fışkıran bu dağların atelye bacaları olduğu düşünülürdü, özellikle Sicilya yakınlarındaki bir adada bulunan dağın, Volkan’ın en büyük atelyesinin bacası olduğu sanılırdı. Romalılara göre yeraltından gelen homurdanmalar demir işleyen Volkan’ın örs ve çekiç sesleriydi. Romalılar bu adaya “Vulcano” adını verdiler. Vulcano küçük bir ada ve önemsiz bir yanardağ olmasına karşın “Volkan” sözcüğü birçok dilde yerleşti ve hâlâ kızgın kaya, lav ve gaz çıkaran tüm dağlar için ad olarak kullanılır.
Bir bakıma eski Romalılar yanılmamıştı. Yer altında Volkan’ın demir işleme yerleri yoktu ama, madenleri ve kayaları eritecek güçte bir ısı kaynağı olduğu kesindi. Bugün bile yerkabuğunun kilometrelerce derinlerine inilip inceleme yapılamıyor. Ancak, bilim adamları dünya gezegeninin iç yapısını oluşturan maddeler üstüne bazı kesin bilgiler edinmişlerdir. Bu bilgiler, depremlerden doğan sarsıntı dalgalarının yerküre içinde nasıl yayıldığı incelenerek öğrenilmiştir.

Bugüne değin toplanan bilgilere göre, yerkabuğunun 30-50 kilometre derinliğine inen tabakasının, yeryüzündeki granit ve bazalt kaya yapısına benzediği sanılmaktadır. Bu tabakanın altında, “kılıf” ya da manto denen demir ve öteki madenler bakımından zengin 2700 kilometrelik sert bir kaya tabakası yer alır. Daha sonra da 3500 kilometrelik “çekirdek” denen bir bölümün bulunduğu bilinmektedir. Çekirdek de, üstte büyük bir bölümü demir, nikel ve kobalttan oluşan sıvı kaya, altta aynı cisimlerden oluşan sert kaya olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Yerkürenin içi, çekirdeğin iç bölümünün bütünüyle sıvı olması gerektiğini düşündürecek kadar sıcaktır. Bilim adamlarının yaptıkları ölçümlere göre, yer kabuğunda derinlere doğru her 1600 metrede ısı 65 derece artmaktadır: Ama birkaç bin metre inildikten sonra durum değişir. Değişmesi gerekir, yoksa çekirdek güneşten de sıcak olurdu. Bilim adamları çekirdekteki ısının 2760 derece dolayında olduğunu’ savunuyorlar. Bu ısının iki ana kaynağı olduğu düşünülüyor. Birincisi, dünyanın kor halinde olma evresinden kalma bölümü, İkincisi ise yer kürenin içinde bulunan ve başka kimyasal bileşimlere dönüşürken yüksek ısı yaratan radyoaktif maddelerdir. Bu iki kaynak birleşince yerkürenin içinde kayaları ve mineralleri eritecek güçte bir ısı ortaya çıkar. Yine de bu ısının aşırılığına kirşin çekirdeği saran 2700 kilometrelik dış tabaka erimemiştir. Neden? Bunu anlamak için “ergime” olayının ne olduğunu iyice kavramamız gerekir.
işe, bu maddelerin molekül adı verilen, sürekli hareket halindeki minik parçalardan oluştuğunu öğrenerek başlayalım.

BASINÇ ÇOK ÖNEMLİ ETKENDİR

Katı cisimlerde moleküller sıkışık durumdadır. Bu nedenle de yavaşça titreşebilirler. Isıtılınca moleküllerin titreşimleri gittikçe hızlanır. Birbirlerinden uzaklaşmaya başlarlar. Bu olaya cismin “ısı ile genleşmesi” denir. Yeterli ölçüde ısıtılan moleküller birbirinden öylesine ayrılır ki, maddeler biçimlerini yitirip akıcılık kazanır. Bu olaya “katiların ergimesi” denir.
Şimdi, moleküllerin üzerinde, sıcaklığa karşın hareket etmelerini engelleyecek kadar büyük bir basınç olduğunu düşünelim. Bu durumda yersizlik nedeniyle moleküller birbirlerinden ayrılamayacaklardır.
Bir başka deyişle, madde genleşip eriyemeyecek, katı biçimini korumak zorunda kalacaktır. Bilim adamları yerkabuğunun 1500 metre derinliğinde her 2,5 santimetre kare kaya tabakasına düşen bir basıncın otuzbeş ton kadar olduğunu saptamışlardır. Bu nedenle yerkürenin büyük bir kısmının, katı bir kaya kitlesi olarak kalmasına şaşmamalıyız. Kayanın sıvı halde olduğu tek yer, yeryüzünün 3200 kilometre altında ve ısının aşırı olduğu dış çekirdektir, iç çekirdekte ise ısının çok yüksek olmasına karşın aşırı basınç yüzünden kaya ergiyememiştir.

Bunun yanısıra bazı kayalar yerkabuğunun 35 – 60 kilometre derinliğinde erir ve zamanla yeryüzüne çıkar. Bu, nasıl olur? Sözünü ettiğimiz aşırı basınca karşın kayaların ergimesine yol açan etken kesin olarak bilinmiyor. Ancak bazı açıklayıcı kuramlar ileri sürülmüştür, bunları şöyle sıralayabiliriz:
1. Yer yer aşırı ısı yaratan radyoaktif cisimlerin kümeleşmesi.
2. Kayanın kitle yapısının hafif ya da yerkabuğunun ince olduğu yerde alt tabakanın üzerindeki basıncın kayanın sıvılaşmasını önleyememesi.
3. Yerkabuğunun çekilip büzülmesinden ötürü alttaki basıncın az da olsa boşta kalması. Bu olay ısının artmasına yol açıp kayanın erimesine elverişli koşullar yaratır.
Her üç durumda da yerküre içindeki kaya tabakalarının bir bölümü katılığını yitirip sıvılaşır. Buharla birlikte içinde erimiş çeşitli gazlar taşıyan sıvı bir cisim oluşur. Yer altında kaldığı sürece bu cisme “magma” denir. Yeryüzüne çıkarsa adı “lav” olur. Magma sıvı olduğu için katı kayaların arasından sızabilir. Yeryüzüne çıkması için koşullar elverişli oluncaya değin kayadaki boşluklarda birikir.

MAGMA YÜZEYE ÇIKIYOR
Üstündeki basıncın kalkması magmanın yeryüzüne çıkması için en uygun ortamı sağlar. Magma yukarı doğru yükseldikçe üzerindeki basınç azalır. Basınç azaldıkça da magmanın içinde buhar ve erimiş gazların bir bölümü köpürmeye başlar. Gazlar köpük olup büyük bir hızla patlar. Patlayan kabarcıklardan oluşan basınçlı gazla birlikte magma yukarı doğru fışkırır.
Olayı gözünüzde canlandırmak için ılık bir gazoz şişesini açtığınızı düşünün. Ne olur? Pof diye beraberinde bir miktar sıvıyı da sürükleyerek gaz dışarı fışkırmıştır. Patlayan gaz kabarcıkları da magmayı aynı biçimde yukarı doğru sürükler ve eğer magma yerkabuğunun zayıf bir noktasında toplanmış ise genleşen gazla birlikte yeryüzüne fışkırabilir.

YERKABUĞUNDAKİ ZAYIF NOKTALAR
Yerkabuğunda yanardağların oluşabiieccği zayıf noktaların çoğu jeologlarca (yer bilimcilerce) saptanmıştır. Buradaki haritada bunların yerlerini görebilirsiniz.
Bu yerlerin çoğu Büyük Okyanus’ta bulunan adalardır. Büyük bir olasılıkla bu adaların çoğu okyanusun dibinde büyük yanardağlar olarak meydana gelmişlerdir. Güçlenince de yükselip su yüzüne çıkmışlardır. Zaten okyanus dibinde daha birçok küçük yanardağın bulunduğunu biliyoruz. Dünyanın yanardağ kökenli en büyük ada kümesi yerkabuğunun zayıf bir kuşağında yaklaşık 22500 kilometre uzunluğunda bir şerit üzerinde yayılan Hawai adalarıdır. Hawai adaları ile Büyük Okyanus’ta daha başka yanardağdan oluşmuş adaların adlarını belki duymuşsunuzdur, örneğin, lwo, Jima, Samos ve Aleut adaları bunlardan birkaçıdır. Bunun yanısıra okyanus üzerinde serpilmiş daha birçok adacık deniz dibinde oluşan yanardağların üstte görünen parçalarıdır. Haritada gördüğünüz gibi Büyük Okyanus’u çevreleyen kıtaların kıyılarında da zayıf noktalar vardır. Bu bölgelerde, günümüzde etkin durumda olan yanardağların sayısı çok olduğundan, okyanusu çevreleyen kıyı şeridine “Büyük Okyanus Ateş Kuşağı” adı verilmiştir.

Yorum yazın