Yörük Nedir – Yörükler Hakkında Bilgi

Yörük Nedir – Yörükler Hakkında Bilgi

YÖRÜKLER, Anadolu ve Rumeli’de göçebe yaşam süren Türk kabilelerine verilen genel ad. Sözcük Türkçe “yürümek” fiilenden türemiştir. Anlamı, yürüyen, sefere koşan, ve çadır halkı anlamına gelir. Birçok Avrupalı araştırmacı, Herodotos’-ta adı geçen Ural-Altay Bölgesi’nde avcılıkla geçinen lyrkes adlı kabilelerin ilk Yürükler olduğunu ileri sürmüştür. Troya göçebelerinin de Yörük olduğunu ileri süren bu araştırmacıların bazılarına göre, ”• bunlar daha sonra buradan Avrupa’ya geçmişlerdir. Cengiz Han yasasında * “YaŞakh” olarak adlandırılırlar. Bu Yürükler, nöker olarak da adlandırılır ve ordu halkının vergilerini toplanlardı. Aynı şekilde Osmanlı Devleti’nde de, orduya vergilerini veren Yörükler, seferlere kendi aileleri İle katılırlardı. Ali Şir Nevai, bunları Kara Çerig olarak adlandırır.

1071’deki Malazgirt Zaferi’nden sonra, Anadolu’ya gelen konar-göçer topluluk burada da eski yaşama biçimlerini değiştirmeden sürdürdüler. Arıcak ilk gelen göçebeler arasında Yürüklere rastlanmamaktadır. Oğuzların, Anadolu’ya gelip, İslam dinini kabul etmelerinden sonra Türkmen adı İle anılmaları ve göçebe öğelerle birlikte hareket etmeleri sonucu, bazı araştırmacıların Yörük sözcüğüyle Türkmen sözcüğünü aynı anlamda kullanmalarına neden olmuştur. Nitekim Anadolu’da yaşayan Yörük ve Türkmenlerln yaşam biçimleri büyük bir benzerlik gösterir. Bu nedenle, dönemin kaynaklarında yer alan bu göçer aşiretlerin iki aynı ad taşımakla birlikte aynı aşiret olduklarını göstermektedir. Aşık Paşazâde, eserinde “Göçer Türkmân ve Tatar”, “Göçer evli Türk” ve “şimdiki halde Rum’da olan Tatar ve Türkman ol taifedendir” ifadelerinden, Yürüklerin de bunların arasında yer aldığı açıklıkla söylenebilir.

Bir başka kaynakta (Yazıcıoğlu) da, Antalya yöresinin fethi dolayısıyla “memleketin sahraları ve bîşeleri Eğirdir’-den Yörük evi ile doldu” İfadesinden, daha 13.yy’da Yürüklerin Anadolu’nun batı bölgelerine bile yayıldıkları anlaşılır. 14.yy’ın ortalarına doğru ise, Yürüklerin Anadolu’nun her yanına yayıldıkları görüler.

Daha sonra yerleştikleri bölge ya da kentlerin adlarıyla anılmışlardır; Örneğin: Mamalu, Danişmendlü, Haşan Develi, Tekirdağ ve Ofçabolu gibi.

Yürüklerin Avrupa yakasına, Türklerin Gelibolu’yu ele geçirmeleriyle geçtikleri bilinmektedir. Yıldırım Bayezit (1389-1402) döneminde bu geçiş iyice hızlandı, çoğu zaman zorunlu göçürülme biçiminde gerçekleşti, Aşık Paşazâde, 1355’de karesi’-de bulunan bir grup koner-göçerlerin Rumeli’ye geçirilerek, Gelibolu yakınına yerleştirildiklerini, daha sonra da Hayrabolu’yu yurt edindiklerini yazar. (1362-1389) Yürüklerin Rumeli’ye geçişleri, I. Murat döneminde de sürdü, topluluklar halinde, yeni ele geçirilen bölgelere yerleştirildiler. Bu bölgelere yerleştirilen Yörükler, ileride yapılacak olan savaşlarda Osmanlı Ordusu’na büyük katkıda bulundular. I. Bayezit 1400’de Menemen Ovası’nda kışlayan Yürükleri, oradaki tuz gümrüğüne aykırı hareket etmeleri üzerine Filibe’ye sürgün etti. Böylece Yenişehir ve Teselya bölgesinde 30.000’den fazla Yörük toplandı. Ankara Savaşı’ndan (1402) sonraki şehzadler kavgası sırasında Yörükler, kardeşler arasında birbirine karşı kullanılmak üzere, kalabalık gruplar halinde yeniden Rumeli’ye geçirildiler. II. Murat (1321-1451) Fatih dönemlerinde daha kalabalık Yörük grupları Rumeli’ye geçirildi (1451-1481).

Yörükler, Anadolu’da Türkmenlerle birlikte genellikle Orta, Güney ve Batı Anadolu bölgelerinde yoğun biçimde yaşarlardı. Anadolu’da bugünkü Sivas, Ankara, Bolu, Kastamonu, Balıkesir, Manisa, Kütahya, Afyon, Uşak, İzmir, Aydın, Antalya, Konya, Adana, Hatay, Gaziantep ve Ma-raş illerinin bulunduğu çok geniş bir alana yayılmışlardı. Değişik adlar taşıyan bu

Yörükler, ayrıca kendi aralarında da, birçok kollara ayrılmışlardı. Bunlardan Ankara, Tokat ve Kırşehir bölgesinde yaşayan Ulu-Yörük topluluğu ile daha geniş bir topluluk olan Ankara Yürükleri, Orta Anadolu yaylasında yaşıyorlardı. Bu arada Aydın, Honaz Nif, Çeşme ve Bozdoğan bölgesinde Karaca-Koyunlu, Menteşe Bölgesi’nde Oturak Barza, Güne-Barza, Küre-Barza, İskender Bel, Kayı, Horzum, Kızılca-yalınç, Bolü, Borlu, Tefenni ve Ereğli yörelerinde genel olarak Bolu Yürükleri diye adlandırılan Yörük grubu yaşıyordu. Söğüt Yörükleri adı altında bir araya gelen büyük bir Yörük grubu da, Bursa’daki Emir Sultan reayası olarak, Söğüt, Edincik, Balıkesir, Bursa, Bergama, Gönen ve İnegöl’e kadar yayılmışlardı. Bunlardan daha küçük gruplar olarak da Karakeçili cemaati, Söke ve yöresinde Boynu-inceli Türkmenleri, Nevşehir ve Aksaray yöresinde Kayı ve Çoban Yörükleri ve Manisa ve yöresinde yaşıyorlardı. Çok kalabalık bir grup oluşturan Danişmendli Yörükleri ise, Aksaray, Kırşehir, Aydın ve Adana gibi çok geniş bir alana dağılmışlardı. Akkoyunlu Yörükleri ise, küçük bir grup olarak, Biga ve yöresinde yaşıyorlardı.

Anadolu’da bölgesine göre dağınık bir biçimde yaşayan Yörükler, Rumeli’de iyi, bir •biçimde örgütlenmişlerdi. Buradaki Yürükler, İstanbul’dan kuzeye doğru Bender ve Akkirman’a kadar, oradan Tuna’yı izleyerek, Bulgaristan ve Sırbistan sınırlarına, oradan da Selanik Çatalcası’na kadar yayılmışlardı. Bu geniş alanda sekiz grup olarak defterlere yazılmış olan bu Yürükler, düzenli bir disiplin altında tutulmuşlardı.

Bunlar, Tekirdağ, Naldöken, Kocacık, Vize, Selanik ve Ofçabolu Yörükleri adını taşıyorlardı.

Tekirdağ Yörükleri, aynı zamanda Tanrı-‘dağı ve Karagöz Yörükleri olarak da biliniyorlardı ve Rumeli Yörüklerinin en kalabalık grubunu oluşturuyorlardı. 16.yy’ın sonlarına kadar sürekli artış gösteren Tekirdağ Yörükleri, 1543’te yapılan bir sayım ve yazımda, 328 ocak iken, 1591 ‘de 420 ocağa yükselmişlerdi. Bunlar çoğunlukla Edirne, Kırkkilise (Kırklareli), Bender, Akkirman, Rusçuk, Tırnova, Razgard, Niğbolu ve kuzey Bulgaristan bölgesinde, daha kalabalık olarak da Kavala, Drama, Demirhisar ve Makedonya’da yaşıyorlardı.

İkinci grubu oluşturan Naldöken Yörükleri ise, 1543’teki yazımda 196 ocak iken, 1603 yazımında 243 ocağa yükselmişlerdi.

17.yy’da 112 ocağa düşen Naldöken Yörükleri Eski Zağra, Filibe, Yenice Zağ-ra, Tatarpazarı, Çirmen, Yanbolu’ Kızanlık, Silistre, Varna, Şurnnu kent ve kasabalarında yaşıyorlardı.

Üçüncü grubu oluşturan Selanik Yörüklerinin beyi, tüm Rumeli’deki Yürüklerin genel beyiydi. 1545 yazımında bunların Makedonya, Teselya ve Bulgaristan ile Dobruca bölgelerinde yoğun biçimde yaşadıkları belirlenmişti.

Rumeli’deki dördüncü Yörük grubunu oluşturan Ofçabolu Yörükleri, 1566’da97

ocak idi. 1603 yazımında ise 66 ocağa indi.

Bunlar da, Üsküp, iştip, Kosova, Manastır ve Bulgaristan’da Dobruca yörelerinde yaşıyorlardı.

Vize Yörükleri, Rumeli’deki Yörüklerin sayıca az olan grubu oluşturuyordu; bunlar Rumeli’ye ilk gelen yörüklerdi. Ancak geniş bir alana yayıldıklarından parçalanmışlardı. 1543 yazımında 39 ocak iken, 1571 ’de 41 ocak olarak görülmektedirler. Bunlar çoğunlukla, Dimetoka, Malkara, Hayrabolu, Eski Zağra ve Varna bölgelerinde yaşıyorlardı. Bunların subaşısı, bir ara tüm çingenelerin müsellimliğini ve zabitliğini yapmıştı.

Kocacık Yörükleri, II. Murat döneminde Ankara yöresinden Rumeli’ye göçürül-müşlerdi. Bunlara aynı amanda Koca Hamza Yörükleri de denilmektedir. 1543 yazımında 132 ocak idiler. 1584 yazımında 179 ocağa yükselmiş 17.yy’ın ortalarına doğru da birden 18 ocağa düşmüşlerdi. Kocacık Yörükleri, Doğu Teselya, Bulgaristan ve Doğu Rumeli yörelerinde yaşıyorlardı. Aynı zamanda Dobruca, Bender ve Akkirman yörelerinde de dağınık biçimde Kocacık Yörüklerine rastlanıyordu.

Osmanlı imparatorluğu’nun kuruluş yıllarında Yörükler, devlet için askerî bakımdan önemli ve gerekli bir öğe olmuşlardı.

Yeni kazanılar topraklarda kendilerine bazı ayrıcalıklar tanındığından, bazı görevlerle sorumlu tutulmuşlar ve rahat bir yaşam sürmüşlerdi. 17,yy’ın sonlarına doğru Osmanlı Devleti’nde olayların yoğunluğu ve yönetsel düzenin sırsılması sonucu, Yörük topluluklarında da büyük karışıklıklar ortaya çıktı. Bu yüzden devlet Yörükler üzerindeki yönetsel otoriteyi sağlamak ve zararları önlemek için, Yörükleri zorunlu yerleşime yönlendirdi. Bu zorunlu yerleşimin başlıca amacı, konar-göçer yaşam biçimleri dolayısıyla, yerleşik halka zarar vermelerini önlemek ve boş olan yerleşim merkezlerinin onarılmalarını ve ekilmeyen toprakların işlenmesini sağlamaktı. Ayrıca bazı eşkiya gruplarının hareketlerini denetlemek de zorunlu yerleşimin amaçlarından biriydi. 1683 Viyana Seferi’nin yenilgiyle sonuçlanması üzerine, Rumeli ve Anadolu’da geniş ölçüde aşiret hareketleri ve eşkiyalık olayları patlak vermişti. Sadrazam Köprülü Fazıl Mustafa Paşa’nın yönetimi sırasında, 1691 ‘de aşiretlerin geniş biçimde yerleşim düzene geçirilmelerine girişildi. Rumeli’deki konar-göçerler de evlâd-ı fatihan adı altında yeni bir örgütlenmeye tâbi tutuldu. Daha sonra’ da bunlardan askerî amaçlarla yararlanılmaya çalışıldı. Anadolu’daki Yörükler ise, Hama, Humus, Rakka ve Haleb bölgelerine yerleştirilmeye başlandı. 1692’de yayımlanan bir fermanla Anadolu’da 70 kadar Yörük oymağının yerleştirildiği görülür. Daha sonraki yıllarda ise, Harran, Çitili, Belih Suyu yöreleri, Bo-zabat ve Çarmelik kasabalarıyla Menbiç Ovası, Yörüklerin yerleştirildikleri yerler oldu. 16930teki yerleştirmede ise, Yörüklerin Zamantı ve Pınarbaşı yaylalarına, 1728’de ise Kozan Dağı Bölgesi’rıdeki Yörüklerin Orta Toroslara İçel, Antalya ve

İsparta bölgelerine yerleştirildikleri görülür. Bunlardan başka, Çiçekdağı, Nevşehir, Teke, Hamid, Beyşehri ve Alaiye kasaba ve kentleri de yörüklerin yerleştirildikleri yerlerdir.

Bu arada Arap aşiretlerinin baskısı sonucu, bazı Yörüklerin yer değiştirdikleri görülür. Ayrıca yerleştirildikleri yerlerin coğrafya koşullarına uyum sağlayamayan Yörükler de kendiliklerinden yer değiştirdiler. Sonradan bu Yörükler devlet Halep yöresinde zorunlu yerleşime tabi tutuldular.

19.yy’ın ortalarından sonra Yörüklerin yerleşik düzene geçmeleri daha disiplinli uygulamalarla gerçekleştirildi. Yerleşmeleri için, başlarına bir yetkili görevlendirildi. Bu yetkilinin gözetiminde, Bursa, Sivas, Ankara, Konya ve Aydın eyaletleriyle yöreleri yerleşim bölgeleri oldu. Ayrıca Adana, Hatay ve Halep bölgelerindek olayların yoğunluk kazanması nedeniyle Fırka-i İslahiye, Adana, Halep, Maraş ve Antep’-de yeni kasabalar kurularak Yörükler buralara yerleştirildiler.

Yörüklerle ilgili hükümler ilk kez, Fatih Ka-nunnamesi’nde yer alır. Dönemin askerî ve yönetsel gereksinimleri ne yanıt biçimde düzenlenmiş olna bu yasadaki hükümler, Kanuni Sultan Süleyman Kanunname-si’nde daha da geliştirildi. Yörüklerin askerlik görevleri kendi aralarında ocaklara ayrılmıştı. Bu ocakların her birinden 5 kişi sefere gider ya da devlet hizmetini yerine getirirdi. Ocakta kalan öteki 25 kişi yamak olurdu. Eşkinci olarak seçilen bu 5 kişinin sefer ya da divan-ı hümayun’a hizmet karşılıkları altı aylık sürelerle ellişer akçe olarak yamaklarca ödenirdi. Bunun için yamaklara ellici denilirdi.

Kanuni Sultan Süleyman Kanunnamesi’-ne göre, Yörüklerin yaşam biçimleri sürekliliğini korurdu. Ancak Yörükler tarıma yönelik bir yaşam biçimini benimserlerse, reaya yazılırlardı. Yörükleri yerleşik yaşama alıştırmak için, yaşadıkları koşullara uygun köyler ve mezraalar ile yurtlardan oluşan kazalar kuruldu. Anadolu’da böyle kurulmuş birçok Yörük kazası verdi. Bunlar arasında Konya Ovası’nda Esb-Keşan grubunun birbirinden ayrı Eski-il, Bayburt ve Turgut adını taşıyan üç kazası bulunurdu. Ankara yöresindeki Yörüklerin de Yörükan-ı Ankara adında bir kazaları vardı. Kütahya Yörüklerinin ise, Bozkuş ve Kılcan adında iki ayrı kazaları, Aydın yöresinde yaşayan Karacakoyunlu Yörüklerin ise, Karacakoyunlu adındaki bir kazaları vardır. Bu örnekleri daha da çoğaltılabilir.

Yörükler, yaşadıkları koşullar nedeniyle vergiden muaf tutulmuşlar ve Yürüklükten çıkıp, reaya olmaları sürekli önlenmek istenmiştir. Örgütün sürdürülmesi.gereği, eşkinci ve yamakların birer nedenle Yürüklükten vazgeçerek, doğancılık, taycı-lık, çeltikçilik, tuzculuk ve kürecilik gibi ordunun başka gödevlerine yazılmaları halinde bile, üzerlerinden Yörüklük durumunun kaldırılmadığı görülür. Yine de Anadolu’da, az ölçüde de Rumeli’de Yörüklerin Yürüklükten çıkıp, çift tutarak reaya olmalarına izin verilmiştir, bu durumda da ağnam ve çift vergisi vermek zorunda bırakılmışlardır. Nitekim konar-göçer biçim

de yaşayıp, zamanla çift ve çubuk sahibi

olan Yörüklerin zamanla tımara yerleştik leri görülmüştür.

Devlet Yürüklerden sürekli biçimde yararlanmayı ilke edinmiş ve onları çok çeşitli hizmetlerde çalıştırmıştır. Daha Rumeli’nin ele geçerilmesinden hemen sonra, bayındırlık ve koruma hizmetlerinde görev almışlar, yaşadıkları coğrafya alanların durumuna göre, çeşitli hizmetleri yerine getirmişlerdir. Kıyılarda gemi malzemesinin sağlanmasında ve gemi yapımında, der-bendlerde ve ana yollarda yol güvenliği, onarım, köprü yapımı ve menzillerde zahire toplanması, maderlerde ve ordunun ulaşım işlerinde hizmet görmüşler, ayrıca gerektiğinde kalelerin onarımında da görev almışlardır.

Yörükler, aynı zamanda zengin bir folklorik birikime sahiptirler. Eski Türklerin yaşam biçimi, töre ve geleneklerinin canlı biçimde yaşatılmasında ve sürdürülmesinde Yörükler önemli hizmetler görmüşlerdir. Yörükler birbirinden değişik ağızlar konuşurlardı. Eski Türk dininin kalıntılarını yaşatmışlar, bazıları Şiiliğinin etkisinde kalmış, hayvancılık ve buna bağlı olarak kendileri için zorunlu olan işlevleri ve meslekleri çok iyi yapmışlardı. Kadınları elbise dikmek, sepet ypamak, keçe, kilim ve halı dokumak gibi, çeşitli işlerde çok ustadırlar. Genellikle keçi kılından ve koyun yününden yapılmış çadırlarda yaşarlardı.

Yorum yazın