Hakimin Reddi

Hakimin Reddi
Hukuk yargılamasında, ret sebepleri şunlardır: 1. hâkimin davada iki taraftan birine nasihat vermiş veya yol göstermiş olması; 2. hâkimin, taraflardan biri veya bir üçüncü kişi önünde, kanunun gerekmediği halde, reyini beyan etmiş olması; 3. davada, şahit, bilirkişi, hakem veya hâkim sıfatıyle dinlenmiş veya hareket etmiş olması; 4. davanın dördüncü dereceye kadar (bu derece dahil) hâkimin yakın hısımlarına ait bulunması; 5. dava sırasında hâkimin iki taraftan biriyle davası veya aralarında bir düşmanlık bulunması; 6. genellikle hâkimin tarafsızlığından şüphe etmeyi gerektiren önemli sebeplerin olması (hâkimin taraflardan biriyle nişanlı olması veya ondan büyük bir malî yardım görmesi gibi). Ret sebeplerinden biri mevcutsa, hâkim bizzat kendisini reddedebileceği gibi, taraflardan biri tarafından reddolunması da mümkündür. Yalnız ret hakkını kullanmak isteyen tarafın, ret sebebini öğrenince, her türlü itiraz ve savunmadan önce, ret talebinde bulunması şarttır. Aksi halde ret hakkı düşer. Ret talebi, ret sebebini gösteren bir dilekçe ile reddi istenen hâkimin mensup olduğu mahkemeye yapılır. Bu dilekçenin bir sureti diğer tarafa tebliğ olunur. Onun da cevabı alındıktan sonra, hâkim ve her iki taraf ret sebebini kabul ederse, durum dava tutanağına yazılarak ret kesinleşir. Diğer tarafın veya hâkimin ret sebebini kabul etmemesi halinde, ret talebi hâkim veya mahkemece incelenir (Huk. Us. Muhakemeleri kn. md. 33). Hâkimin reddi talebinin reddine ilişkin karar temyiz olunabilir. Bu talebin kesin ve son olarak reddedilmesi halinde, hâkimin reddini isteyen taraf kanunda gösterilen para cezalarına çarptırılır.
Ceza yargılamasında, bir memnuiyet sebebinin mevcudiyetine rağmen, yargılama görevine devam eden hâkim reddedebileceği gibi, hâkimin tarafsızlığından şüpheye düşürecek diğer sebeplerden Ötürü de hâkimin reddi istenebilir.
Hâkimi Cumhuriyet savcısı, sanık ve davacı reddedebilir (Cz. Muhakemeleri Us. kn. m. 23).
Hâkimin reddi’ni bir dava ile istemek gerekir. Açılacak bu dava, davaların asıl ve tali dava ayırımı içinde, bir tali ceza davasıdır, çünkü açılacak olan bu dava ile yalnızca, hâkimin bu davada tarafsız kalıp kalmayacağı incelenir. Hâkimin reddi davası, reddi istenen hâkimin bulunduğu mahkemede açılır. Ancak bir dava sırasında reddi istenen hâkim, ret sebebini kendi de görebüir. Bu durumda hâkim, yargılama yapmaktan çekinir (istinkâf eder). Şu son ihtimalde artık
ret prosedürü işlemez. Hâkimin reddi davası bir düekçe veya beyan ile açılır. Bu beyan mahkeme kâtibine yapılır ve kâtip bu konuda bir tutanak düzenler. Kanun ayrıca bir dava sırasında hâkimin reddi zamanını da belirtmiş, bu alanda ikili bir ayırım yapmıştır. Bu ayırıma göre: İ. hâkimin yargılama yapmasının yasak olduğu hallerde (yani bir memnuiyet sebebi varsa), ret istekleri muhakemenin her hal ve derecesinde ileri sürülebilir. Kanun burada bir zaman kayıtlaması yapmamıştır. Bunun sebebi, yargılama yasağının bulunduğu hallerde ka- nunkoyucunun, hâkimin tarafsız davranama- yacağı hakkında bir faraziye kabul etmiş olmasındandır. ‘Ancak burada da ret davası, diğer dava, yani asıl dava, reddolunacak hâkimin elindeyken açılmalıdır. Bu demektir ki, son soruşturmayı yapan ve yargılama yasağı bulunan bir hâkimin reddi istenecekse, bu hâkimin son kararını vermeden, yani sanığı mahkûm etmeden veya beraat ettirmeden önce redde ilişkin tali dava açılmalıdır;
2. haklı şüphe sebebine dayanılarak açılacak ret davalarında kanun, zaman bakımından bir sınırlandırma yapmıştır: a) son soruşturma safhasında, son soruşturmanın açılması kararının veya iddianamenin, okunmasından önce bu dava açılmalıdır; b)Ttemyiz davasında, duruşma yapılıyorsa, raportör üyenin raporu okununcaya kadar,; duruşma yapılmı- yorsa, temyiz tetkikatı başlayıncaya kadar ret davası açılmalıdır; c). diğer durumlarda kanunda bir zaman kayıtlaması olmadığı i- çin, hâkim, yargılamada bulunduğu sürece, kendisinin reddi istenebilecektir (msl. ilk soruşturma bitinceye kadar sorgu hâkiminin reddi istenmelidir).
Hâkimin reddi davası üzerine, mahkeme, reddi istenen hâkimden ret. sebebi hakkında açıklama isteyebilir. Hâkim de bu açıklamayı yapar. İsteği haklı görürse, çekinmiş (istinkâf etmiş) olur. Ret davasını inceleyecek olan mahkeme, reddi istenen hâkimin bağlı bulunduğu mahkemedir. ‘ Ancak reddi istenen hâkim katılmaksızın mahkeme kurulamıyorsa, bu durumda diğer mahkemeler yetkili olur (Cz. Muhakemeleri Us. kn. md. 26). Ret davasını açan kişi, iddiasını ispat etmekle yükümlüdür. Kanun burada delil bakımından yaptığı sınırlama ile bir istisna getirmiştir. Şöyle ki, ceza yargılaması hukukunda, medenî yargılama hukukunun aksine, her şey delil olabilir. Ancak kanun burada yeminin delil olamayacağını açıkça belirtmiştir.
Ret davasına bakan merci; davayı ya kabul veya reddeder. Dava kabul edilince verilen karar kesindir. Ret isteğini reddeden kararlar aleyhine kanun yolu açıktır. Bunlar: 1. ret kararı, son soruşturma safhasında verilmişse, asıl davadaki son kararla birlikte temyiz edilebüecektir; 2. diğer ret kararlarına karşı acele itiraz yolu açıktır. Ret davasının açılması bazen aşıl davayı uzatmak veya dürüst hâkimi davadan uzaklaştırmak amacına yönelmiş olabilir; kanun bu şekilde davranışları önlemek için bunları müeyyide altına almıştır: a) ileri sürülen ret sebebi varit değilse, ret davasına bakan merci, 50 liradan 1000 liraya kadar hafif para cezasına hükmeder, b) ileri sürülen sebebin aksi sabit olursa, ceza 250 liradan 1 000 liraya kadar hafif para cezasına hük-, meden Cz. Muhakemeleri Us. kn. nun bu a- landa koyduğu müeyyideler, disiplin cezalarıdır. Bu bakımdan bunlar, savcının açacağı kovuşturmaya veya hâkimin açacağı hukuk veya ceza davalarına engel değildir.
Reddi istenen hâkim, ret davası hakkında bir karar verilinceye kadar, ancak gecikmesinden zarar doğacak işlemleri yapabilir, diğer işlemleri yapamaz. Hâkim gecikmesi mümkün bir işlemi yaptığı takdirde bunun müeyyidesini kanun göstermiş değildir.
• Hâkimlerin bağımsızlığı ve teminatı. Hâkim yargı yetkisini kullanacak olan «beşerî unsur» olduğu için, hâkimlik statüsü diğer memurlara göre değişik şekilde düzenlenmiştir. Gördükleri işin öiıemi dolayısıyle diğer devlet memurlarına tanınmamış olan bazı teminatların hâkimlere1 tanınması gereği duyulmuştur. «Hâkimlerin nitelikleri, tayinleri, haklan ve ödevleri, aylık ve ödenekleri, meslekte ilerlemeleri, görevlerinin veya görev yerlerinin geçici veya sürekli olarak değiştirilmesi, haklarında disiplin kovuşturması
açılması ve disiplin cezası verilmesi, görevleriyle ilgili suçlarından dolayı soruşturma yapılmasına^ ve yargılanmalarına karar verilmesi, meslekten çıkarılmayı gerektiren suçluluk veya yetersizlik halleri ve diğer özlük işleri, mahkemelerin bağımsızlığı esasına göre, kanunla düzenlenir.» (Anayasa md. 134/1). Anayasa, yargının bağımsızlığının ancak hâkime tanınacak bağımsızlık ve teminatlarla sağlanabileceğini göz önünde tutmuş ve bu ana prensipleri çeşitli hükümleriyle düzenlemiştir. Anayasaya göre «Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna, hukuka ve vicdanî kanaatları- na göre hüküm verirler» (md. 132/1); «Hiç bir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.» (md. 132/11). Anayasa, hâkimlerin bağımsızlığım sağlamak için, görülmekte olan bir dava hakkında yasaoıa meclislerinde yargı yetkisinin kullanılmasıyle ilgili soru sorulmasını yasakladıktan başka, bu konuda görüşme yapılamayacağını veya herhangi bir beyanda bulunulamayacağını da belirtmiştir (md. 132/III). Nihayet Anayasa, yargının bağımsızlığının ayrılmaz bir parçası olan mahkemelerin kararlarına yasama ve yürütme organlarıyle idarenin uyması zorunluğu- nu ve bu organlar ile idarenin, mahkeme kararlarını hiç bir şekilde değiştiremeyeceğini ve bunların yerine- getirilmesini gecjktireme- yeceğini öngörmüş bulunmaktadır (md. 132/ III).
Burada önemli olan nokta bu bağımsızlığın sadece maddî anlamda kazaî tasarruflar bakımından söz konusu olmamasıdır. Anayasa mahkemesi bir kararında hâkimlerin İdarî nitelikteki tasarruflarının da yargı yetkisinin kapsamı içine girdiğini açık olarak belirtmiştir (13.V.1964 tarih ve 99/38 sayılı Resmî Gazete). Mamafih doktrinde ancak maddî anlamda kazaî tasarruflar bakımından bir müdahalenin söz konusu olamayacağı, mahkemelerin İdarî nitelikteki faaliyetleri bakımından Adalet bakanlığının genelge gönderebileceği de savunulmaktadır. Bu , görüşe göre maddî anlamda kazaî tasarruf olmayan mahkeme işlemleri, Anayasanın kapsamına girmez (md. 132/11). Yargıtaym mahkemenin İsrar kararı üzerine verdiği bozma kararına, kararı veren mahkemenin uyma zo- runluğu (Huk. Us. Muhakemeleri kn. md. 429/III, IV), Yargıtaym içtihadı birleştirme kararlarına mahkemelerin uyma zo-” runluğu (1221 Sayılı kn. md. 8), Anayasa mahkemesi kararlarının bağlayıcılığı (Anayasa md. 152/son fıkra), uyuşmazlık mahkemesi kararlarının mahkemeleri bağlayıcılığı (Anayasa md. 142/1; 4788 Sayılı kn. md. 10, 17, 18) esas itibariyle Anayasadaki (md. 132) prensibin bir istisnası değil, fakat yargı faaliyetinin gene yargı organları tarafından kontrol edilmesi gereğinin sonuçlarıdır. Ancak belirtilen yüksek mahkemelerin bu kontrol imkânları dışında mahkemelere emir veremeyeceği, tavsiyelerde bulunamayacağı belirtilmiştir (Anayasa md. 132). Yasama, yürütme
organlarının ve idarenin mahkeme kararlarını değiştiremeyeceği ve bunların uygulanmasının ertelenemeyeceği konusundaki prensibe ceza hukuku alanında bazı gerekli istisnalar tanınmıştır: bu arada ölüm ce- cezalarının yerine getirilmesi için Türkiye Büyük Millet meclisinin karar vermesi ve özel af ilân etmelerinde olduğu gibi. Cumhurbaşkanının bazı sebeplerle cezaları hafifletme konusundaki yetkisi de bu yolda bir istjsfiadır.
Hakimlerin bağımsızlığının sağlanabilmesinin en önemli şartlarından biri hâkimlere diğer memurlardan farklı olarak teminat tanınmasıdır. Ancak bu şekilde hâkimler maddî ve manevî baskılardan uzak olarak ka- >rar verebilirler ve ancak böylece yargının istenen bağımsızlığı sağlanabilir. Çeşitli hükümlerle hâkimlere bu teminat sağlanmıştır. Teminatı teşkil eden unsurların başında hâkimlerin azlolunamayacağı prensibi gelir (A- nayasa md. 133/1). Bu prensibin kaçınılmaz bazı istisnaları vardır (msl. meslekten çıkarılmayı gerektirecek bir suç işlemek). Sağlık durumu bakımından mesleği ifa edemeyecekleri kesin olarak anlaşılanlar konusundaki istisnalar da Anayasaca saklı tutulmuştur (md. 133/11). Hâkimler kendileri istemedikçe (Anayasa md. 134/IFde öngörülen) 65 yaşından önce re’sen emekliye sevkedilemezler (Anayasa md. 133/1). Hâkimler «bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylıklarından yoksun kılınamaz» (Anayasa md. 133/1). Hâkimlerin savcılık sınıfına geçebilmesi, ancak kendi istekleri, ve Yüksek Hâkimler kurulunun muvafakati üzerine adalet bakanının kabulüyle mümkün olabilir (Yüksek Hâkimler Kurulu kn. md. 94/11). Coğrafî
rızaları hilâfına başka bir bakanlık görevine tayin edilemezler. Yüksek Hâkimler kurulunun da muvafakati gereklidir. (Yüksek Hâkimler Kurulu kn. md. 94/11). Coğrafî teminat bakımından Anayasada bir hüküm yoktur. Böyle bir hüküm, 7’inci dereceye gelmiş olan hâkimlere tanınmıştır. (Hâkimler kn. md. 79/B). Bu hükme göre, bu dereceye gelmiş olan hâkimlerin terfi suretiyle de olsa, rızaları olmaksızın mevki ve memuriyetleri değiştirilemez. Anayasa mahkemesi bir kararında (4.XI.1966 tarih ve 81/40 sayılı karar). Hâkimler kn.nun coğrafî temi- bakımından hâkimler arasında yapmış olduğu bu ayırımın Anayasaya aykırı olmadığına karar vermiştir. Mamafih doktrinde bu hükmün Anayasaya aykırı olduğu görüşü de savunulmaktadır. Teminatlar bakımından belirtilen coğrafî teminat dışında hangi derecede olursa olsun hâkimler arasında bir fark yoktur.

Yorum yazın