Deprem Nasıl Olur

Deprem Nasıl Olur

Bir kentte günlük işlerine gitmekte olan insanların ayakları altındaki yerin ansızın sallanmaya başladığını düşünün. Yer sarsıntısının gerilimine dayanamayarak çöken yapılardan dökülen taş, tuğla, kalas gibi parçalar insanların üzerine düşecektir. Kontak yapan elektriklerden yangınlar çıkacak, herkes paniğe kapıldığından yangınlar denetlenemeyecektir. Depremden zarar görmeyen insan ve cisim kalmışsa bile bunlar da denizden gelecek tsunami tarafından sürüklenip gidecektir.
Anlattıklarımızın bir bölümü 1 Kasım 1755 tarihinde Portekiz’in Lizbon kentinde yaşayan insanların başından geçmiştir. Merkezi Lizbon kenti olan bu deprem, tarihin en şiddetli depremlerinden biridir. Avrupa’nın üçte biri bu depremi ve tsunamiye neden olan deniz depreminin sarsıntısını duymuştur. Binlerce kilometre ötede bulunan kilise ve evlerin şamdanları sallanmış, İskoçya’daki Lomond gölünün suları çalkalanmış, Amsterdam ve Rotterdam kanallarında bağlı duran büyük gemilerin halatlarını koparacak kadar şiddetli bir etki yapmıştır. 1 Kasım, Hristiyan dünyasında kutsal bir gündür. Depremlerin gerçek nedenini bilmeyen bazı boş inançlı insanlar, bu olayı dünyanın sonunun geldiğine yorarak, kapıldıkları korkuya bir yenisini eklemişlerdir.
insanların çoğunun artık bu tür korkuları kalmamıştır. Büyük bir bölümü depremleri herhangi bir gün olabilecek bir olay gibi kabul eden gerçekçi bir tutum içindedirler. A.B.D’nin batı kıyılarındaki San Andreas halkı da öyledir. San Andreas vadisi, San Fransisco’nun kuzeyinden başlayıp güneydoğu yönüne uzanan, 100 kilometre uzunluğunda 1 kilometre genişliğinde,yüzeye çıkarak yer kabuğunda uzun bir kabartı görünümündedir. Deprem uzmanları bu yer oluşumunun Pasifik Okyanusu tektonik sahanlığı ile Amerika sahanlığı ortasındaki sınır olduğu görüşünde birleşiyorlar. Bu zayıf noktanın pek çok yer sarsıntısıyla karşılaşabileceği beklenebilir. Bu vadide bir gezintiye çıkacak olursanız, yolunuzun üzerinde sık sık kırılmış, bozulmuş çiftler görürsünüz. Kötü bir rastlantı sonucu belki de depremden yol çökmeleri ve toprak kaymalarından sonra yapılan onarım çalışmaları sizi yolunuzdan bir süre alıkoyacaktır. Bu bölgede büyük yer yarılmaları ve bunların sonradan kendiliğinden kapandığı görülmüştür. Ama söylenenlerin tersine, kimse bunların içine düşüp gömülmemiştir. Gerçekte yeryüzünde depremlerin toprakta açtığı büyük yarıklara düşüp kaybolan insanlarla ilgili pek çok öykü varsa da bunların gerçekle hiçbir ilgisi yoktur. Ama gene de bir kez San Andreas vadisinde açılan bir yarığa baş aşağı düşen bir inek yarığın ansızın kapanması üzerine çıkamayarak ölmüş ve hayvanın yalnızca kuyruğu dışarıda kalmıştır.

San Andreas fay bölgesinde görülen gerçekten ciddi iki deprem 1906 yılında San Fransisco’da ve 1971’de Los Angeles yakınlarındaki San Fer- nando vadisinde kaydedilmiştir. San Fransisco kentinin uğradığı zarar daha çok depremden değil, patlayan hava gazı borularının çıkardığı yangınlardan olmuştur. Yangım söndürmek, su borularının patlaması ya da yeterli basınçla su püskür- tülememesi yüzünden olanaksız hale gelmiştir.
1971 San Fernando depremi yukarda sözü edilen ana fay üzerinde değil, onun kollarından biri üzerinde oluşmuştur. Deprem Kuzey Meksika, Arizona, Nevada ve 400 kilometre ötedeki Yo- semite Ulusal Parkından duyulacak derecede güçlü olmuştur. Aslında bu çok şiddetli deprem olmamasına kaışn bölgedeki nüfusun yoğnluğu nedeniyle milyonlarca dolarlık zarara yol açmıştır.
27 Mart 1964 günü Alaska’da Anchorage kentinin yaşamı her günkü gibi sakin başlamıştı. O günün dini bir tatil olması nedeniyle dükkânlar erken kapanmıştı. Bu, gerçekten büyük bir şanstı. Zira Kuzey Amerika’da o güne değin en şiddetli deprem o gün gerçekleşecekti. Deprem üç dakika sürmüştü. Bu kısa süre içinde yapı ve kaldırımlar çöktü, yollar kaydı, hızla giden arabalar ters döndü. Deprem bir iş gününde olsaydı, en azından birçok kişi araba kazalarında ölmüş olacaktı. Oysa Anchorage kentinde sadece dokuz, çevre köylerdeyse altı kişi yaşamını yitirmekle olay atlatılmıştı. ölümler de, genellikle kentin dışındaki evlerin toprak kayması sonucu yıkılmalarından meydana gelmişti. Deprem Anchorage’in kilometrelerce uzağından duyulmuştu. Depremin sonunda dağlar alçalmış, deniz yatağının düzeyi değişmiştir. Valdez limanında depremin yol açtığı çökme, limanın derinliğini bir noktada 100 metre arttırmıştır.
Mimar ve mühendisler depremlerin neden oldukları zararlardan pek çok ders edinmişlerdir. Bugün deprem bölgelerinde yapılan binaların planları depremlerin zararlarını azaltacak biçimde çizilmektedir. Altlardaki toprağın sallanması halinde kolayca çökebilecek kalın taş ve tuğla duvarlı yapılardan, ağır çatılardan kaçmamaktadır. Bunların yerine ya hafif ya da derin kaya tabakalarına oturtulmuş beton temelli, çelik iskeletli binaların yapılmasına çalışılmaktadır. Amerika’da yapılan gökdelenler yer sarsıntısına karşı yıkılmadan durabilecek yapılara iyi birer örnektir. Depremden kaçmanın olanağı olmadığı gibi önlemek de elimizde değildir. Ama büyük kentlere verecekleri zararı geniş çapta önleyebiliriz. Özellikle Türkiye’de yer sarsıntılarında can kaybı çok olmaktadır.
Yer sarsıntıları ve yanardağlar, dünyanın çeşitli bölgelerinde sürekli biçimde etkinlik halindedirler. Dünyamızın bugünkü biçimini almasında deprem ve yanardağların katkıları büyüktür. Dünya var oldukça da görünümünü değiştirmede etkinliklerini sürdüreceklerdir.

Yorum yazın