Jeoloji Nedir – Jeoloji Hakkında Bilgiler

Jeoloji Nedir

Jeoloji yer kabuğunun yapısını ve bileşimini inceleyen bir bilimdir. Yüzmilyonlarca yıl süren yer kabuğunun ilk görünüşünü ve yapısını etkileyen olayların kronolojik bir düzenlemesini yapar.Jeoloji Nedir - Jeoloji Hakkında Bilgiler

Yer kabuğunda oldukça karmaşık kıvrılma ve kırılmalar gözlenmektedir. Büyük dağ sıralarının ve geniş düzlüklerin oluşturduğu bu karmaşık yapılar, ilk yüzeyin, suyun erozyon hareketleri, buz ve rüzgarın etkisi ile değişen derecelerde bir aşınmaya uğramasıyla oluşmuşlardır.

Dünyanın jeolojik gelişimi tarihinde dağ sıralarını oluşturan dört büyük dönem bulunmaktadır. Bu dönemlerden en eskisi ile ilgili bulgulara, erozyonla büyük ölçüde değişime uğramış olan Kanada ve Kuzey İskoçya’da rastlanmaktadır. Bu dönemlerin en sonuncusu olan Alpin döneminde ise, aralarında Alpler, Himalayalar, And ve Kayalık dağlarının da bulunduğu birçok sıradağların oluşmuş olduğu saptanmıştır. Yeryüzünün sürekli ve değişken bir evrim göstermesi, dünyada bir bakıma bilinçli etkilerle yontulmuş izlenimi veren olağandışı biçimler, güzel birçok yapının oluşmasına neden olmuştur.

Dünya jeolojik tarihi, geçmiş çağlarda yaşamış’olan organizmaların fosil kalıntıları ile belgelenmektedir. İlk okyanus ve denizlerde barınan tek hücreli canlılar, zaman içinde gelişerek gittikçe daha karmaşık yapılara erişmişlerdir. Bu organizmaların havayı ve karayı kuşatmak üzere suda başlayan gelişmeleri, bundan 450 milyon yıl önceye rastlamaktadır. Bu nedenle, ilk yaşama ait izler deniz altında bulunan kaya tabakalarındadır. Güney Afrika’nın Swaziland bölgesinde, bundan 3.4 milyar yıl önce oluşmuş kayalarda, bazı bilim adamlarınca tek hücreli mavi deniz yosunu olarak değerlendirilen yuvarlak biçimli mikro-yapılar bulunmuştur. Rodezya’da 3 milyar yıllık bazı kayalarda deniz yosunu ve bakterilerin etkinliklerine bağlı laminer yapılara rastlanmıştır.

Evrimin birbirini izleyen evrelerindeki değişiklikler, ilk katmanın korunduğu yerlerdeki sonradan oluşmuş kaya tabakalarında belgelenmiştir. Yeni oluşumların daha eskilerin üzerinde oluştuğunu belirten superimpozisyon ilkesine (kaya ya çla toprak tabakalarının üstüste gelerek sıkışması) göre, normal bir kaya tabakalanmasında bağımlı bir kronoloji sıralaması yapılabilmektedir. Bu sıralama çoğunlukla, farklı kaynaklarda oluşmuş olan kaya tabakalarında aynı fosil kalıntılarının incelenmesi ile yapılabilir. Bu kayaların daha derin incelenmesi sonucunda, olası ilk alanları ve yığıldıkları çevrenin anlaşılması sağlanabilir ve böylece tabakalanmanın ilk oluştuğu koşulların paleocoğrafik bir görüntüsü oluşturulabilir. Bu yöntem hangi tabakanın ilk olarak ve hangilerinin ise onu izleyerek oluştuklarını kavrama olanağı verir. Ancak bu tabakaların oluşum zamanlarına ilişkin bir bilgi vermekten uzaktır. Bu nedenle bu yöntem, yalnızca olayların kronolojik akışını ortaya çıkarmaya ve Nr tabaka ile diğerinin ilişkisini kurmaya yarayacaktır. Geçtiğimiz yüzyu. beri mutlak bir kronolojik çizelge yapabilme sorunu, birçok büyük bilim adamını bu konuda çalışmaya yöneltti. Son buzul devrinden beri varlığı bilinen yumuşakçaların evrimi üzerinde çalışmalar yapan ve bu çalışmaları çeşitli evrelerle bağlantılı olarak yürüten Lyeİl, Miyosen Çağının yaklaşık 20 milyon yıl sürdüğünü kabul etmiştir. Birbirleriyle bağlantılı çalışmalarının yardımıyle, Paleozoik Çağın başlangıcım 240 milyon yıl öncesine ve Kenozoik Çağın başlangıcını ise 80 milyon yıl öncesine yerleştirmiştir. Son birkaç yılda kayaların mutlak yaşlarının saptanması için belirli elementlerin yavaş ve doğal olarak radyoaktif etkinliklerini yitirmeleri olayı esas alınmış ve bu ilkeye dayalı yöntemler geliştirilmiştir. Bu olayın oluşma hızı bilindiğinden, kayaların mutlak yaşlarının saptanması gerçekleşebilmektedir. Kullanılacak yöntemler, yaşı saptanacak maddenin, mineral içeriği ve varsayılan yaşına göre seçilmektedir. Bu yöntemlerden edinilen bilgilerden bağımlı ve mutlak bir kronoloji saptanabilmiş ve Yer kabuğu tarihi çağ, devir, dönem gibi bölümlere ayrılmıştır.

Bu noktada Jeolojik zaman olarak adlandırılabilecek bir kavramın kullanımı sözkonusu olmaktadır. Bilinen zaman kavramı içinde tarihsel devirlerin incelenmesi, en çok 4-5 milyon yıllık bir sürede olabilmektedir. Bunun tersine, jeolojik olaylar sözkonusu olduğunda, milyonlarca hatta milyarlarca yıl sürmüş olan uzun süreler söz konusudur. Bu nedenle, yeni bir kronolojik sıradüzen kullanmak gerekmektedir.

Jeolojinin çalışma alanının bir parçasında bulunan diğer bir kavram da, Lyell tarafından geliştirilen gerçekçilik ilke si’dır. Bu ilkeye göre, kalker tabakalarının, sıradağların oluşması ve büyük lav.platolarının ortaya çıkması gibi önemli jeolojik olaylar, genellikle aynı basit nedenlerin çok uzun bir süre olagelmesine bağlıdır. Bir örnek vermek gerekirse, su dolu bir kabın içine deniz kabukları konulduğunda, kabukların dibe çöktüğü görülür. Lyell ilkesine göre de, milyonlarca yıldan beri boş deniz kabuklarının deniz dibine çökmesi ve sonra kütleleşmesi, bazı kayaların oluşmasının başlıoa nedenidir. Lyell’in öne sürdükleri, kendisinden önce bu konuda başka bir kuram geliştiren paleantolojist G. Cuvier’in savunduklarına tamamen karşıt düşmektedir. Çuvier’e göre, çeşitli fosil kalıntılarının oluşma nedenleri şöyle açıklanabilir: İki dönem arasında çeşitli canlı türlerinin yok olup, yenilerinin ortaya çıkması doğal felaketler yoluyla oluşmaktadır. A. Wegener’in 1912 de öne sürdüğü kıtaların kayması kuramı gerçekçilik ilkesi ile tam bir uyum sağlamaktadır. Wegener’e göre kıtalar okyanus yatağı üzerinde kaymaktadır ve kıtaların şimdiki konumlan yaklaşık 200.000.000 yıl önce başlamış olan yer kayması hareketlerine dayanmaktadır. Bu kurama göre kayma hareketleri sonucunda, tüm kıtalar bir bütün olmuşlardır.

Son zamanlarda, Wegener kuramı, denizdibi araştırmaları sonucunda elde edilen bulgularla daha da geliştirilmiştir. Son buluşlar, okyanus yatağının konumuna açıklık getirmiş ve yoğun deprem etkilerinin görüldüğü alanlardaki, deniz dibi engebelerinin açıklanmasını sağlamıştır. Tepelerin bulunduğu alanlarda, okyanus yatağının genişlemesine neden olan büyük lav akıntıları görülmektedir. Hendeklerin bulunduğu alanda ise, okyanus yatağı, manto denen bir alt katmana gömülmektedir. Okyanus yatağının daha genç olması, hiç durmayan bir tükenme ve yeniden oluşma hareketinin gerçekleşmekte olduğu varsayımım doğrulamaktadır.

Kesin kanıt, bölgeleri ortaya çıkaran magnetometrik incelemeler sonucundaki buluşlarla elde edilmiştir. Bölgeler deniz dibi hendeklerinin eksenine göre simetrik konumdadır. Dünyanın yarattığı manyetik alandaki bu hendekler, katılaşmış magma kütlelerinde “donmuş” olarak kalmıştır. Bu dönüşüm okyanus yatağının oluşumuna bir açıklama getirebilmektedir. Deniz dibinin hendek ve tepeleri yer kabuğunu, kıtaları deniz yüzeyi üzerindeki alanlar olarak, 6 bloka bölmektedir. Bu bloklar mantoya doğru ilerleyen küresel kemerler (parçalar) gibi değil, deniz dibi tepelerinin çevresinde ortaya çıkmakta ve parçalanarak başka yaklaşan blokun yanma doğru geriye çekilmektedir. Yer kabuğunda gözlenen kırışmalar da, bu blokların birbirleri ile olan ilişkilerine bağlanabilir.

Jeoloji günümüzde, doğal kaynakların bulunması ve sistemli bir biçimde kullanılmasına yardımcı olan bir bilim dalı haline gelmiştir. Sayısı sürekli olarak artan doğal gaz kaynaklarının ortaya çıkarılmasına yarayan araçlar, doğal gaz bulunmasına ait umutların da artmasına neden olmaktadır.

Etiketler: ,

Yorum yazın