ALÜVYAL YATAKLAR

ALÜVYAL YATAKLAR :
Alüvyal yataklar az çok uzun süren bir taşınmayla oluşmuş¬lardır. Bu yatakları meydana getiren birikimlere plaser adı ve¬rilir. Her jeolojik devirde oluşmuş plaserler vardır, ancak eko-nomik olanlar genellikle aktüel veya zamanımızdan az eski olanlardır. Bunun nedeni açık işletmeye elverişli nitelikleri ve eski plaserlerden itibaren günümüze kadar birkaç kez zenginleşmenin var¬olmasıdır.
l- Rüzgâr Plaserleri :
Ender olarak ve sadece çok kuru çöl iklimlerinde gelişir. Rüzgârla taşınan malzemelerden ince ve hafif olanlar uzağa, iri ve ağır olanlar hemen yakına yamaçların aşağı kısmına birikir. Güney – Batı Afrika’deki bazı elmas yatakları bu şekilde zenginleşmişler¬dir.
2 – Akarsu Plaserleri :
En çok rastlanan plaser çeşitleridir. Bu bakımdan biraz c*a-ha ayrıntılı olarak ele alınacaklardır. Akarsu plaserleri başlıca dört ilkeye göre oluşur.
BiRiNCi İLKE : Taneler yoğunluklarına, hacimlerine ve şekil¬lerine göre birikirler.aynı hacim ve şekildeki minerallerden daha yoğun olanlar daha az taşınırlar. Yoğunluğa bağlı olarak minerallerin ayrılma ve birikmesine Triyaj denir. Plaserdeki bazı minerallerin yoğunlukları şöyledir.(gr/cm3)
Platin : 17 – 19
Altın : 16 – 19
Kassiterit : 6,8 – 7,1
İlmenit : 4,5 –5,0
Zirkon : 4,0 – 4,8
Rutil : 4,2
Elmas : 3,5
Kuvars : 2,65
Aynı yoğunlukta ve aynı şekildeki minerallerden daha iri olanlar daha az taşınırlar.hacime bağlı olarak mineralerin yarılma ve birikmesine Kalibraj denir. Plaserdeki minerallerin boyutları genellikle 1-2mm den daha ufaktır. Aynı yoğunlukta ve aynı hacimdeki minerallerden daha küresel olanlar daha az taşınırlar.
İKİNCİ İLKE : Mineral taneleri akarsuların akıntı hızına ve girdap hareketlerine bağlı olarak birikirler. Akıntı hızı ne kadar fazla ise mineral tanesi o kadar uzağa gider. Akıntı hızı çeşitli nedenlerle ansızın azaldığında ağır taneler dibbe düşerler.diğer taraftan doğadaki hemen hemen bütün akarsular girdaplı bir rejime sahiptir. Bir nehir kesitinde girdap hareketleri ile en yüksek hız üstte ortada ve altta ortamın iki yanındadır. Böylece mineral taneleri hızın en az olduğu kenar kısımlara sürüklenürlerkeye bağlı olarak kırıntı yatakların oluşmasına elverişli yerler şöyledir (Şekil 33) :
Düz akan kesimlerde kenar şeritlerde,
Kıvrımlı kesimlerde konveks kıyılarda,
Ani dirseklerde,
Vadilerin genişlemeye başladığı kısımlarda,
Başka bir akarsuya birleştiği yerde,
Eğimin azaldığı kısımlarda,
g) Tabandaki çıkıntı önlerinde (Şekil 34),
h) Bir eşik ötesinde (Şekil 35),
i) Dev kazanları içinde.

ÜÇÜNCÜ İLKE : Ağır minerallerin çok zengin birikimlerine çakıl taşlarının altında, bedrok’un sağlam tabanının yüzeyinde veya girinti çıkıntılarında rastlanır.
Akarsuların tabanındaki iri çakıllar girdap hareketleri ve dalga gibi nedenlerle devamlı sallanma, yerinden oynama ha¬lindedir. Bu arada, çakılların arasındaki su ile doygun boşluklar-da tutunmuş ağır mineraller aşağıya doğru iner. Bu hareketler bir jig içindeki hareketlere benzetilebilir (Şekil 36).
DÖRDÜNCÜ İLKE : Tanelerin birikmesi akarsu profiline bağ¬lıdır. Akarsu denge profiline erişinceye kadar yatağını kazar ve bu aşındırma akarsu çıkışına doğru gelişir. Yüksek akıntı hızı¬nın çıkışa doğru kayması sonucunda iri boyutlu taneler gittikçe daha yukarı kesimde birikir. Akarsuyun aşağı kısımlarında baş¬langıçta akıntı hızı fazlayken iri taneler çökelecektir, ancak daha sonra aynı yerde akıntı hızı az olacağından ufak taneler çökelecektir (Şekil 37).
Bu düzen çoğu plaserlerde gözlenirse de genelleştirilemez. Mevsimlere göre taşıma gücünün değiştiği yerlerde farklı tane boyutlarındaki seviyeler ardışıklanır.
Diğer taraftan akarsuların olgunlaşmış profilleri kıtala¬rın düşey hareketleriyle değişebilir. Böylece akarsuların taban seviyeleri alçalır veya yükselir. Yükselme hareketleri kırıntı yataklarını ilgilendirmesi bakımından önemlidir. Bu hareketlere Gençleşme Hareketleri de denir. Akarsu yeni taban düzeyinden iti¬baren yoni bir denge profilini gerçekleştirinceye kadar yatağını kazar. Bu kazmayı eski alüvyonları içinde yapar ve eski alüvyon¬lar taraça halinde kalır. Gençleşme hareketinin birçok kez tek¬rarlandığı hallerde farklı seviyelerde birçok taraça bulunacak¬tır (Şekil 38). Bu durumda en alt seviyedeki yeni alüvyonlar, eski alüvyonların malzemesini de elden geçirdiklerinden, cevher minerallerinin birimi bakımından en elverişli yer olacaktır. Ba¬zı bölgelerde, akarsuyun orta ve yukarı bölümlerinde taraçalar bulunurken, aşağı bölümünde yeni alüvyonlar eskileri örtmüştür. Bu Kıtasal Fleksür adı verilen bir genel torsiyon hareketinin sonucudur. Akarsuyun yukarı yatağı yükselirken aşağı yatağı alçalmıştır (Şekil 39).
3- Deniz Plaserleri :
Dalgalar, kıyı akıntıları ve gel – git hareketleri akarsu plaserlerinin ilkelerine benzer biçimde faydalı minerallerin birikmesine yol açabilir. Çoğu hallerde akarsu plaserleri, daha az oranda kıyıdaki kayaçlar deniz plaserlerinin kaynağını teşkil eder.
Kıtaların yükselme hareketleri kıyı taraçalarının oluşma¬sına yol açar. İşletilen deniz plaserleri genellikle aktüeldir.
KIRINTI YATAKLARINA ÖRNEKLER :
l- Witwatersrand Altın ve Uranyum Yatakları (Güney Afrika) :
Dünyadaki en önemli altın yatağıdır. Prekambriyen yaşlı fo¬sil akarsu plaserleri Witwatersrand ve Transvaal sistemlerinin teşkil ettiği bir senklinalin Kuzey kanatlarında bulunur (Şekil 40). Cevherleşme şu seviyelerdedir;
Witwatersrand sisteminin rif adı verilen kuvarsit ve kong¬lomeralardan müteşekkil serisinin tabanındaki konglomeralarda,
Transvaal sisteminin siyah rif adı verilen konglomera se¬risinin içinde,
Konglomeraların çakılları saydam dumanlı kuvarstır. Çimen¬toda ekonomik öneme sahip altın (Au) ve Uraninit’in (UO2) dışında pek çok çeşit mineral vardır. Kuvars, pirit, pirotin, kalkopirit, galen,çinkoblend, kromit, elmas, grafit, rütil, turmalin, zir¬kon, serisit, klorit? kloritoid, kalsit vb…. Bu mineral bir kısmı metamorfizma, hidrotermal gibi etkenlerle sonradan oluşmuştur.
Bu yatakta altının oluşumu hakkında farklı düşünceler mev¬cuttur.
Bazı yazarlar altının plaserle senjenetik (eş oluşumlu) olduğunu savunurlar.
Bazı yazarlar altının plasere göre epijenetik (ard oluşumlu) olduğunu, sonradan hidrotermal olarak teşekkül ettiğini savunurlar.
Karma bir görüşe göre ilk önce kırıntı halinde oluşan (senjenetik) altın, sonradan hidrotermal eriyiklerin etkisiyle çözülmüş ve tekrar çökelmiştir (epijenetik).
Diğer bir karma görüşe göre senjenetik altının çözülmesi ve tekrar çökelmesi çok derinlere inip ısınan meteorik suların sayesinde olmuştur.
Uranyum için de benzer görüşler ileri sürülmektedir.
3000 m derinliğe kadar işletilen Witwatersrand yatakları tonda 7-10 gr. altın içermektedir. Rif serisinde işletilen çakıltaşı seviyelerinin kalınlıkları 0,5 ile 3 m arasındadır.
2- Kinta Valley Kassiterit Yatakları (Malezya) :
Ekonomik değeri olmayan damarcıklardan türeyen kassiterit (SnO2) elüvyon ve akarsu plaserlerinde zenginleşmektedir. Dünya kalay üretiminin çoğunluğu böyle yatakalrdan gelmektedir. Plaserde kassiteritin sınır tenörü yaklaşık 0,5 kg/m3

3- Krasnotur’insk Platin Yatakları (Ural – Rusya) :
Ultrabazik kayaçlar içinde çok ince saçınımlar halinde bu¬lunan nabit platin bilhassa elüvyal yataklarda zenginleşmişlerdir.
4- Şart Çayı Altınlı Plaserleri (Salihli – Manisa) :
Türkiye’nin en önemli kırıntılı altın cevherleşmeleri bu akarsu plaserindedir. Lidya kralı Krezüs’ün zenginliğinin bura¬dan geldiği söylenir. Bölgede yaşlıdan gence doğru şu oluşuklar bulunur (Şekil 41).
Paleozoik yaşlı metamorfik kayaçlar gnays, mikaşist, kuvarsit ve mermerden müteşekkildir. Aralarında muhtemelen altınlı kuvars damarları mevcuttur.
Üst Miyosen yaşlı kumtaşları ve çakiltaşları metamorfik kayaçların üzerine, uyumsuz olarak gelmektedir. Bu oluşuk içinde çok düşük tenörlü altının varlığı saptanmıştır.
Kuvaterner yaşlı eski konglomeralar. Bunlar sadece tepelerde görüldüklerinden üst konglomera adını alırlar. Yatay konum¬daki üst konglomeraların hem çakıllarında, hem de çimentosunda altına rastlanmıştır. Ortalama tenör 0,5 gr / m3 tür.
Kuvaterner yaşlı genç alüvyonlar Şart çayı vadisi içindedir. Nabit haldeki altının genç alüvyonlardaki dağılımı çok dü¬zensizdir. Tenor genellikle derine doğru artar. 2 gr/m3’e kadar çıkan yerler vardır. Ortalama tenor l gr/m3 tür. Büyük plaserlerde altın için sınır tenorun 0/15-0,20 gr/m3 olduğu düşünülecek
olursa Şart çayı altınlı plaserleri ekonomik bir önem taşır. An¬cak günümüzde işletilmemektedir.
Şart çaşı plaserlerindeki altın, buraya üst konglomeralar¬dan itibaren taşınmıştır. Ancak altının birincil yerinin metamorfik kayaçlardaki kuvarslı damarlar olduğu anlaşılmaktadır. Böyle¬ce derin kökenli cevherleşme birkaç kez mekanik zenginleşmeye uğ-rayarak günümüzdeki yatakları oluşturmuştur.
5- Divriği Demir Yatağı (Sivas) :
Bu yatakta A ve B kafaları diye adlandırılan yığınlar piro-metasomatik kökenlidir. Buna karşılık C plaseri diye adlandırılan cevherleşme elüvyal bir oluşuktur, önceden mevcut derin kökenli cevherleşmeden itibaren oluşmuştur. Yamaç molozlarının üst üste gelmesiyle birkaç ayrı seviye halinde bulunur.
Cevherleşme hematit, manyetit ve limonit çakıl ve blokların¬dan ibarettir. Bunlara siyenit, serpantin, kalker ve çört çakıl¬ları eşlik eder. Ortalama demir tenoru % 35-45 tir.
6- Karadeniz Deniz Plaserleri :
Doğu Karadeniz sahillerindeki plaserler manyetit içerirler. Ayrıca ilmenit, titanomanyetit, hematit, kuvars, feldispat, pirok¬sen ve amfibol mineralleri de bulunur. En önemli plaserler şu yer¬lerdedir :
Perşembe – Efirli (Ordu)
.Ünye Batısı (Ordu – Samsun)
Çarşamba Ovası (Samsun)
ilk iki plaserin malzemesi daha ziyade Doğu Karadeniz kıyı dağlarını oluşturan volkanik kayaçlardan ve özellikle bazik olan¬lardan gelmektedir. Çarşamba Ovasının plaserleri ise önce Yeşilırmak tarafından oluşturulmuş, sonradan denizin etkisi ile sahilde yeniden toplanmıştır. Bütün bu plaserler demir tenorunun azlığı buna karşılık titan oranının yüksekliği nedeniyle günümüzde ekono¬mik değildir.
Batı Karadeniz’de Şile (istanbul) yöresindeki kumların mona-zit içerdiği bilinmektedir.
7- Kum ve Çakıl Ocakları :
Akarsu ve deniz plaserlerindeki kum ve çakıllar endüstriyel hammadde olarak ekonomik öneme sahiptir. Kum ve çakıllardan en çok inşaat (bina, yol, vb.,..) malzemesi olarak yararlanılır. Türkiya’ de bu maksatla işletilen yüzlerce kum ve çakıl ocağı mevcuttur. Tamamen kuvarstan ibaret kumlar ise başlıca cam (cam kumu) ve ref-rakter madde (döküm kumu) yapımında kullanılmaktadır. Tortul ku¬varsitlerden de aynı amaçlar için yararlanılmaktadır, İstanbul (Kilyos, Sarıyer, Beykoz, Şile, Çatalca), Zonguldak, Sinop ve An¬talya dolaylarında birçok kuvars kumu veya kuvarsit zuhuru bilin¬mekte ve işletilmektedir.

Yorum yazın