Sıhhat şekli – Geçerlilik şekli

Sıhhat şekli veya geçerlik şekli, aranan şekle uyulmaması halinde, söz konusu olan işlem gerçekleşmediği zaman ortaya çıkar. Meselâ, bir gayrimenkul satım sözleşmesinin geçerli olabilmesi için, tapu memuru önünde yapılması gerekir. Sözleşme bu şekilde yapılmazsa, geçerli olarak doğmaz. Zira tapu memuru önünde yapılma, sıhhat şeklidir. Kanunda şekil için konulmuş hükümler aksi belirtilmiş olmadıkça sıhhat şeklidir, ispat şekli değildir. Sıhhat seklini, ispat aklinden ayıran husus, sıhhat şekline bağlanmış bir işlemin bu şekle uyulmadan yapılması halinde geçerli cla-rak doğmasıdır, ispat şeklinde, işlemin geçerli olması için bir şekle uyulması gerekli değildir. Burada işlem bir şekle bağlı olmaksızın doğar; fakat ispatı için şekil aranır.
tir. Buna senet de denilebilir. Senette iki unsur vardır; metin ve imza: 1. rnetin, tarafların irade beyanının muhtevasını gösterir. Bu sebeple de herhangi bir tered-düte yer vermeyecek açıklıkta olması gerekir. Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, metnin yazılış şeklinin önemi yoktur. Elle yazılabileceği gibi, daktilo ile veya teksir makinesiyle de yazılabilir. Ancak kanun, belirli işlemlerde irade açıklamasında bulunan kimsenin el yazısını aramıştır. Meselâ, el yazısıyle vasiyetnamede, metnin muhakkak surette miras bırakan tarafından yazılması gerekir. Başkası tarafından yazılan el yazısı vasiyetnameler geçerli olmaz. Metnin şekliyle üzerine yazıldığı maddenin de önemi yoktur. Senet bir mektup şeklinde düzenlenebildiği gibi, kâğıttan başka bir şey üzerine de olur.

Ancak böyle alışılmış düzenleme şekillerinden ayrılınması, genellikle borç altına girme iradesinin bulunduğu hakkında ciddî şüpheler uyandırabilir. Kullanılan dilin ve yazı şeklinin de geçerlik üstünde etkisi yoktur. Eski yazıyle yazılmış olan bir metin geçerli olabileceği gibi, yabancı dilde yazılmış olan bir metin de şekli gerçekleştirebilir. Yargıtay da eski yazı ile yazılmış olan senetlerin geçerli olduğunu kabul etmektedir; 2. imza, bir kimsenin beyan iradesini gösterir. Metnin altının, borç altına giren kimse tarafından imzalanması gerekir. Birden fazla kimse borç altına girmekteyse, o zaman bunların hepsinin imza atması gerekir. Taraflar karşılıklı olarak borç altına girmekteyseler, metnin her ikisi tarafından da imzalanması gerekir. Soyadı kanununa göre, imzada, önce öz adın, sonra soyadının yazılması gerekir. Ancak sadece öz ad veya soyadıyle atılan (imzalar da geçerlidir. Hattâ takma ad veya lakap ile atılmış olan bir imza da geçerli olabilir, önemli olan, metnin altına atılan imzanın, beyanda bulunan kişinin kimliğini açık olarak gösterebilmesi ve borç altına girme iradesinin ciddî olduğunu açıklayabilmesidir. İmzanın el ya-zısıyle atılması gereklidir. Bunun dışında imzanın bir âlet ile atılması, ancak çok miktarda kıymetli evrakın piyasaya çıkarılması halinde geçerlidir. Bir kimsenin sakatlık veya okuma yazma bilmemesi sebebiyle imza atamaması halinde, iki yoldan birine başvurulabilir: 1. el ile yapılmış ve usulüne uygun olarak onaylanmış bir işaret; 2. resmî bir şahadetname kullanmak. Bu ikinci durum ile ifade edilmek istenen şey şudur: imza atmasını bilmeyen kimse, resmî bir memur önünde, senedin içindekileri bildiğini ve bunun iradesine uygun olduğunu belirtir ve resmî memur da, bunu bir bölgeyle tespit edip onaylar. Türkiye’de çok yaygın oları mühür kullanma, Medenî Usul kanununda düzenlenmiştir. Buna göre, okuma yazma bilmeyen kimse ancak ihtiyar heyeti ve orada tanınan iki kişi tarafından onaylanmış olması şartiyle, mühür kullanabilir. Körlerin imzası ise, iki durumdan birinin yar olması şartiyle geçerlidir: 1. körün imzayı attığı zaman, belgenin muhtevasını bildiğinin ispatı; 2. imzanın resmen o-naylanması. imzanın temsilci tarafından atılması halinde, temsilci genellikle imzanın yanma temsilci ilişkisini gösteren bir ekde bulunur. Temsilci, temsil ettiği kimsenin imzasını atamaz. İmza, ilgili bulunduğu metni kural olarak kapamalıdır (örtmelidir). Bunun için imzanın kural olarak metnin sonuna atılması gerekir. Âdi yazılı şekilde tarih ve düzenleme yerinin gösterilmesi gerekli değildir. Ancak kanun, bazı işlemler yönünden düzenleme yeri ve tarihinin de bulunmasını şart koşar. Meselâ el yazısıyle vasiyetnamenin geçerli olabilmesi için, düzenleme yeri ve tarihinin de bulunması gerekir. Aynı durum çek, poliçe ve emre yazılı senette de söz konusudur. Şekle bağlı bir işlemin değiştirilmesinin de kural olarak şekle uygun yapılması gerekir. Ancak, tamamlayıcı nitelikteki hükümlerin konulmaması şartiyle, şekle uyulmadan değiştirmeler yapılabilir. Buna karşılık, sözleşmede esaslı değişiklik yapan durumlarda şekle uyulması gerekir. Aksi halde yapılan değişiklik geçerli olmaz. Şekle bağlı bir işlemin ortadan kaldırılmasına ilişkin işlemin de, şekle bağlı olup olmayacağı meselesine dair, kanunda bir hüküm bulunmamaktadır. Bu sebeple bazı yazarlar, bir hüküm bulunmamasından hareketle, şekle bağlı bir işlemi ortadan kaldıracak işlemin, hiç bir şekle bağlı olmaması fikrini savunurlarken, diğer bazı yazarlar bu halde de şekle uyulması gerektiği fikrindedirler. Bu şekilde bir Sözleşmeyi ortadan kaldıran işleme, ibra denilmektedir. Bu ibra sözleşmesinin geçerliği şekle bağlı olmasa bile, ispat yönünden şekil aranacaktır. Zira Usul kanununa göre, senede bağlı bir işlemin hüküm ve kuvvetini azaltan işlemlerin de senetle ispat edilmesi gerekir.
— Ida. huk. Şekil, usul kavramını da kapsayarak, İdarî işlemlerin unsurlarından birini ifade eder, irade hukuku, özel hukuktan daha geniş ve etkili bir biçimde, şekil ve usul unsuruna yer vermiştir. İdarî işlemlerin belli şekillere tabi olması, aslında, kişi hak ve hürriyetleri için de bir güvenlik demektir. İdarî işlemlerde kural, yazılı şekildir. Bazı istisnaî durumlardaki zabıta işlemleri dışında kural budur. Genel nitelikteki İdarî işlemlerde şekil unsuru daha da önem kazanır. Tüzük ve yönetmelik Resmî Gazete ile ilân olunur. Tüzüklerin, ayrıca Danıştayın görüşü alındıktan sonra çıkarılması gerekir. Kurullarca alman kararlarda, toplantı ve karar yeter sayılarının kanunlarda öngörülen şartlara uyması aranır. Aksi halde, alınan kararlar şekil unsuru bakımından sakat olur. Bununla birlikte her şekil ve usul sakatlığı iptal sonucu doğurmaz, özellikle kişi hak ve hürriyetleri bakımından veya bir idari işlemin varlığı açısından önem taşımayan basit şekil noksanları yüzünden iptal hükmü verilmemesi gerektiği genellikle kabul edilmektedir. Buna karşılık, bir disiplin işleminde, ilgilinin savunmasının alınmaması gibi önemli usul sakatlıkları, iptali zorunlu kılar. Bk. USUL.

Etiketler: ,

Yorum yazın