Gümrük Resmi Nedir

Gümrük Resmi Nedir

Gümrük resminin ilkel şekli Arap yarımadasında îslâmiyetten önce de vardı. M.ö. 2000 yıllarında, İsmail peygamber zamanında, Mekke’de bulunan iki kabileden biri kuzeyden gelen kervanlardan, diğeri güneyden gelenlerden, onda bir oranında resim alırdı. Hz. Muhammed’in dedesinin de Mekke’ye gelen kervanlardan bu resmi aldığı ve İslâmlığın ilk yıllarında bu uygulamanın devam ettiği bilinmektedir. Bazı yazarlara göre, İslâm idaresinde de bu resim onda bir oranında devam etmiş, Mekke ve Medine pazarlarına getirilen mallardan alınmıştır. Hz. Muhammed, Medine pazarında vergi memurları görevlendirmişti. Bazı kabileler özel anlaşmalarla onda bir resim ödemekten muaf tutuluyordu. Halife Ömer zamanında bu resimle ilgili geniş hükümler yürürlüğe kondu: müslümanlardan kırkta
bir, İslâm devletinin tebaası olan, «zimmet ehli» gayrimüslimlerden yirmide bir, Dâ- rülharb’e mensup olanlardan ve İslâm devletinin tebaası olmayan gayrimüslimlerden onda bir oranında alınmağa başlandı. Bu resim yalnız ticarî eşyaya mahsustu ve Mâ- verdî’nin ileri sürdüğüne göre, sadece Dârül- harb ile Dârülislâm arasında yapılmakta Cilan ticarette uygulanıyordu. İhtiyaç maddelerinin fazla miktarda gelmesini sağlamak için bazen gümrük resminde indirim yapılırdı. Nitekim halife Ömer, Medine’ye hububat ithalinde böyle bir indirim yapmıştı. Nakledildiğine göre, bu indirim yüzde elli tutarındaydı. Resmin toplanması hakkında verilen bilgiler açık olmamakla beraber, sınırda değil de varış pazarlarında alındığı anlaşılmaktadır.
Gümrük resmi nispetleri hakkında da bazı farklı bilgiler verilmektedir. Gümrük resminin «meşru» olduğu bu verilen bilgilerden anlaşılmakla birlikte, belki de zaman zaman nispeti fazlalaştır ildiği için müslüman halk arasında hoş görülmemiştir. Bundan dolayı gümrük vergisine, İslâm hukukunda meks adı verilmiştir (meks, bir kimsenin satılık malını değerinden eksik bedel ile satın almak, bir şeyi eksiltmek, zulmetmek, taaddî etmek anlamındadır). Anlaşıldığına göre, bu resim İslâmî esaslardan uzaklaşıldığı için, halk ve bilginlerce benimsenmemiş ve böyle adlandırılmıştır. Hattâ Kamus tercümesinin meks maddesinde,. Cahiliye devrinde, İslâ- miyetten önce, pazarlarda meks denen akçenin alındığı, bunun türkçe karşılığının bac olduğu ve hâlâ İslâm ülkelerinde bu Cahiliye devri zulfnünün devam ettiği yazılıdır. Demek ki meks, şeriata göre, haddini aşmış sayılan ve alınmaması gereken yerde alınan vergidir. Zamanla meşru gümrük resmi a m lamında da kullanılmıştır. Şerî bakımından, ticaret mallarından öşr almak caiz görülmüş, bunu tahsil eden memura da mu- şaddık denmiştir. Vergilerde İslâmî esaslara riayet edilmesi dolayısıyle, zamanla gümrük resmi de meks kavramı içine sokulmuş ve gümrük resmini tahsil edenlere de mekkâs denmiştir. Satış bedelinden hükümetin hisse alması, halk ve tacirlerce hoş görülmemiş, bu vergi şerî değil, örfî sayılmıştır.
Âşıkpaşazade Tarihi’nde, Osmanlı hanedanının kurucusu Osman Beyin, kendisine pazardan bac alınması teklif edildiği zaman, önce kızdığı ve tepki gösterdiği, sonra örfî olan bu resmi kabul ettiği yazılıdır. Köprü veya derbend geçenlerden alınan bac da meks kavramı içinde sayılmıştır. Meks ve mekkâslık, şeriata aykırı bir zulüm sayıldığından, mekkâs denen gümrük memurlarına iyi gözle bakılmamış ve dindar halk mekkâslık görevini kabulden kaçınmıştır. (Aynı tepkiye, Yeni Ahit’ten anlaşıldığına göre, Roma devleti adına gümrük memurluğu ve genel olarak vergi memurluğu yapanlara
karşı, İsa’nın çağdaşı olan yahudilerde de rastlanmaktadır.)
Şerî gümrük resmini toplayan kimseye, nispeti onda bir olan öşr’ü topladığı için âşir adı da verilirdi. Ticaret mallarından vergi alınabilmesi için, bazı hukukçular, âkil ve bâliğ olma (ergin olma) şartını ararlar; fakat İslâm devleti tebaası olmayan ve müstemin olarak gelen gayrimüslim tacirlerde, mal sahibinin âkil ve bâliğ olması aranmaz, «mütekabiliyet şartı»na bakılır. Ayrıca, ticaret mallarının getirilişi üstünden bir kamerî yılın geçmiş olması, tacirin, İslâm devleti tebaası ise, malları karşılığında borçlu bulunması, İslâm devletinin memuru olan âşirin, malları koruyacak ve ticarî güvenliği sağlayacak güçte bulunması gibi şartlar da aranır. Böylece, İslâm devleti tebaasından alınacak verginin, İslâm hukukçuları tarafından zekât vergisinde olduğu gibi sıkı şartlara bağlamak istendiği anlaşılmaktadır. Müsteminler için ise, tebaası bulunduğu devletin müslüman tacirlere yaptığı muameleye bakılır. Mütekabiliyet esasına göre hareket edilir. Arada anlaşma varsa, ona uyulur. Bazen, halife Ömer devrinde yapıldığı gibi, ticarî vergi ve gümrük resimlerinin indirildiği veya bazı vergilerin kaldırıldığı da olmuştur. Melikşah’m, ticarî mübadelelerin artması, ticaretin gelişmesi için kaldırdığı vergilerin toplamı 600 000 dinar tutuyordu. Hâzinenin zararına rağmen, Melikşah ve halefleri sık sık vergileri kaldırarak ticaretin gelişmesi amacını gütmüşlerdir. Anadolu Selçuklularında da, gümrük resmi nispetleri düşük tutularak ticaretin gelişmesi sağlanmak istenmiştir.
OsmanlIlarda dahilî ve haricî gümrükler vardı. Dahilî gümrükler, OsmanlI imparatorluğunun bir iskelesinden diğerine veya bir beldeden diğerine nakledilen mallardan alınırdı. Kıyılarda sevahit gümrükleri, sınırlarda hudut gümrükleri vardı; ara yerlerde bulunan gümrüklere de kara gümrükleri denirdi. Gelen ticaret eşyasından alman vergiye amediye, giden eşyadan almana reftiye, yabancı ülkeden getirilen tüketim mallarından alman vergiye masdartye, transit geçen eşyadan alınana bac-ı ubur veya mürûriye adı verilirdi. Alman verginin nispeti değişiyordu ve örfî olarak tespit edilmişti. Bunların ilk izine, Âşıkpaşazade Tarihi’nde verilen bilgiye göre, Osman Bey devrinde rastlanır. Haricî gümrük vergileri konusunda kapitülas yonlarla yeni hükümler getirildi (bk. kapİ- tülasyon). ilk kapitülasyonlarda gümrük resmi, genellikle yüzde 3 olarak tespit edilmişti. Gümrük resmi maaş karşılığı olarak fertlere verilmez, hazine adına toplanırdı. Bazen iltizama verildiği de oldu (bk. İltizam). Tanzimat’tan sonra iltizam usulü kaldırıldı. İstanbul ve dolayları için İstanbul Emtia Gümrüğü emaneti kuruldu. Taşrada da maaşlı memurlar görevlendirildi. İhraç ve ithal edilecek mallardan nasıl gümrük alınacağı tarifelerle belirtildi. Emanet idaresi 1842 yılına kadar sürdü. 1859’a kadar yeniden iltizam usulü uygulandı. Bu tarihten sonra çeşitli nizamnameler yayımlanarak gümrük işleri düzenlenmeğe çalışıldı. 1860 Yılında Kıyı, Sınır ve Kara gümrükleri on yedi emanete ayrılarak, iltizam usulü yerine yeniden emanet usulüne dönüldü. 1860-1861 Yıllarında İngiltere, Fransa, Belçika, Danimarka, İtalya, Hollanda, Avusturya, Rusya, İsveç, ispanya ve A.B.D. ile ticaret anlaşmaları imzalandı. Daha sonra Prusya ve Portekiz de buna katıldı, ithalât resmi yüzde 8 olarak tespit edildi, ihracat ve transit resimleri de bir esasa bağlandı. İstanbul Emtia Gümrüğü emaneti, Rüsumat emanetine çevrildi. Gümrük işlerinde bazı yenilikler yapıldı. Ticaret anlaşmaları süresinin bitmiş olmasına rağmen, «Düveli Muazzama»nın kapitülasyonları ileri sürerek yaptığı baskı yüzünden gümrük resmi arttırılamıyordu. Ancak 1907 yılında bu arttırma yapılabildi ve ithalât resmi yüzde 11’e çıkarıldı. Sefir ve konsoloslara ait olan, devlet daireleri ve dinî kurumlar için ithal edilen eşyadan, gümrüklerden geçenlerin şahsî eşyasından, vapurların ve yelkenli gemilerin yakıt ve kumanyalarından, geçirilen tütün ve tuzdan veya anlaşma, geregi gümrükten muaf tutulan eşyadan, fabrikaların ilk kuruluşu için getirilen makine ve âletlerden, gümrüğü ödenerek ithal edildikten sonra tamir için çıkarılıp tekrar getirilen mallardan gümrük alınmıyordu. ikinci Meşrutîyet’te bağımsız bir gümrük tarifesi uygulanmağa başlandıysa da
bü teşebbüs yarım kaldı.
Kapitülasyonların zararlı etkilerinin ortadan kaldırılması ancak 1923 yılında gerçekleşti. Lozan antlaşması, eski gümrük resimlerini beş yıl daha yürürlükte bırakmayı kabul etmekle birlikte, kapitülasyonları kaldırmayı başardı. 1929 Yılından sonra da bağımsız tve koruyucu bir gümrük rejimi uygulandı. «Spesifik» gümrük tarifesini öngören bu rejim 1954 yılına kadar yürürlükte kaldı. Bu tarihte değer (ad valorem) esasına dayanan yeni bir gümrük tarifesi uygulanmağa başlandı.
12 Eylül 1963’te Ankara anlaşması ile Avrupa Ekonomik, ortaklaşmasına katılan Türkiye’nin, gümrük rejimi de bu gümrük birliği esaslarına bağlandı. 1 Aralık 1964’te başlayan ve 20 kasım 1969’da sona eren hazırlık döneminden sonra gelen ve normal süresi on iki yıl olan geçiş dönemi, Türkiye açısından bazı yeni gümrük uygulamaları getirdi. Buna göre gümrük birliği şu şekilde kurulacaktır: gümrük vergileriyle eşetkili
(damga resmi, isfihsal vergisi gibi) vergiler kaldırılacak, Öteki ülkelere karşı ortak gümrük tarifesi uygulanacak, miktar kısıtlanacaktır. öte yandan katma protokola göre, demir çelik ve petrol ürünleri dışındaki ü- rünlere gümrüksüz satış izni verilecektir. Demir çelik maddeleri için riire ve şekil yönünden gerekli kararlar ortaklık konseyince alınacaktır. Petrol için de ayrı bir şart vardır: topluluğun petrol siyasetinin kesinleşmesine kadar, Türkiye petrol. ürünlerinde gümrüksüz olarak yılda 200 000 tonluk bir kontenjandan yararlanacaktır. Sanayi ürünleri için bazı ayrıntılı istisnalar tanındı: makinede yüzde 25, pamuk ipliğinde yüzde 25 (yalnız yıllık 300 ton kontenjan için yüzde 74), pamuklu dokuma da yüzde 25 (yalnız yıllık 100 ton kontenjan için yüzde 75) gümrük indirimi uygulanacaktır. Bu istisnalar i- çinde gümrükler, her dört yılda yüzde 25 oranında indirme yoluyle 12 yılda kaldırılacaktır. Buna göre kontenjanların 8 yıl süreceği söylenebilir. Türkiye, kendi gümrük tarifesi ile Ortak pazar üyelerinin ortaklık ‘dışı ülkelere karşı ithalâtta uyguladığı ortak gümrük tarifesi arasındaki farkı, normal rejimdeki mallarda 12 yıllık, istisna rejimi ikaldıracaktır. Bunun dışında, özel şartlı dış kredilere ve hibelere daha düşük (veya sıfır) gümrük uygulanabilecek, ayrıca ikili anlaşmalarla bağlı bulunulan ülkelere, ülke ithalâtı zarar görürse 1967 ithalâtının üçte biri kadarı için düşük tarife konulabilecek ve İktisadî İşbirliği İçin Kalkinma teşkilâtına imkânlar sağlanması konusu ortaklık konseyince ele alınacaktır. Geçiş dönemi tamu kesimi için de bir hazırlık dönemi yerine geçecektir. Bu dönemde 2 tarife pozisyonu ve alt pozisyonu gümrük dışında tutulacak; 85 tarife pozisyonu ve alt pozisyonu için yüzde 75 gümrük indirimi uygulanacaktır, öteki 6 tarife pozisyonunda yüzde 40 -70, portakal dışında narenciyede ise yiizdc 50 gümrük indirimi uygulanacaktır (portakala yüzde 40 indirim tanınacaktır). Bunun amacı ihracı mümkün ürünlerin alıcı ülkelerce ithaline kolaylık tanınmaktır.
• Türkiye’de halihazırda önemli sayılabilecek bir gümrük koruması vardır. Bu koruma genellikle ithal yasak ve kotaları ile yapılır, ithalâtı kısmak için ithal mallarının fiyatlarını arttırmak yoluna gidilir. Bunun için de gümrük resmi ve diğer dolaylı vergiler uygulanır.
Bunlar şöyle sıralanabilir: gümrük vergileri, Belediye hissesi, depolama ve nakliye masrafı, damga resmi, istihsal vergisi, rıhtım resmi. Gümrük vergileri, ithal malının CİF değeri üzerinden yüzde 200 dolaylarında bir oranla alınır. Ad-valorem sistemi uygulanır. Ancak ham petrol ve türevleri için bu sistem geçerli değildir. Belediye hissesine gelince; bu hisse ithal edilen maldan alman gümrük vergisinin yüzde 15’idir. Malın CİF değerinin yüzde 1-5 kadarı depolama ve nakliye gideri olarak gümrük idaresince kesilir. Damga resmi ise malın CİF değerinden yüzde 25 oranında alınır. Gümrük vergileri, belediye hissesi ve damga resmi devlete gelir kaynağı sağlar ve tüketimi kısar. Ayrıca ülke sanayiini dış rekabetten korur. ithalâtla alman istihsal vergisi ise ülke içindeki mal üretiminin ödediği dolaylı vergileri dengelemek için konulur.

Yorum yazın